Ona İhtiyacım Yok. Ondan Vazgeçiyorum.

O bana hiç gerekmedi. Ondan vazgeçiyorum.

Elif, yatağa oturmuş, bacaklarını çekerken sinirli bir şekilde tekrar ediyordu:
– O bana hiç gerekmedi. Ondan vazgeçiyorum. Ben sadece Ahmeti istiyorum, ama o çocuğa ihtiyacı olmadığını söyledi. O zaman ben de ona ihtiyacım yok. Ne yaparsanız yapın, benim umuruma bile gelmez.
– Canım kızım! Kendi çocuğundan vazgeçmek barbarlık demektir. Hayvanlar bile bunu yapmaz dedi doğum servisi şefi.

– Hayvanların ne yaptığı umurumda değil. Beni hemen taburcu edin, yoksa burada her şeyi dağıtacağım diye öfkeli bir yeni anne bağırdı.
– Sen, aptal kız, Allah affetsin! diye iç çekti şef.

Deneyimi, bu durumda tıbbın çaresiz olduğunu gösteriyordu. Elif bir hafta önce doğum servisinden çocuk servisime transfer edilmişti. Kavgacı, inatçı bir kadın. Çocuğunu kendisi beslemeyi reddediyor, ne kadar ısrar etsek de. Tek kabul ettiği şey, süt sağması, ama o da bir çıkmaza girmişti.

Çocuğun tedavisini üstlenen genç doktor Meryem, Elifle başa çıkmakta zorlanıyordu. Elif sürekli kriz yapıyor, Meryeme çocuğun tehlikede olduğunu anlatmaya çalışıyordu. Elif, Böyleyse kaçacağım dediğinde Meryem çaresizce şefe koştu; şef ise bir saat boyunca bu mantıksız anneyi ikna etmeye çalıştı. Ama Elif, Ahmet beni beklemeyecek, gidecek diyerek ısrar etti.

Şef, yılların tecrübesiyle benzer annelerle başa çıkmayı biliyordu. Üç gün daha tutabilirim, diyerek Elife zaman tanıdı. Üç gün diye duyunca Elif öfkesine hakim olamayıp bağırdı:
– Siz delirdiniz mi? Ahmet bu çocuktan kızıyor, ben de ona gidemeyeceğim, o Katıyi alacak.
Gözyaşları içinde, Ahmetin onu bırakacağını ve Katının sadece onun peşinden koşacağını haykırdı. Çocuğu sadece evlenmek umuduyla kabul etmişti.

Şef bir kez daha derin bir nefes alıp Elife papatya çiçeği likörü verdi ve odanın kapısını yöneldi. O sırada sessizce koridoru geçmekte olan görevli doktor da peşinden yürüdü.

Koridorda durdu ve hafif bir sesle sordu:
– Çocuğun böyle bir anneyle iyi olacağını düşünüyor musunuz?

– Canım kızım dedi şef Ne yapacağız? Aksi takdirde onu bebek evi, sonra da yetimhaneye gönderecekler. Aileleri var, sen de anne babanın iletişim bilgilerini al, onlarla konuşalım. Çocuk güzel bir delikanlı, belki bir umut olur.

Elif aynı gün kaçtı. Şef, anne ve babanın telefonunu aradı; genç adamın ailesi konuşmak istemedi. İki gün içinde Elifin babası, somurtkan ve hoşnutsuz bir adam geldi. Şef ona çocuğu görmesini önerdi. Adam Benim ilgimi çekmez, reddetme mektubunu oğlumun şoförü aracılığıyla gönderirim dedi. Şef, Bu şekilde olmaz, Elifi kendisi getirmeli, prosedürler gereği aksi olmaz diye yanıtladı. Adam sinirlendi, sonra Eşim gelecektir, o halledecek dedi.

Ertesi gün, soluk tenli bir kadın içeri girdi, sandalyeye oturur oturmaz ağlamaya başladı. Bu bir felaket diye mırıltı yaptı. Çocuğun ailesi zengin, yurt dışına kaçtı. Kız, çocuğu götürmek üzereyken Her ne olursa olsun, Ahmetle kalacağım, dünya yanıp tutuşsun diye bağırdı.

Şef, çocuğa bakarak bir umut ışığı bulmaya çalıştı. Kadın gözyaşları içinde, Ne kadar güzel bir bebek! diyerek elini uzattı, ama kocası izin vermedi, kız da istemiyordu. Kadın yeni bir mendil çıkarıp daha da hıçkırdı. Şef sadece Mmm dedi, hemşireye çiğnemeye çalışan kadına papatya likörü vermesini söyledi; çünkü bu tür durumlarda sakinleştirici stokları tükeniyordu.

Şef, başhekime gidip durumu anlattı ve çocuğu bir süre daha serviste tutmak istedi. Başhekim, bir zamanlar iyi bir çocuk doktoruydu; bebeği görünce gülümseyip Bu çocuğa ne veriyorsunuz? diye sordu. Çocuk çok güçlü, balon gibi kabarık bir yapıya sahipti, bu yüzden ona Balon adını verdiler.

Balonun serviste kalışı aylarca sürdü. Annesi zaman zaman gelip beşiği sallıyor, bilet için para biriktiriyormuş gibi davranıyordu, sanki sevgilisiyle buluşacakmış gibi. Anne, çocuğa alışmaya başlamış gibi görünse de, her ayrıldığında gözyaşı döküyor, Kızım çılgınca seviyor Ahmeti diyordu. Şef, Bu sevgi değil, şehvet dedi.

Anne ve baba, çocuğu almayıp da dilekçe yazmıyorlardı; şef onları çocuğun geleceği hakkında ciddi bir sohbetle ikna etmeye çalıştı. Çocuk hastalanınca, hemşire Meryem hemen yanına koşuyordu. Balon terli, ıslak saçlarıyla yatakta kıvranıyordu. Kilo kaybetti, zayıfladı; Meryem onu artık balon değil, krep diye niteleyip taşıyordu. Ancak bir gün tekrar kilo aldı ve bölümün gözdesi oldu. En çok Meryemi seviyor, onun renkli mercan kolyelerini kemirip gülüyordu; bu oyun ikisine de neşe veriyordu.

Bir gün anne, sevgilisinin başka biriyle evlendiğini öğrendi. Çığlık atıp, Bütün dünya bizi ayırmak için plan yaptı! diye bağırdı. Çocuğu istemediğini, Ahmetle mutlu olacağını, çocuğu yetimhaneye gönderip Ahmeti ikna edeceğini söyledi. Dilekçeyi başhekime verdi, masaya bıraktı ve sessizce odadan çıktı.

Başhekim hemen şefe çağırdı. Şef geri döndüğünde somurtkan bir sesle:
– Hepsi bu! Dilekçeyi teslim ettim, şimdi bebek eviyle ilgileniyoruz.
Görevli doktor ağladı; şef gözlüğünü çıkardı, uzun uzun silerken Böyle bir şey olduğunda gözlüğü silmek sinir verir diye mırıldandı. Bütün bölüm, şefin gözlüğünü silişinin sinirli işaretiyle tanınırdı.

O an Balon sevinçle beşiğinde zıplıyordu. Hemşire içeri girdiğinde çocuğun neşesi artıyor, Aaa! diye bağırıyor, elleri ve ayaklarıyla coşuyordu. Aniden durup, gözlerinin içinde bir şey görmüş gibi sessizleşti. Hemşire, İşte bu olmalı dedi ve yaklaştı; çocuğun gözlerine baktığında bir hüzün dalgası gördü, gözyaşları akmaya başladı.

Meryem, çocuğun annesinin dilekçeyi imzaladığı anda bu hüzünü hissetti; şef sinirli bir sesle Bir şeyler söylemekten vazgeçin diye bağırdı. Çocuk, Balonun gözyaşlarını gördükçe kendini yalnız hissetti; dünyada kimsenin ona değer vermediği bir fısıltı gibi.

Bırakılmış çocuklar, reddedildiklerini bilir; ya içten duyarlar ya da bir meleğin fısıltısıyla öğrenirler. Sessizce kaybolmak, kimseyi rahatsız etmemek, görünmez olmak isterler. Sen kimsenin ihtiyacı değilsin diye fısıldar, ama dünya hâlâ bir köşesinde onları görmez. Açlık, ateşli bir baş, hiçbir şey çocuğa hikaye okumaz, battaniye vermez. Bilge terk edilmiş çocuklar bunu bilir, gözleri umutsuzlukla dolar. Merhametli bir dünya var, ama nadir; sen inanın, bekleyin, umut edin.

Balon o günden beri beşiğinde sessizce yatar, ne gülüyor ne de oyun oynuyor; sadece ciddi bir bakışla gözlerine bakıyor. Meryem onu canlandırmaya çalıştı:
– Balon, hadi ellerimi tut! Şu kolyeleri gördün mü? Oynayalım.
Elini uzattı, ama bebek sadece bakıyordu, hiç hareket etmiyordu. Meryem gözyaşları içinde geri çekildi.

Bir gün dayanamayarak bağırdı:
– Biz ona ihanet ediyoruz! O çocuğun suçu yok, bu canavarların içinde doğmuş! Nefret ediyorum!
Şef, ona yaklaşarak omzuna dokundu ve:
– Canım kızım, ne yapacağımı bilmiyorum. Balonu çok seviyorum, merhametim kalmadı. Ne yapalım?
Meryem ise karar verdi:
– Ben harekete geçeceğim.
Şef sertçe:
– Öyleyse oturmayın, artık bağırmayın! Elimi ıslattınız, harekete geçmek demek bu! Beni evlat edinmek gibi bir şey istemeyin. Veremezler sizi. Evde yaşıyorsanız bir, evli değilseniz iki… Ben dinlemeyeceğim. Hayatınızda kaç Balon oldu? Sayamazdım, Tanrıyı affedin. Şimdi anlaşalım: Size zaman veriyorum, siz de ona bir aile bulun.
İyi bir aile bulması gerekiyordu. Meryem, Balon için en güzel ebeveynleri aramaya koyuldu. Çocuk bir soğuk algınlığı geçirdi, ama evlat edinme dosyası hazırlanamazdı. Şef, Hayatımda ilk kez bir çocuk hastalandı, sevinçliyim diyerek içini döktü.

Nihayet bir çift buldu: Selin ve Mehmet. Otuzlu yaşlardaydılar, çocuğu olmamıştı, uzun yıllardır bir yavru hayal ediyorlardı. Selin nazik, ince yapılı bir kadındı; Mehmet ise askeri disiplinli, güçlü bir adamdı. Evleri sıcak ve samimi, çocuk sesleriyle dolmuştu. Meryem, onların Balonu sevmesini sağladı; randevu ayarlandı. Şef de bu çifte gülerken bakıyordu, ama birden Ah, ne büyük bir adam! diyip biraz utanarak sordu:
– Doğumda kaç kilo getirdiniz, kızım?
Mehmet şaşkınlıkla:
– Özür dilerim, kilo bilgisini… annesinden alırım demişti.
Selin gülerek:
– O da doğum gününü hatırlamıyor, ama bu detayları neden soruyorsunuz?
Şef, Bu sadece bir detay, Balona çok benziyor dedi.

Selin, kapıyı açıp büyük bir adım attı, Balon uyuyordu. Rüyasında elleri pembe renkli bir çiçek gibi açılmıştı, minik tırnaklarıyla bir damla gözyaşı süzülüyordu. Uyanınca, gözlerini Seline odakladı. İlk önce gözlerini karıştırdı, sonra Seline baktı ve bir an dondurdu. Selin elini uzattı, Balon aniden bir tutuşla büyük parmağını sıktı. Herkes gülerek Ne çevik bir bebek! dediler. Selin ve bebek birbirine bakmaya devam etti.

Balon hafif bir gülümseme takındı; Selin de ona nazikçe gülümsedi, bebek ince bir sesle bir şey mırıldandı. Oda sessizliğe büründü, herkes bir şeylerin gerçekleştiğini hissetti. Şef hafifçe öksürdü ve:
– İlk görüşmeyi burada bitirelim. Eve gidip karar verin
Selin, Düşünmeye gerek yok, kararımızı zaten verdik dedi, şefe bakmadan.

Şef şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı, Mehmete döndü; Mehmet de bir an bakışlarıyla kararsız kaldı ama sonra:
– Evet, zaten karar verdik. Bu çocuğu istiyoruz.
Selin bebeğe dokundu, Balon parmaklarını sıkı tutuyordu, bırakmadı. Selin bir kez daha çekti, bebek hala sıkıca tutuyor, gözleri şaşkınlıkla Seline bakıyordu. Sessizlik hâkim oldu.
Şef:
– Mmm, Tanrıya affolun! Biraz daha tutun, refleksleri güçlü.
Selin:
– Bu bir tutma refleksi, geri dönmeye korkuyor.
Şef nazikçe:
– Beni serbest bırak, şimdi gitmeliyim, ama geri geleceğim. Söz veriyorum, bana inan.
Balon bir an dinledi, ardından parmağını bırakıp geniş bir gülümseme açtı, bir dişini göstererek neşeli bir kıkırdama çıkardı.

Şef, Bu sadece bir refleks diyerek gözlüğünü çabuk çıkardı, beyaz önlüğünü sertçe silerken kendi kendine mırıldandı.

Rate article
Lifequest
Ona İhtiyacım Yok. Ondan Vazgeçiyorum.