Sevgi Gösterişle Olmaz
Bugün de sabah vakti, Elif kucağında bir kova domuz yemiyle ahırdan çıktı; gözleri sinirliydi. Üç gündür eşim Mahir eski kuyuya oyma motifler yapmaya kafayı takmış. Sanki başka iş yokmuş gibi! Ben köy işlerini çekip çeviriyorum, hayvanları besliyorum, o ise elinde keskiyle, talaşa bulanmış bir halde bana bakıp gülümsemekten başka bir şey yapmıyor. Allah bana ne biçim koca nasip etti, dedim kendi kendime. Ne bir güzel söz söyler, ne masaya yumruğunu vurur, sessiz sedasız işine bakar. Bazen yaklaşır, gözlerime derin bakar, saçlarımdaki kalın örüğü elinin tersiyle sıvazlar, hepsi bu! Oysa ben öyle isterdim ki, gözümün nuru, beyaz güvercinim gibi sözler duymak, omzuna yaslanmak
Dalıp gitmişim, az kalsın yaşlı Karabaşa takılıp yere kapaklanacaktım. Mahir birden fırladı geldi, beni tuttu, köpeğe de şefkatle ama ciddi bir şekilde baktı:
Ne işin var kızın ayağının altında, sakatlanacaksın Karabaş, dedi.
Karabaş da utana sıkıla başını eğip kulübesine döndü. Ben yine şaşırdım kaldım. Hayvanlar kocamı öyle güzel anlıyor ki Bir sürü kez sordum bu mevzuyu, Mahir ise sadece,
Hayvanları seviyorum, onlar da sevgiyi anlar dedi.
Ben ise içten içe gerçek bir sevgi arzuluyordum. Sıcak sözcükler, çiçekler, şefkat… Ama Mahir eli sıkıydı bu konuda. Acaba, diyordum, seviyor mu beni gerçekten?
Kolay gelsin komşular! Bahçe çitinin oradan İsmail başını uzattı. Mahir, yine oymacılıkla mı uğraşıyorsun? Sana kim bakacak bu motiflere?
Çocuklarım güzel şeyler görerek büyüsün istiyorum, dedi Mahir, gözlerini hiç kaçırmadan.
Evvela çocuk lazım orası için, İsmail gülüp Elife göz kırptı.
Mahir kederle bana bakınca, ben de utanıp hemen eve kaçmak istedim. İçimden çocuk yapmaya acele etmiyordum. Gencim, hayatımı yaşamak istiyordum, üstelik kocam da öyle aman aman biri sayılmaz. Ama İsmail O ne yakışıklı, ne heybetli adamdı! Mahire de haksızlık etmek istemem, ama İsmailin yanında insanın kalbi titriyor. Bahçede karşılaştıkça gözümün içine batan yıldız, yüzüne güneş doğan kız gibi kelimelerle konuşuyor, kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor. Yine de ona yüz vermedim, evlenirken verdiğim sözü tutmak isterim. Annem babam yıllar yılı huzurla yaşadılar, bana da öyle öğrettiler.
Ama neden acaba, pencereden bakıp İsmaille göz göze gelmek istiyorum?
Ertesi sabah ineği otlatmak için kapıdan çıkınca İsmaille kapıda burun buruna geldim:
Elifim, ağamın kuzusu, neden kaçıyorsun benden? Senin güzelliğine doyulmuyor, aklımı başımdan alıyorsun.
Bana erken sabah gel. Kocan Mahir balığa gidince yanıma uğra. Sana öyle bir şefkat veririm ki, dünyanın en mutlu insanı olursun.
Elim ayağım buz kesildi, yüzümde ateş gibi kızarıklık gezindi; kalbim pır pır etti ama tek kelime etmeden geçtim yanından.
Yine de bekleyeceğim seni, diye arkamdan seslendi.
O gün akşama kadar zihnimde hep o vardı. Sevgiye, şefkate susamıştım. İsmail de öyle bir adamdı ki, bakışlarıyla insanın içini yakıyor. Yine de, böyle bir şey yapmaya gönlüm elvermiyordu. Belki sabaha kadar düşünürüm, diye geçirdim içimden.
Akşam Mahir hamamı yaktı. İsmaili de davet etti. O da dünden razı, odun yakmayacak nasılsa. İkisi berberanelerle birbirlerini ıslaya ıslaya yıkandılar, neşe içinde şakalaştılar. Banyodan çıkıp dinlenecekleri sırada ben de onlara rakıdan bir sürahi ve çeşit çeşit meze getirdim. Sonra, aklıma geldi, kilerde turşu vardı, onları da getireyim dedim. Kilerde turşuları toparlarken, kapının aralığından iki adamın arasında geçen konuşmayı duydum ve istemsizce kulak kesildim.
Sen de Mahir çok kararsızsın, dedi İsmail kısık sesle. Gel bir gece bizimle. Dul kadınlar var, nasıl şefkat gösteriyorlar bilemezsin! Hem güzeller, insanın içi ısınıyor. Seninki Elif de pek silik kız.
Yok dostum, Mahirin sesi anaç, ama kararlıydı. Bana başka kadın lazım değil. Düşünmek dahi istemiyorum. Benim karım dünyanın en güzel kadını, başka çiçek yok onun gibi, başka meyve yok onun kadar tatlı. Ona bakınca başka kimseyi göremiyorum. Sadece onun gözleri, belinin inceliği Öyle çok seviyorum ki, ne desem hak ettiği güzel sözleri bulamıyorum. Kendi içinde kırgın bana, biliyorum. Keşke içimden geçenleri anlatabilsem, hissettirebilsem, ama beceremiyorum. Onu kaybetmekten çok korkuyorum, o olmadan nefes alamam.
Elif orada öylece kaldı bir süre, gözlerinden yaş süzüldü, kalbi göğsüne sığmadı. Sonra başını dik kaldırdı, içeri girdi ve yüksek sesle söyledi:
Bak hele komşu, git dul kadınlara naz yap, biz Mahirle başka dertteyiz. Daha ortak bir hayatı kurduk, Mahirin oymalarını izleyip büyüyecek çocuklarımız olacak. Mahirciğim, affet beni; akılsız düşüncelerim için, önümdeki asıl mutluluğu görememişim. Gel, artık boşa geçirdiğimiz zamanı telafi edelim
O sabah, gün ağarırken, Mahir de tığ gibi hazır, balığa bile gitmemeye karar verdi.
Gördüm ki, sevgiyi göstermek ille de sevgi sözcükleriyle olmuyor. Sevgi bazen suskun bir adamın ellerindeki nasırda, bazen gecenin sonunda bana bakarken gözlerinde parlayan bir ışıltıda gizlidir. İşte bunu o gün anladım. Hem de içimde tarifsiz bir huzurlaO günden sonra Mahirin sessizliğini sevgi diye okuyabildim. Artık ahırda iş yaparken arada başımı kaldırıp eve bakıyor, Mahirin oymacı elleriyle bahçedeki çürük dalları budayışını izliyorum. Aramızdaki sessizlik uzaklık değilmiş; incelikmiş, sadakatmiş. Bir akşam, Mahir koyu gölgeler arasında bana yaklaştı, avucumun içine kendi nasırlı elini sıkıca bıraktı. Güldük, ağladık, birbirimize tutunduk.
İsmailin sesi, uzak bir kuş gibi geçti gitti köyden; onun parlak sözleri saman rüzgârıyla unutulup gitti, bizim evde ise kestane kokusu, tepede yıldızlı bir sessizlik kaldı. Mahir, bir gece yanağımı usulca okşayıp fısıldadı: Ben sevgimi gösteremem, yaşatmayı bilirim. Baktım, gözlerinde o günkü ışıltı yine var.
Ertesi bahar, evimizin önündeki yeni fideyi beraber diktik. Mahirin oymalarını izleyen gözler artık yalnız değil; kucağımda mışıl mışıl uyuyan, babasının gözlerini taşıyan minik oğlumuzu da seyrettik birlikte. Sessiz bir mutlulukla İşte böyle, hayat bazen gösterişsiz, ama köklü sevgilerin toprağında yeşeriyor.




