Antalya yağmurunda gözyaşlarını saklayan Antonia Hanım: Eski acılar, bir golden balık ve bir bardak çay uğruna feda edilen yıllar; sonunda çocuklarına araba almak yerine hayata kendi için başlayan, mutluluğu ve aşkı işyerinden çıkan sürpriz bir beyefendiyle bulan cesur bir Türk kadınının hikayesi

Aysel Hanım yağmurun altında yürüyordu, gözyaşları yüzünde yuvarlanıp yağmur damlalarıyla karışıyordu.
Tek tesellim yağmurun yağması, diye geçti içinden. Kimse gözyaşlarımı görmez şimdi.
Kendini suçladı bir yandan: Kendi hatam, tam zamanında uğramadım, davetsiz misafir oldum.
Yavaşça yürüyüp ağladı. Sonra bir anda bir Karadeniz fıkrası aklına geldi: Hani damat kaynanasına demiş ya Anne, çay içmeyecek misin?
Şimdi kendisini o anne gibi hissediyordu. Bir ağladı, bir güldü, bir güldü bir ağladı.
Eve vardığında, sırılsıklam giysilerini çıkardı, kendini battaniyeye sardı. Artık çekinmeden hıçkıra hıçkıra ağladı. Ne kimse, ne bir şey! Kimse duymuyor onu, yuvarlak akvaryumdaki altın balığı dışında! Kimse!
Aysel Hanım, zarif kadınlardandı, erkeklerin ilgisi de eksik olmamıştı. Ama oğlunun babasıyla bir türlü olmamıştı. Adam çok içiyordu. Başta idare edilmişti, içip uyuyordu. Ama sonra birden herkese karşı kıskanmaya başladı Ayseli.
Bir gün, Ayselin komşuya gülümseyerek selam vermesini görünce adeta çıldırdı.
Ayseli dövdü. Hem de acımadan, işini bilerek, böbreklerine vura vura. Çocuğun gözünün önünde.
Oğlu Emir, sonra olup biteni en ince detayına kadar babaannesine ve dedesine anlattı. Annesi ağladı:
Ben kızımı bunun için mi büyüttüm! Alkolik herifin biri ona el kaldıracak diye mi!
Baba sessizce giyindi, çıktı. Damat bir anda eski oldu, babası onu dördüncü kattan aşağıya indirdi. O an merdivenden düşerken kolu bile kırıldı.
Baba elini salladı, Bir daha kızıma dokunursan gebertirim, hapse de girerim! Ama hayatını mahvedemezsin artık!
Adam gerçekten bir daha hiç ortalıkta yoktu. Aysel de bir daha evlenmedi. Çocuğunu büyütmek lazımdı. Kimbilir ne koca çıkar karşısına.
Başka erkekler de oldu, ilişki kurmak isteyen. Ama Aysel yüz vermedi. Bir Emirin babası yetmişti ona.
Maddi sıkıntısı çok fazla yoktu. Harika bir işi vardı: Lokanta mutfağında gıda teknolojisti. Küçük bir restoranda çalışıyordu, hayattan şikâyeti yoktu.
Az az ev için para biriktiriyordu. Ne zaman ki birikimi tamamlandı, Emir evlenmeye karar verdi. Kız da çok iyi, ismi Şebnem.
Aysel eski apartman dairesinde kaldı, çocuklara hem düğün yaptı hem yeni, iki odalı bir daire verdi. Çoluk çocuk, onlar daha çok ihtiyacı var! diye düşündü.
Şimdi de çocukları için araba parası biriktirmeye başlamıştı. Artık şu eski Doğandan kurtulsunlar!
Bugün oğluna gitmese de olurdu. Kendi varlığını çocuklara dayatmak huyu değildi. Tam evlerinin önünden geçerken birden sağanak bastırdı. Yanında şemsiye bile yoktu. Hem öyle bir yağmur ki, olsa fayda etmezdi.
Kapıdan girip, Şebnem ile şöyle kadın kadına sohbet, bir bardak çay içerim diye düşündü.
Şebnem kapıyı açınca, şaşkın halde kayınvalidesine baktı. Buyur bile demedi. Soğuk sesle koridorda sordu:
Bir şey mi istediniz, Aysel Hanım?
Aysel ne diyeceğini şaşırdı, mahcup oldu:
Yani… Yağmur…
Yağmur bitti, size yakın zaten, gidersiniz, dedi Şebnem camdan bakıp kollarını bağlayarak.
Evet, evet, diye başını eğip kabul etti Aysel Hanım, yine gözyaşlarıyla yeniden yağmura çıktı.
Ağladı, ağladı. Uykusu geldi, uyuyakaldı. Rüyasında akvaryumdaki altın balığı büyüdü, sessizce ağzını oynattı. Ama Aysel, balığın sesini net duydu.
Ne ağlıyorsun, aptal kadın! Çay bile vermediler yağmurda! Sen kime araba parası biriktiriyorsun? Hep onlar için mi yaşayacaksın? Kendine bak! Akıllı, güzel, zengin kadınsın! Deniz kenarına git, biraz kendin için yaşa!
Aysel Hanım gözlerini açtığında hava kararmıştı.
Balık akvaryumda yüzüyor, hala susuzca ağzını açıyordu. Ama Aysel artık balık dilini duyamıyordu. Yine de en önemli şeyi anlamıştı:
Nankör ve haddini bilmeyenlere kendini feda etmek olmaz! Yağmurda çay vermeyen, misafirlik hakkı tanımayanlara hayatını harcamak olmaz!
Aysel Hanım, çocuklara biriktirdiği araba parasını aldı. Ve kendine Akdenizde tatil satın aldı.
Gitti, dinlendi, döndü; hem gençleşmiş, hem bronzlaşmıştı.
Oğlu ve gelini fark bile etmediler. Çünkü onlar Ayseli yalnızca para veya çocuk bakımı gerektiğinde arardı.
Bir de artık erkeklerden kaçmaz oldu; ona ilgi gösteren, karizmatik biri çıktıçalıştığı restoranın müdürü!
Adama uzun zamandır gözü vardı ama Ayselin kalbi hep Emirle, hep ailesindeydi. Ama şimdi işler değişti, ilişkileri yoluna girdi. Birlikte işe gidip, birlikte dönüyorlardı. Hayat başka bir renge büründü.
Günlerden bir gün Şebnem uğradı:
Niye gelmiyorsunuz bize, aramıyorsunuz? Emir araba buldu! diye ima etti.
Şebnem, bir şey mi istedin? dedi Aysel Hanım, kollarını göğsünde kavuşturdu.
Tam Şebnem cevap verecekken, odadan karizmatik adam belirdi:
Aysel, çay içer miyiz?
İçeriz! diye gülümsedi Aysel.
Misafir çağır istersen, dedi adam nazikçe.
Yok, dedi Aysel, Şebnem zaten çıkıyor. Hem çay da içmez ki! Değil mi Şebnem?
Aysel Hanım kapıyı kapadı, balığa göz kırptı ve içten bir kahkaha attı.
İşte böyle!

Rate article
Lifequest
Antalya yağmurunda gözyaşlarını saklayan Antonia Hanım: Eski acılar, bir golden balık ve bir bardak çay uğruna feda edilen yıllar; sonunda çocuklarına araba almak yerine hayata kendi için başlayan, mutluluğu ve aşkı işyerinden çıkan sürpriz bir beyefendiyle bulan cesur bir Türk kadınının hikayesi