İstanbulda bir kütüphane her zaman sessizdir, hatta ziyaretçiler olsa bile. Bengü kimseye rahatsız edici bir yorumda bulunmaz; çünkü dev rafların arasına adımını attığı anda ziyaretçiler aniden durur, etrafa bakınır ve sonra sessizce Bengüye yönelir.
Merhaba, diye selam verirler kütüphaneciye, ardından aradıkları kitabı sorarlar.
Merhaba, diye yanıtlar Bengü gülümseyerek, yeni gelen okuyucuyu dikkatle dinler.
Bengü her zaman nazik ve saygılıdır; kütüphanede çalışmak onun için bir tutku. Bazen düşünür:
Ne güzel ki kader beni bu yola yönlendirmiş; başka nerede bu kadar huzurlu ve keyifli bir iş bulabilirim? Çoğu zaman ziyaretçiler de nazik olur.
Zaman zaman aceleyle bir şey isteyen, sabırsızca bakıp Bengünün kitabı bulmasını bekleyen bir okuyucu gelir. O ise sabrını korur, öfkelenmez.
Kitap okumayı çocukluğundan beri sever; meslek seçimi onun için zaten belli olur, çünkü kitap onun dünyasıdır. Kendini bu ortamda güvende hisseder, çok okur, her satırı hafızasında tutar.
Arkadaşları randevulara koşar, iş ve ev arasında koşturur, çocuk sahibi olur, taşınır, kavga eder ve barışırBengü ise sessiz ve düzenli bir yaşam sürer.
Koyu gözlü, ince çerçeveli gözlüklerini düzeltirken, gri gözleri sıcak bakar; açık kahverengi saçları her zaman ense bağında toplanmıştır; elbisesi düzenli ve şıktır.
Bengü yirmi yedi yaşındadır, doğum gününün ertesi günü kütüphaneye yakışıklı bir genç girer. Gözleriyle onu süzdükten sonra şöyle düşünür:
Çok hoş bir adam. Otuz civarında olmalı.
Erkek, Kerem adında, gözlüklü bir mühendis, kütüphaneye içten bir selamla girer.
İyi günler, der Kerem sessizce.
İyi günler, yanıtlar Bengü nazikçe.
Bir kitabım olsun, der Kerem biraz düşünerek, ardından net bir şekilde kitabın adını söyler, raflara bakar ve gözlüğünü düzeltir.
Biraz beklemeniz gerekiyor, kitap üst rafta, der Bengü raflara yönelir, Kerem ise okuma salonunu izler.
Kerem, mimarlık bölümünde çalışan, eski planları inceler ve yeni tasarımlar yapar. Bengü kitabı getirdiğinde Kerem elini uzatır, sıcak bir gülümseme salar.
Bengü masaya oturur ve kartı doldurur; Keremin adını öğrenir, imzasını atar ama kitabı elinde tutarken tereddüt eder.
Teşekkür ederim, der aniden.
Rica ederim, karşılık verir Bengü.
İkisi de sessizce birbirine bakar; Kerem ayrılmak istemez, Bengü ise sözcük bulamaz. Zaman geçer, Bengü sonunda sorar:
Kerem, başka bir kitap ister misiniz?
Şey hayır galiba, diye kararsızlıkla yanıtlar Kerem, sonra canlandırarak devam eder:
İsmimi biliyorsunuz, ya sizinki?
Bengü, der Bengü çekingen bir sesle.
Bengü çok güzel bir isim, pek yaygın ama hâlâ etkileyici, der Kerem, durur; Bengü onun utangaçlığını fark eder, çünkü kendisi de aynı duygulara sahiptir.
Teşekkür ederim, der Kerem bir kez daha, Kitabı sağlam bir şekilde iade edeceğim. Hoşçakalın.
Hoşçakalın, der Bengü nazikçe.
Kerem, ütülenmiş pantolon, temiz gömlek, kravat ve parlak ayakkabılar içinde özenli bir görünüm sergiler; Bengü onun kitaplara ve eşyalara özenli yaklaşımını fark eder.
Kerem kütüphaneden çıkar, ama Bengü hâlâ onun üzerine düşünür.
Biz sanki ruh ikiziyiz, diye mırıldanır, onun hislerini anlıyorum Ama birden fark ederim ki, hiç kimseye bu kadar dikkat etmemiştim.
Kerem, kütüphaneden çıktığında kendini tuhaf hisseder.
Ne kadar sevimli Bengü, bu kütüphane onun yeri; bakışları ne söyleyecek bir şey bulamıyorum, diyerek kendini eleştirir. Neden bu kadar utangaçım, alçakgönüllülüğüm beni geride tutuyor. Artık Bengüyü aklımdan çıkaramıyorum.
Kerem öğle yemeğinden sonra işine zorla odaklanmaya çalışır, ama aklında hâlâ Bengü vardır.
Bu bir hayal mi? diye düşünür, çizimlere bakar, ama gözleri başka yere kayar.
Ertesi gün öğle tatilinde yine kütüphaneye gider; Ben de bir kitap daha alayım, diye bahane eder.
Merhaba, Bengü, der Kerem, onun gözleri onu şaşırtır.
Merhaba, gülümseyerek yanıtlar Bengü, başka bir kitabınız var mı?
Kerem terlemiş, utanmış bir şekilde konuşur:
Hayır, aslında sadece size gelmek istedim. Açıkçası, size söylemek istiyorum çok hoşunuza gidiyorum Affedersiniz.
Bengünün gözleri ışıldar, yanakları kızar.
Neden özür dileriz? Ben de dün akşam sizden hoşlandım, o kadar ki uykusuz kaldım, der Bengü neşeyle.
Kerem sevinçle söyler:
Ben de aynı şeyi hissediyorum. Gözlerimi hiç kapatamıyorum.
İkisi arasında bir an sessizlik olur; sonunda Kerem toparlanır:
Bengü, iş çıkınca sizi eve kadar götürebilir miyim?
Tabii, der Bengü hafifçe gülümseyerek.
O günden itibaren buluşmaları parkta yürüyüşe dönüşür; Kerem işini heyecanla anlatır, Bengü de kitaplardan bahseder.
Kerem, kitaplar insan gibi; her birinin ayrı bir ruhu vardır, der Bengü; Kerem bu benzetmeye gülümser, çünkü onun için kitaplar da bir tutku.
Sonbahar soğuklaşınca, Kerem ve Bengü uzun saatler Bengünün mutfağında çay içer, birbirine bakar ve sessizce şunları söyler:
Birlikte sessiz kalmak bile güzel.
Hayallerini paylaşırlar; Bengü Venedike gitmeyi ister, Kerem de onu gondolda dar kanallarda sürüklenirken hayal eder.
Bir gün Kerem hafta sonu bir demet kırmızı gül getirir.
Bengü, evlenelim, bu planı yıllardır düşünüyorum, ne dersin?
Evet, der Bengü coşkuyla.
Düğünleri sade olur; gürültü istemezler, acele etmeye de ihtiyaçları yoktur. Hayatları sakin ve mutlu geçer; tek eksik, çocuk sahibi olamamalarıdır.
Umutsuzluğa kapılmazlar, suçlamazlar. Bir sahiplendirme evinden siyah bir kedi alırlar, adı Mırmır. Bir bahçe alıp, orada çalışırlar; Kerem kuş evleri yapar, Bengü çorap örer, çiçek ekler. Komşular bazen fısıldar:
Sıkıcı bir hayatları var, her gün aynı şey.
Onlar sıkılmaz; Kerem her sabah eski bir cezve ile kahve demeler, Bengü pencereden kuşlara ekmek kırar. Yazın bahçede, kışın odun ocakta çıtırtı duyarlar. Kelimelere fazla gerek duymazlar, her şey zaten anlaşılır.
Yıllar geçer, yaşlanırlar. Aşkları hâlâ tazedir; emeklilik yaklaştıkça daha çok bahçede vakit geçirirler. Bir gün Kerem marketten şık bir şişe şarap ve meyveler alır; onlar alkol tüketmez, ama bu sefer bir istisna yapar.
Şarap şişesini iki bardağa doldurur, bir peçeteyle siler, Bengüye sunar.
Bizim için mi? der Bengü.
Hayır, der Kerem, biletler burada, diyerek cepinden iki uçak bileti çıkarır, Venedik için.
Bengü şaşkınlıkla donar. Hayalini yıllarca ertelemişlerdi: iş, bahçe, Mırmırın hastalığı
Yaşlandık zaten, der Bengü.
Yaşlı değiliz, sadece yaşlıyız, bu yüzden gidiyoruz, yanıtlar Kerem.
Birlikte uçar, Venedikin dar kanallarında gondolda gülüşürler, köprülerin altından geçerler; Bengü hasır şapka takar, Kerem fotoğraf makinesiyle anları yakalar. Bir akşam, güneş lagün üzerine batar, Kerem tekrar söyler:
Seninle çok mutluyum, Bengü, seni çok seviyorum.
Ben de sana teşekkür ederim, o gün teklifi ettiğinde ne kadar zorlandığını biliyorum Hayalim gerçekleşti. Artık başka bir şey istemiyorum, sadece seninle olmak yeterli, der Bengü.
İkisi kahkahalarla güler, çünkü bu onların ortak arzusu. Böylece, acele etmeden, hayatlarının geri kalanını birlikte geçirirler.
Teşekkür ederim, okuduğunuz için. Herkese mutluluk ve sağlık dilerim.




