Bir yıl daha beraberiz…
Son zamanlarda Arif Bey dışarıya tek başına adımını bile atmıyordu. O dışarıya kendi başına çıkmamayı, bir gün hastaneye gittiğinde neredeyse evini ve adını unutunca iyice kafasına koymuştu. O gün ters bir yöne gitmiş, mahallede uzun uzun dolaşmıştı. Nihayet gözleri o kadar aşina olduğu bir binaya takılınca durdu. Meğer neymiş? Saat fabrikası! Arif Beyin neredeyse elli sene çalıştığı yer.
Binaya bakakaldı Arif Bey; Burayı kesin biliyorum, diyordu kendi kendine. Ama neden bildiğini, kim olduğunu bir türlü çıkaramıyordu kafasında; ta ki birisi gelip omzuna tık diye bir dokunana kadar.
Arif Abi! Ne oldu, yine mi bizim taraflara düştün? Senden geçenlerde konuşuyorduk, ne güzel ustamız ve rehberimizdin! Ya, ben Bilal, hani şu sendeki adam oldum diyen! Sen tanımadın mı beni, Arif Abi!
Arif Beyin kafasında bir ampul yandı sanki, zihni birden berraklaştı, her şeyi hatırladı, Allahım şükürler olsun, dedi içinden.
Bilal sevinçle eski ustasına sarıldı:
Hatırladın mı? Bıyıkları kestim, ondandır hemen beni çıkaramadın! Ne dersin, hadi bizimle gir içeri, arkadaşlar da seni görüp çok sevinir?
Bilal, başka zaman olsun, biraz yorgunum, dedi Arif Bey doğrusu.
Benim arabam burada! Hemen seni evine bırakayım, adresini unutmadım! diye sevindi Bilal.
Bırakmakla kalmadı, eve kadar getirdi. O günden sonra Saadet Hanım, eşini tek başına hiçbir yere bırakmamaya karar verdi, gerçi hafızası şimdilik iyiydi ama Artık her yere, parka da, hastaneye de, markete de beraber gidiyorlardı.
Bir gün Arif Bey hastalanınca işler değişti: Ateş, öksürük… Eşi Saadet Hanım, hem kendi de pek iyi hissetmese de ecza dolabına ve markete gitmek için yalnız dışarı çıktı. Alması gerekenleri alıp dönüyordu ki, sanki torbasında taş var O kadar alışveriş yapmasına hayıflanarak bir iki adım daha attı, durdu, nefeslendi. Sonra torbayı kaldırıma koyup, o da bir güzel oracığa oturuverdi. Yahu, bu yaşta niye bu kadar çok şey aldım? Kafam iyice gitmiş demek!
İyi ki apartmandan komşular çıkmış, karı koca Saadet Hanımı yerde yatarken bulmuşlar, hemen ambulansı çağırdılar
Saadet Hanım hastaneye kaldırıldı. Komşular ise alışverişi ve ilaçları topladı, apartmana geri dönüp, Arif Beyin kapısını çalmaya başladılar.
Herhalde eşi Arif evde, hasta galiba, iki gündür görmüyorum Uyuyordur belki, Saadet Hanım da sağlığıyla boğuşuyordu, ah yaşlılık, zor iş, sonra tekrar uğrarım, dedi komşu Hacer Hanım.
Arif Bey ise kapı zilini duyuyordu, ama öyle bir öksürük ve halsizlik vardı ki, kalkmaya çalıştı, ayağı takıldı, neredeyse yere düştü Öyle bir sersemlik Sonra uyku ile uyanıklık arası bir hâl aldı, kafası bulandı… Peki ya Saadet Hanım? “Bu kadar uzun ne diye dönmüyor?” diye düşünüp durdu.
Bir süre öylece yatarken, tam o sırada hafif adım sesleri duydu. Birden eşi Saadet Hanım yanında beliriverdi. Aman ne iyi ettin geldin! dedi içinden.
Arif, hadi kalk, elimi tut, birlikte kalkalım, dedi Saadet Hanım, ama elinin soğukluğundan bir gariplik vardı.
Kapıyı aç, aç hemen, dedi fısıldayarak.
Neden? diye şaşırdı Arif Bey ama istediğini yaptı; bir açtı ki, içeri Hacer Hanım ile Bilal girdi.
Arif Abi, hayırdır, niye açmıyorsun kapıyı, kapıyı çaldık, tıkladık?
Saadet, hani Saadet? Az önce buradaydı, dedi Arif Bey, bembeyaz dudaklarla.
O hastanede yoğun bakımda, şaşırdı Hacer Hanım.
Bence sayıklıyor, dedi Bilal, tam o sırada Arif Bey bayılıp yere düştü.
Komşu ve Bilal hemen ambulansı çağırdı; ateşten bayılmış meğerse.
İki hafta sonra, Saadet Hanım hastaneden çıktı. Bilal arabasıyla evlerine bıraktı, o ve komşu tüm süreçte Arif Beye göz kulak oldular, Arif Bey de hızlıca toparlandı.
En önemli şey ise; hâlâ beraberdiler.
Arif Bey ve Saadet Hanım nihayet evde baş başa kalınca gözleri yaşardı.
İyi ki iyi insanlar tükenmemiş Arif, Hacer Hanım harika kadın, hatırlıyor musun, çocukları okuldan gelince bize gelirdi, onlara yemek yedirir, derslerini yaptırırdık, sonra Hacer işe gelir, hepsini alırdı.
Doğru, herkes iyiliği hatırlamıyor ama onun kalbi hâlâ tertemiz, iyi insanlar az kaldı, dedi Arif Bey.
Bilal dedin mi, gencecik bir delikanlıydı, hep elinden tuttum, ustalık ettim, bugün gençler yaşlıyı unutur, ama o beni bırakmadı!
Birkaç güne yeni yıl, Arif, ne güzel ki yine beraberiz, dedi Saadet Hanım, eşine sarılarak.
Saadet, bana şunu söyle: Sen nasıl oluyordu da yoğun bakımdan çıktın, geldin bana, kapıyı açtırdın? Az kalsın sen olmadan giderdim bu dünyadan! dedi nihayet Arif Bey.
İçinden, Ya yine kafamdan şüphelenecek! diye çekindi. Ama Saadet Hanım şaşkın gözlerle baktı:
Demek gerçekten öyle oldu? Bana doktorlar klinik ölüm geçirdin demişti, o sırada rüya gibi sana geldiğimi hatırlıyorum. Kendi kendimi hastanede yatarken gördüm, sonra bir şekilde çıktım, senin yanına vardım…
Vay be, yaşlı yaşlı ne mucizeler! Ama seni hâlâ ilk günden daha çok seviyorum, dedi Arif Bey ellerini tutarak. Uzun uzun, sessizce birbirlerine baktılar. Sanki bir şey kaf dağından gelip onları tekrar ayıracak gibi…
Akşam, yılbaşı gelmeden Bilal uğradı, eşi börek yapmış, getirmiş. Sonra komşu Hacer Hanım da geldi, hep beraber çay börek Ruhları ısındı, keyiflendiler.
Yılbaşını Arif Bey ve Saadet Hanım birlikte karşıladılar.
Ben dilek diledim: Bu yılı da birlikte geçirirsek, yıl bizim demektir. Belki bir yıl daha yaşarız, dedi Saadet Hanım, gülerek.
O an kahkaha attılar. Bir yıl daha birlikte yaşamak; işte o gerçek mutluluk…




