Bırakılmış Bebek

Sabahın erken saatlerinde Çiğdem tuhaf bir rüya gördü: sanki oğlu Ali, verandada durup kapıyı çalıyor gibiydi Uyanınca çabucak ayağa kalktı, çıplak ayaklarıyla koşarak kapıya yöneldi.

Bir anda güçsüzleşti, kapı çerçevesine yaslandı ve hâlâ sessiz bir bekleyişe daldı. Hiç kimse yoktu. Bu tür rüyalar ona sık sık gelirmiş; her seferinde kapıyı çarpar, büyük bir hevesle açar ve karanlık boşluğa bakardı. O da o sabah kapıyı çabuk açtı, gece karanlığını süzdü. Sessizlik ve loş ışık etrafını sardı. Çarpıntılarını yatıştırmaya çalışarak merdivenin bir basamağına oturdu. O anda bir ses duyuldu: ince bir cıvıltı ya da hışırtı gibiydi.

Yine komşunun kedisi mi sıkıştı? diye düşündü Çiğdem, çalıların arasından bir yavruyu kurtarmaya hazırlanırken. Ancak bu sefer kedi değildi; çalıdan çıkan eski renkli bir bez parçasıydı. Bez eline yapışınca, içinde minik bir bebek yatıyordu. Çıplak, henüz göbek bağı düşmemiş bir erkek bebekti.

Göbek bağı hâlâ bağlı olduğu için henüz bir haftadan az bir yaşı olduğu belliydi. Bebek hâlâ ağlayamıyordu; ıslak, yorgun ve muhtemelen açtı. Çiğdem onu kucağına alıp hafif bir hışıltı duydu. Ne yapacağını bilmez bir şekilde çocuğu göğsüne bastırıp koşarak eve gitti. Temiz bir çarşaf buldu, bebeği sardı, sıcak bir battaniye koydu ve süt ısıtmaya başladı. Bebek ilk defa beslenirken gözleriyle suyu izliyordu, ama birdenbire doyunca uykuya daldı.

Gün doğarken hâlâ çocuğa bakıyordu; onu düşündükçe kalbi bir kez daha sıkıştı. Çiğdem kırklarının üzerindeydi ve köyde gençler ona hala deyip seslenirdi. Kocasını ve oğlunu bir yıl içinde savaştan kaybetmiş, tek başına kalmıştı. Yalnızlık ona yabancı değildi; yılların acı gerçeği ona yalnız olduğunu sık sık hatırlatırdı ve zamanla sadece kendine güvenmeyi öğrenmişti. Şimdi ise ne yapacağını bilemez haldeydi. Çocuk hala huzurlu bir şekilde uyuyordu. Aklına bir fikir geldi: komşusu Gültene danışmalıydı. Çıplak bir adım daha atarak Gültenin evine gitti.

Gültenin hayatı pek çok kişi gibi sorunsuz ve sakin bir deniz gibi akıyordu. Hiç evlenmemişti, hiç kayıp vermemişti; erkekleri gelip geçer, ona hiç bağlanmazdı. Gülten, şık bir elbise içinde, omzuna atmış hafif bir eşarpla, güneşin doğuş ışıkları altında esnedi. Çiğdemin anlatısını duyunca kısaca, Peki, sana ne lazım? dedi ve evine döndü. Çiğdem, Gültenin penceresindeki perde hafifçe sallandığını fark etti; demek ki bir bekar genç adam gecenin bir kısmını orada geçirmiş. Gerçekten ne gerek var? diye mırıldandı.

Evine döndü, bebeği besledi, onu kurutmak için bir bezle sardı, bir kaç ekmek alıp şehre doğru yola çıktı. Beş dakika içinde bir kamyonun fren sesi duyuldu; kamyon şoförü yoldaki bir çanta gördü ve sordu:

Hanımefendi, hastaneye mi gidiyorsunuz?

Çiğdem soğukkanlı bir şekilde Evet, hastaneye dedi.

Yetimhane, çocuğun kaydını yaptırırken Çiğdem, içinde bir şeylerin eksik olduğunu, vicdanının bir kırıntısının huzursuz ettiğini düşündü. Kendi yalnızlığını hatırladı; kocası ve oğlu öldüğünde hissettiği o boşluğu. Yetimhane müdürü ona sordu:

Çocuğa ne isim koyacağız? Hangi ismi tercih edelim?

Çiğdem bir an düşündü, sonra şaşkınlıkla Ali dedi.

Müdür gülümsedi: Güzel bir isim, çokça Ali ve Ayşe var savaş sonrası. Kimin çocuğu olduğunu kim bilir, ama bir çocuğu sevmekte fayda var, anne gibi davranmaktan çok daha farklı bir şey var.

Bu sözler Çiğdemin içinde bir burukluk yarattı. Akşam eve döndüğünde lambayı yaktı ve eski Ali beziğini gördü; onu bir kenara atmamış, sadece kenara koymuştu. Bezi eline alıp yatağa oturdu. Nemli bezin kenarında bir düğüm buldu; içinde gri bir kağıt parçası ve basit bir kurşun kalemden bir haç vardı. Kağıdı açtı ve okudu:

Sevgili, iyi kalpli bir kadın, affet beni. Bu çocuğu artık istemiyorum, hayatımda karmaşa var, yarın benden iz kalmayacak. Lütfen oğlumu bırakma, onun için yapabileceğin bir şey yap. ve altında çocuğun doğum tarihi yazıyordu.

Bu satırlar Çiğdemi derinden sarstı; gözyaşları sel gibi akıp gitti. Kendini bir mezar taşına yaslanmış gibi hissetti. Gözyaşları, Artık daha fazla gözyaşı kalmadı diye bir melodiye dönüştü. Kocasını ve oğlu Aliyi hatırladı; nasıl mutlu bir evlilikleri olduğunu, Alinin doğuşunu, köydeki kadınların onun ışığından kıskançlıkla bahsettiği anları… Savaş öncesi Ali, sürücü kursunu bitirmiş, köyde yeni bir traktör alacakmış, ona bir gün Çiğdemi yeni arabasıyla götürecek diye söz vermişti. Ama savaş geldi, 1942nin Ağustos ayında kocasını, aynı yılın Ekim ayında ise oğlunu kaybetti. Mutluluğu bir anda karardı, beyaz ışık sönüp gitti. Çiğdem, bir köy kadını gibi gece yarısı kapıyı çalar, karanlığa bakar, yalnız bir kedinin miyavlaması duyulurdu.

Ertesi sabah yeniden şehre gitti. Yetimhane müdürü onu hemen tanıdı ve Oğlunu geri almak istediğini duyunca şaşırmadı dedi.

Tamam, dedi müdür, evrak işleriyle yardımcı oluruz.

Aliyi bir battaniyeye sardı, yetimhane kapısından çıkarken kalbi hâlâ eski boşlukla dolu değildi. Hüzün yerini sevinç ve sevgiye bırakmıştı. Çiğdem, evine döndüğünde tek karşısında kocası ve Alinin fotoğrafları vardı; ama artık yüzleri daha yumuşak, aydınlık ve cesaret vericiydi. Çiğdem, Aliyi kucağına alıp kendini güçlü hissetti; çünkü çocuğa uzun zaman boyunca ihtiyaç duyacağı bir anne olacaktı.

Bana yardım eder misiniz? diye fısıldadı fotoğraflara.

Yirmi yıl geçti. Ali genç bir adam olmuş, yakışıklı, birçok genç kız onunla evlenmek isterdi. Ancak kalbi başka birine, en çok da annesinin sevgisinden sonra Lale adlı bir kıza bağlandı. Ali bir gün Laleyi annesine tanıttı; Çiğdem gözlerini büyük bir gururla açtı: Oğlum büyüdü, gerçek bir erkek oldu. Çiğdem, çifti kutsadı, düğün büyük bir coşku ile gerçekleşti, yeni bir yuva kuruldu. Zamanla çocuklar geldi; en küçük çocuğa yine Ali adı verildi ve Çiğdem, nesiller boyu süren bir aile ağacına sahip oldu.

Bir gece dışarıda gürleyen bir fırtına sesini duydu, kapıya koştu, kapıyı açıp avluya çıktı. Gökyüzü şimşeklerle çarpışıyordu. Teşekkür ederim, evlatçığım, diye fısıldadı Çiğdem, Şimdi üç Alim var ve hepinizi seviyorum. Dışarıda köklerini derinleştirmiş bir ağaç hışırdadı; o ağaç, kocası Alinin doğum günü gününde dikip, bir şimşek aniden çaktı sanki Alinin gülümsemesi gökyüzüne yansıyan bir ışık gibi parladı.

Rate article
Lifequest
Bırakılmış Bebek