Gösterişsiz Sevda Anadolu’nun küçük bir köyünde, Anuşka sabah erkenden svin yemlemesini yapmak için evinden çıkıp, üç gündür kuyuyla uğraşan kocası Cemil’in yanından öfkeli bir şekilde geçti. Cemil’in aklına kuyuya oymalı desenler yapmak düşmüş, sanki başka işi yokmuş gibi! Kadın evde didinir, hayvanlara bakar; adam, elinde keskiyle, talaş içinde onu izler ve sadece gülümser. Ne bir sevgi sözü, ne de masaya yumruk vurup ağırlığını koymak… Sadece arada gözlerinin içine bakar, kalın kumral saç örgüsünü okşar—bütün şefkati bu kadar. Oysa Anuşka, kocasından bir “güzelim”, bir “canım” duymak ister, biraz ilgi, biraz sıcaklık bekler… İçine dert olmuş bu haller, yine düşüncelere daldı ki, eski köpek Karabaş’ın üstünden takılıp neredeyse düşecekti. Hemen Cemil fırladı, eşini tuttu, köpeğe de kızgın bakış fırlattı: —Oğlum, ayağının altına girme, sahibini yaralıyorsun! Karabaş boynunu büküp kulübesine çekildi. Anuşka yine şaşırdı; hayvanlar Cemil’i öyle güzel anlıyor ki! Bir gün sormuştu kocasına bunun nedenini, o da gülümseyip demişti ki: —Seviyorum onları, onlar da karşılığını veriyor. Anuşka, sevgiye doyasıya yaşamak ister; kocası onu kucaklasın, kulağına sıcak sözler fısıldasın, her sabah yastığına bir çiçek bıraksın… Ama Cemil’in sevgisi gösterişsiz ve suskun. Bazen sorguluyor: Acaba beni hakikaten seviyor mu? —Kolay gelsin komşular! — Arka bahçenin çitinden Mahmut seslendi. — Cemil abi, yine boş işlerle mi uğraşıyorsun? Şule deseninin sana ne faydası var ki? —Çocuklar güzel şeyler görerek büyüsün istiyorum, — dedi Cemil. —O zaman önce çocuk yapmanız gerek! — Mahmut, Anuşka’ya göz kırparak güldü. Cemil, üzgün bir bakış attı, Anuşka ise utangaç bir şekilde eve kaçtı. Pek acelem yok çocuk işi için, diye iç geçirdi Anuşka; gencim, güzelim, önce biraz hayattan keyif almak istiyorum, üstelik kocam ne balık ne et. Ama Mahmut da pek yakışıklı… Boylu poslu, güler yüzlü, kibar; Cemil’den eksik yanı yok ama o nazarları bir başka yakıyor… Her karşılaştıklarında “Gözümün nuru, sabah güneşim!” diyor, Anuşka’nın içi bir tuhaf oluyor, dizleri titriyor ama yine de Mahmut’un yakınlaşmasına fırsat vermiyor. Nikâh kıyıldığında söz vermişti; namuslu, sadık bir eş olacaktı. Annesiyle babası da öyle yaşadı; aileyi korumanın yolunu onlardan öğrendi. Ama neden yüreği hala Mahmut’a bakmak, onunla göz göze gelmek istiyor? Ertesi sabah, Anuşka ineği meraya sürerken kapıda Mahmut’la karşılaştı. —Anuşka, ne güzel güvercinim, neden benden kaçarsın? Sevgine doyamıyorum, seni görünce başım dönüyor… Sabah Cemil balığa gider gitmez bana gel; sana öyle bir sevgi göstereceğim ki, dünyadaki en mutlu kadın olacaksın. Anuşka’nın yanakları kızardı, kalbi hızlıca çarptı, ama Mahmut’a cevap vermeden hızlıca uzaklaştı. —Ben seni bekleyeceğim, — dedi Mahmut arkasından. Tüm gün Mahmut’un sözlerini düşündü Anuşka. Sevgi, ilgi, sıcaklık—mahallenin delikanlısı çok iyi ama böyle bir şeye cesaret edemiyor; yine de sabaha var daha, kim bilir… Akşam, Cemil hamamı yaktı, komşu Mahmut’u da çağırdı. Mahmut da pek memnun, kendi odununu yakmaya üşendi. Birlikte sauna yapıp keyiflendiler, sonra dinlenmek için dışarı çıktılar. Anuşka onlara ev yapımı rakı ve meze getirdi. Sonra hatırladı turşu da var kilerde, indi turşu almaya, tam çıkacakken az açık kapıdan gelen konuşmalara kulak misafiri oldu. —Neden çekingenlik yapıyorsun Cemil? Bize katıl, pişman olmazsın. Ne dullar var orada, ne güzeller, göz hitap ediyor! Seninki Anuşka, serçecik gibi silik. —Olmaz dostum, — dedi Cemil’in sesi. — Hiçbir güzelliğe katlanamam. Benim eşim Anuşka, bu memlekette en güzel kadın. O’ndan güzel çiçek de yok, meyve de. Yüzüne bakınca başka hiçbir şey görmüyorum, sadece onun gözleri, incecik beli… İçimde öyle bir sevda var ki, deniz gibi taşar, ama ne yazık ki anlatamıyorum, güzel sözler edemiyorum—bu yüzden kırılıyor bana. Suçluyum, korkuyorum onu kaybetmekten. Onsuz bir gün bile yaşayamam, nefes bile alamam… Anuşka nefesini tutarak dinledi, sadece kalbinin sesini duyuyordu, gözlerinden yaşlar süzüldü. Sonra başını yukarı kaldırıp içeri girdi, yüksek sesle seslendi: —Komşum, haydi sen git, dulları eğlendir; bizimse kocamla daha önemli işlerimiz var. Henüz Cemil’in özenle hazırladığı güzelliklere bakan biri çıkmadı evde. Affet beni sevgilim, görmedim, anlamadım kıymetini, oysa saadet ellerimdeymiş. Hadi, boşuna vakit harcadık, bundan sonra birbirimize sahip çıkalım… Sabah Cemil balığa gitmedi…

Sevgi Gösterişle Olmaz

Bugün de sabah vakti, Elif kucağında bir kova domuz yemiyle ahırdan çıktı; gözleri sinirliydi. Üç gündür eşim Mahir eski kuyuya oyma motifler yapmaya kafayı takmış. Sanki başka iş yokmuş gibi! Ben köy işlerini çekip çeviriyorum, hayvanları besliyorum, o ise elinde keskiyle, talaşa bulanmış bir halde bana bakıp gülümsemekten başka bir şey yapmıyor. Allah bana ne biçim koca nasip etti, dedim kendi kendime. Ne bir güzel söz söyler, ne masaya yumruğunu vurur, sessiz sedasız işine bakar. Bazen yaklaşır, gözlerime derin bakar, saçlarımdaki kalın örüğü elinin tersiyle sıvazlar, hepsi bu! Oysa ben öyle isterdim ki, gözümün nuru, beyaz güvercinim gibi sözler duymak, omzuna yaslanmak

Dalıp gitmişim, az kalsın yaşlı Karabaşa takılıp yere kapaklanacaktım. Mahir birden fırladı geldi, beni tuttu, köpeğe de şefkatle ama ciddi bir şekilde baktı:
Ne işin var kızın ayağının altında, sakatlanacaksın Karabaş, dedi.
Karabaş da utana sıkıla başını eğip kulübesine döndü. Ben yine şaşırdım kaldım. Hayvanlar kocamı öyle güzel anlıyor ki Bir sürü kez sordum bu mevzuyu, Mahir ise sadece,
Hayvanları seviyorum, onlar da sevgiyi anlar dedi.
Ben ise içten içe gerçek bir sevgi arzuluyordum. Sıcak sözcükler, çiçekler, şefkat… Ama Mahir eli sıkıydı bu konuda. Acaba, diyordum, seviyor mu beni gerçekten?

Kolay gelsin komşular! Bahçe çitinin oradan İsmail başını uzattı. Mahir, yine oymacılıkla mı uğraşıyorsun? Sana kim bakacak bu motiflere?
Çocuklarım güzel şeyler görerek büyüsün istiyorum, dedi Mahir, gözlerini hiç kaçırmadan.
Evvela çocuk lazım orası için, İsmail gülüp Elife göz kırptı.
Mahir kederle bana bakınca, ben de utanıp hemen eve kaçmak istedim. İçimden çocuk yapmaya acele etmiyordum. Gencim, hayatımı yaşamak istiyordum, üstelik kocam da öyle aman aman biri sayılmaz. Ama İsmail O ne yakışıklı, ne heybetli adamdı! Mahire de haksızlık etmek istemem, ama İsmailin yanında insanın kalbi titriyor. Bahçede karşılaştıkça gözümün içine batan yıldız, yüzüne güneş doğan kız gibi kelimelerle konuşuyor, kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor. Yine de ona yüz vermedim, evlenirken verdiğim sözü tutmak isterim. Annem babam yıllar yılı huzurla yaşadılar, bana da öyle öğrettiler.

Ama neden acaba, pencereden bakıp İsmaille göz göze gelmek istiyorum?

Ertesi sabah ineği otlatmak için kapıdan çıkınca İsmaille kapıda burun buruna geldim:
Elifim, ağamın kuzusu, neden kaçıyorsun benden? Senin güzelliğine doyulmuyor, aklımı başımdan alıyorsun.
Bana erken sabah gel. Kocan Mahir balığa gidince yanıma uğra. Sana öyle bir şefkat veririm ki, dünyanın en mutlu insanı olursun.
Elim ayağım buz kesildi, yüzümde ateş gibi kızarıklık gezindi; kalbim pır pır etti ama tek kelime etmeden geçtim yanından.
Yine de bekleyeceğim seni, diye arkamdan seslendi.

O gün akşama kadar zihnimde hep o vardı. Sevgiye, şefkate susamıştım. İsmail de öyle bir adamdı ki, bakışlarıyla insanın içini yakıyor. Yine de, böyle bir şey yapmaya gönlüm elvermiyordu. Belki sabaha kadar düşünürüm, diye geçirdim içimden.

Akşam Mahir hamamı yaktı. İsmaili de davet etti. O da dünden razı, odun yakmayacak nasılsa. İkisi berberanelerle birbirlerini ıslaya ıslaya yıkandılar, neşe içinde şakalaştılar. Banyodan çıkıp dinlenecekleri sırada ben de onlara rakıdan bir sürahi ve çeşit çeşit meze getirdim. Sonra, aklıma geldi, kilerde turşu vardı, onları da getireyim dedim. Kilerde turşuları toparlarken, kapının aralığından iki adamın arasında geçen konuşmayı duydum ve istemsizce kulak kesildim.
Sen de Mahir çok kararsızsın, dedi İsmail kısık sesle. Gel bir gece bizimle. Dul kadınlar var, nasıl şefkat gösteriyorlar bilemezsin! Hem güzeller, insanın içi ısınıyor. Seninki Elif de pek silik kız.
Yok dostum, Mahirin sesi anaç, ama kararlıydı. Bana başka kadın lazım değil. Düşünmek dahi istemiyorum. Benim karım dünyanın en güzel kadını, başka çiçek yok onun gibi, başka meyve yok onun kadar tatlı. Ona bakınca başka kimseyi göremiyorum. Sadece onun gözleri, belinin inceliği Öyle çok seviyorum ki, ne desem hak ettiği güzel sözleri bulamıyorum. Kendi içinde kırgın bana, biliyorum. Keşke içimden geçenleri anlatabilsem, hissettirebilsem, ama beceremiyorum. Onu kaybetmekten çok korkuyorum, o olmadan nefes alamam.

Elif orada öylece kaldı bir süre, gözlerinden yaş süzüldü, kalbi göğsüne sığmadı. Sonra başını dik kaldırdı, içeri girdi ve yüksek sesle söyledi:
Bak hele komşu, git dul kadınlara naz yap, biz Mahirle başka dertteyiz. Daha ortak bir hayatı kurduk, Mahirin oymalarını izleyip büyüyecek çocuklarımız olacak. Mahirciğim, affet beni; akılsız düşüncelerim için, önümdeki asıl mutluluğu görememişim. Gel, artık boşa geçirdiğimiz zamanı telafi edelim

O sabah, gün ağarırken, Mahir de tığ gibi hazır, balığa bile gitmemeye karar verdi.
Gördüm ki, sevgiyi göstermek ille de sevgi sözcükleriyle olmuyor. Sevgi bazen suskun bir adamın ellerindeki nasırda, bazen gecenin sonunda bana bakarken gözlerinde parlayan bir ışıltıda gizlidir. İşte bunu o gün anladım. Hem de içimde tarifsiz bir huzurlaO günden sonra Mahirin sessizliğini sevgi diye okuyabildim. Artık ahırda iş yaparken arada başımı kaldırıp eve bakıyor, Mahirin oymacı elleriyle bahçedeki çürük dalları budayışını izliyorum. Aramızdaki sessizlik uzaklık değilmiş; incelikmiş, sadakatmiş. Bir akşam, Mahir koyu gölgeler arasında bana yaklaştı, avucumun içine kendi nasırlı elini sıkıca bıraktı. Güldük, ağladık, birbirimize tutunduk.

İsmailin sesi, uzak bir kuş gibi geçti gitti köyden; onun parlak sözleri saman rüzgârıyla unutulup gitti, bizim evde ise kestane kokusu, tepede yıldızlı bir sessizlik kaldı. Mahir, bir gece yanağımı usulca okşayıp fısıldadı: Ben sevgimi gösteremem, yaşatmayı bilirim. Baktım, gözlerinde o günkü ışıltı yine var.

Ertesi bahar, evimizin önündeki yeni fideyi beraber diktik. Mahirin oymalarını izleyen gözler artık yalnız değil; kucağımda mışıl mışıl uyuyan, babasının gözlerini taşıyan minik oğlumuzu da seyrettik birlikte. Sessiz bir mutlulukla İşte böyle, hayat bazen gösterişsiz, ama köklü sevgilerin toprağında yeşeriyor.

Rate article
Lifequest
Gösterişsiz Sevda Anadolu’nun küçük bir köyünde, Anuşka sabah erkenden svin yemlemesini yapmak için evinden çıkıp, üç gündür kuyuyla uğraşan kocası Cemil’in yanından öfkeli bir şekilde geçti. Cemil’in aklına kuyuya oymalı desenler yapmak düşmüş, sanki başka işi yokmuş gibi! Kadın evde didinir, hayvanlara bakar; adam, elinde keskiyle, talaş içinde onu izler ve sadece gülümser. Ne bir sevgi sözü, ne de masaya yumruk vurup ağırlığını koymak… Sadece arada gözlerinin içine bakar, kalın kumral saç örgüsünü okşar—bütün şefkati bu kadar. Oysa Anuşka, kocasından bir “güzelim”, bir “canım” duymak ister, biraz ilgi, biraz sıcaklık bekler… İçine dert olmuş bu haller, yine düşüncelere daldı ki, eski köpek Karabaş’ın üstünden takılıp neredeyse düşecekti. Hemen Cemil fırladı, eşini tuttu, köpeğe de kızgın bakış fırlattı: —Oğlum, ayağının altına girme, sahibini yaralıyorsun! Karabaş boynunu büküp kulübesine çekildi. Anuşka yine şaşırdı; hayvanlar Cemil’i öyle güzel anlıyor ki! Bir gün sormuştu kocasına bunun nedenini, o da gülümseyip demişti ki: —Seviyorum onları, onlar da karşılığını veriyor. Anuşka, sevgiye doyasıya yaşamak ister; kocası onu kucaklasın, kulağına sıcak sözler fısıldasın, her sabah yastığına bir çiçek bıraksın… Ama Cemil’in sevgisi gösterişsiz ve suskun. Bazen sorguluyor: Acaba beni hakikaten seviyor mu? —Kolay gelsin komşular! — Arka bahçenin çitinden Mahmut seslendi. — Cemil abi, yine boş işlerle mi uğraşıyorsun? Şule deseninin sana ne faydası var ki? —Çocuklar güzel şeyler görerek büyüsün istiyorum, — dedi Cemil. —O zaman önce çocuk yapmanız gerek! — Mahmut, Anuşka’ya göz kırparak güldü. Cemil, üzgün bir bakış attı, Anuşka ise utangaç bir şekilde eve kaçtı. Pek acelem yok çocuk işi için, diye iç geçirdi Anuşka; gencim, güzelim, önce biraz hayattan keyif almak istiyorum, üstelik kocam ne balık ne et. Ama Mahmut da pek yakışıklı… Boylu poslu, güler yüzlü, kibar; Cemil’den eksik yanı yok ama o nazarları bir başka yakıyor… Her karşılaştıklarında “Gözümün nuru, sabah güneşim!” diyor, Anuşka’nın içi bir tuhaf oluyor, dizleri titriyor ama yine de Mahmut’un yakınlaşmasına fırsat vermiyor. Nikâh kıyıldığında söz vermişti; namuslu, sadık bir eş olacaktı. Annesiyle babası da öyle yaşadı; aileyi korumanın yolunu onlardan öğrendi. Ama neden yüreği hala Mahmut’a bakmak, onunla göz göze gelmek istiyor? Ertesi sabah, Anuşka ineği meraya sürerken kapıda Mahmut’la karşılaştı. —Anuşka, ne güzel güvercinim, neden benden kaçarsın? Sevgine doyamıyorum, seni görünce başım dönüyor… Sabah Cemil balığa gider gitmez bana gel; sana öyle bir sevgi göstereceğim ki, dünyadaki en mutlu kadın olacaksın. Anuşka’nın yanakları kızardı, kalbi hızlıca çarptı, ama Mahmut’a cevap vermeden hızlıca uzaklaştı. —Ben seni bekleyeceğim, — dedi Mahmut arkasından. Tüm gün Mahmut’un sözlerini düşündü Anuşka. Sevgi, ilgi, sıcaklık—mahallenin delikanlısı çok iyi ama böyle bir şeye cesaret edemiyor; yine de sabaha var daha, kim bilir… Akşam, Cemil hamamı yaktı, komşu Mahmut’u da çağırdı. Mahmut da pek memnun, kendi odununu yakmaya üşendi. Birlikte sauna yapıp keyiflendiler, sonra dinlenmek için dışarı çıktılar. Anuşka onlara ev yapımı rakı ve meze getirdi. Sonra hatırladı turşu da var kilerde, indi turşu almaya, tam çıkacakken az açık kapıdan gelen konuşmalara kulak misafiri oldu. —Neden çekingenlik yapıyorsun Cemil? Bize katıl, pişman olmazsın. Ne dullar var orada, ne güzeller, göz hitap ediyor! Seninki Anuşka, serçecik gibi silik. —Olmaz dostum, — dedi Cemil’in sesi. — Hiçbir güzelliğe katlanamam. Benim eşim Anuşka, bu memlekette en güzel kadın. O’ndan güzel çiçek de yok, meyve de. Yüzüne bakınca başka hiçbir şey görmüyorum, sadece onun gözleri, incecik beli… İçimde öyle bir sevda var ki, deniz gibi taşar, ama ne yazık ki anlatamıyorum, güzel sözler edemiyorum—bu yüzden kırılıyor bana. Suçluyum, korkuyorum onu kaybetmekten. Onsuz bir gün bile yaşayamam, nefes bile alamam… Anuşka nefesini tutarak dinledi, sadece kalbinin sesini duyuyordu, gözlerinden yaşlar süzüldü. Sonra başını yukarı kaldırıp içeri girdi, yüksek sesle seslendi: —Komşum, haydi sen git, dulları eğlendir; bizimse kocamla daha önemli işlerimiz var. Henüz Cemil’in özenle hazırladığı güzelliklere bakan biri çıkmadı evde. Affet beni sevgilim, görmedim, anlamadım kıymetini, oysa saadet ellerimdeymiş. Hadi, boşuna vakit harcadık, bundan sonra birbirimize sahip çıkalım… Sabah Cemil balığa gitmedi…