Onu sevmiyorsun, bize güzel günler düştü, hadi baştan başlamayı deneyelim, olur mu?
Üç yıl önce anlaşmalı, gayet medeni bir şekilde boşandık; aramızda ne bağırış çağırış, ne kırgınlık… Basın açıklamasına da karakter uyuşmazlığı yaşadık diye yazdık; kim okuduysa gülümsemiştir herhalde. Kızımız, boşanmanın başlarında bunun geçici bir kavga olduğunu sandı; babası, iş seyahatine çıkmış gibi geliyordu ona.
Hafta sonu olduğunda babasıyla buluşmalar şenlikli geçiyordu, onlar eve geç saatlerde döner, hep birlikte yemek yiyorduk. Ardından Emir çıkıyordu, Elif babasını uzun uzun uğurluyor, pencere kenarında nöbete dikiliyordu; gözünü babasından ayırmıyordu
Geçen hafta kızım altı yaşına bastı. Son bir senedir Emir ile Elif pek fazla görüşmedi. Bunun iki nedeni var; Emir yeni bir kadınla tanıştı, her hafta sonu onunla ilgilenemiyordu. Ben de bir süredir Serdarla görüşüyordum, tanışmamız da epey klasik: Tabii ki Çatalcadaki tabiat parkına yapılan bir gezi sırasında. Rehberden geri kaldık, Elifle biraz dolanırken Serdar da bizim gibi kaybolmuş. Sonra rehberi bulduk, sohbet ettik, numaralar değiştirildi, hayatımız bir tık renklendi.
Emirle karşılaştırınca Serdar, konuşmayı pek sevmez ama garip bir şekilde güven vericidir; nutuk atmaz, vaat savurmaz. Tanıştığımızdan beri ne unuttu, ne gecikti; bir şey derse, bilin ki olur. Emirle bizim sıkıntımız ise tam tersiydi, ne zamanki sorumluluk ister, netlik gerekirdi, işte orada ip koptu muhtemelen bundan ayrıldık zaten
Kızımın doğum günü kutlamasına hem Emir hem Serdar geliyordu. Vallahi stresten kasıldım; iki eski, iki yeni, bir kutlama Ne olur, ne biter? Elif babasını bekliyor tabii; Serdarla arası iyi ama onun gözünde baba, bir başka.
Tüm davetliler tam saatinde ortadaydı, ama eski kocam her zamanki gibi gecikti. Elif anne, bekleyelim dedi, ben ise o boşluğu dedikodu ve anı tazelemeyle doldurmaya çalıştım.
Sonunda baba geldi! Devasa ve süslü bir hediye paketiyle, bana da koskoca bir çiçek buketiyle; çiçek, bana… Azıcık mahcup oldum. Serdar kibarca kendini tanıttı, Emir ise üç yıl geçmiş sanki inadına eski günlere döndü: Misafirleri yerleştiriyor, servis yapıyor, tam takım ev sahibi rolünde eski defterler aralandı anlayacağınız.
Elif, babasına yapıştı adeta; Serdar ise ortamı görünce maşallah kendini pek rahat hissetmedi, ben de ona özen göstermeye uğraştım ama…
Biraz sonra Serdar evde acil işim var diyerek nazikçe müsaade istedi ve gitti.
Serdarın gidişiyle Emir, iyice eski rahat tavrına döndü. Mutfakta pasta dilimlemeye geçtiğimizde usulca uyarıp biraz daha sakin olsana dedim. Emir, eski koca stilinde durdu ve pat diye sordu:
Sen onu sevmiyorsun, ama biz iyiydik, baştan denesek mi yeniden?
Bocaladım biraz, durdum, derin nefes aldım, sonra:
Yok, Emir, ben istemiyorum. Seninle olmuyor. Tek bağımız Elif, bırak öyle kalsın. Elifi sevdiğine, ona değer verdiğine memnunum ama ben seni beklemiyorum. Hele sen başka biriyle görüşmeye başladıktan sonra…
O başka, o sadece keyif için, ruhum için değil, onunla öyle uzun vadeli hayallerim yok ki
O zaman, ruhuna iyi gelecek, ömürlük birini bulsan daha iyi olmaz mı?..
Misafirler yavaş yavaş gitmeye başladı. Emir en son çıktı, mutfakta bulaşıkta yardım etti, Elifi yatağa yatırdı, bir umut bekledi ki kal bu gece diyeceğim… Fakat bu cümle ağzımdan çıkmayınca, kırmadan, tatlı tatlı teşekkür etti, yanağıma bir öpücük kondurup veda etti.
Hemen Serdarı aradım:
Yarın birlikte pikniğe gider miyiz?
Serdar çocuk gibi sevindi; Her şey ertelenir! dedi, sabah dokuzda sizi almaya gelirim.
Dokuzda zil çaldı, Elif sevinç çığlığı attı: Yaşasın! Doğum gününün devamı! O gün; üçümüz şahane bir gün geçirdik, bol yürüyüş, bol kahkaha. Eve dönerken kızıma sordum:
Elif, Serdar bizimle yaşasa, sorun olur mu sence?
Küçük kızım ciddiyetle baktı:
Anne, sen hep onu bekliyorsun zaten. O aramızda olursa, her gün göreceksin…
Hayatın ironisi bu ya, gözümüz dışarıda, huzur tam yanı başımızdaGülümsedim, kızımın aklına ve kalbine hayran kaldım. Serdar’ın elini tuttum, Elif koluma sarıldı. Gece, mutfağın hüzünlü ışığında çaylarımızı içerken, gelecekten ilk kez bu kadar emin hissettim. Kapımızı kapadık, içeride üç kişilik küçük bir dünya kurduk; eskiyi düzgünce uğurladık, yeniyi tebessümle karşıladık.
O akşam, Elif başını dizime koyup uyudu. Serdar pencereyi kapatırken bana bakıp sessizce gülümsedi; Burada olmak çok güzel, dedi fısıltıyla. O an anladım: Güzel günlerimiz gerçekten başlamıştı.




