Eve Gönderme, Hastanede Bırak — Akrabalarımda Zorla Söyledi

Oda hastanede bırak, diyordu akrabalar.
Neden onu aldın da? öfkeyle bağırıyordu kocan, beşiği saran yenidoğan kız çocuğuna bakarak. Hastalığını size bildirmişti!

Nasıl olur böyle bir şey? Sen neyin içine çekildiğini anlıyor musun?

Elif, herkesin düşündüğünün aksine, hâlâ bir umut taşıyordu. Savaşı ve bütün akrabaları da öyle düşündü.

Annesi Nadiye, elini tutan büyük anne Leyla böyle sevgiyle adlandırmıştı kızını bağırdı:
Ne oldu, Kızım? Daha ne kadar doğacaksın? Bu ne kadar büyük bir yara! Kendi çorabını tak, yürürken düşmesin!

Onlara, çocuğun uzun ömürlü olmayacağı söylenmişti!
Evet, öyle dediler. Doktorlar, beşiği hastanede bırakmayı önerdi; bu, çoğu aile için doğal bir çözümdü. Her ebeveyn bu kadar büyük bir şoku tek başına kaldıramaz.

Küçük kız bile ağlamıyordu; dudakları hafifçe mor, parmak uçları mavi renkteydi tıpta akroksiyoz olarak adlandırılır.
Doğuştan orta dereceli kalp kusuru, ventrikül septumu defekti teşhisi konmuştu; hayatta kalmak mümkün, ama zor. Doktor da öyle söylemişti.

Elif, çocuğu eve götürmek istedi; bir çocuk söz konusu olduğunda karar her zaman anneye aittir.
İşte o an her şey başladı.

Sevgi dolu eşi ve baba hemen çekildi; Elifin kızı bırakmaya niyeti olmadığını anladıklarında. Son bir bağırışla, eğer karısı vazgeçerse geri döneceğini, ama o zaman hâlâ bir şans olduğunu söyledi.
Savaşın sevgisi güçlüydü, ama Elif kocasını suçlamıyordu; fedakârlık herkesin kaldırabileceği bir şey değildi.

Elif, kızını yanına alarak hastaneden çıktı, ama çiçek, balon gibi süslemeler olmadan; bu ne sevinçti ki?
İki tarafın büyükanneleri de hemen hastanede bırak dedi; bu çocuğa ihtiyacımız yok diye bağırıyorlardı.
Yabancı çocuğa hiç dokunmayız! diye bağırıyorlardı.

Elif, akrabaların ve kocasının durumunu anlamaya çalıştı ama başaramadı; en ufak bir çiçek bile getirecek bir şey bulamıyordu. Kimse genç anneyi desteklemedi.

Tek destekçi, çocukluk aşkı Mertti; aynı okula giden, Elife çocukluğundan beri gizli bir aşkla bakan bir gençti.
Son zamanlarda çok az konuşuyorlardı; Savaş şöyle demişti:
Kadınla dostluk mümkün değil, lafı boşuna söyledin!
Mert ve Elif, bir süre suskun kaldılar. Elif sık sık Merti hatırlıyordu; neşeli, şirin bir genç, annesi Nadiyeye pek de hoş gelmezdi.

Alparslan ise başka bir hikâye; iyi bir parti, bir fabrikada çalışıyor, İşçi demeden olmaz!
Mert, bir fabrikada makine operatörü olarak çalışıyordu, işiyle gurur duyuyordu.
Biliyor musun Leyla, diyordu, sana çiçek getirmişler, maaşım zamlandı! Belki annen beni kabul eder, benimle evlenir?

Mert, Elifin Savaşa olan aşkını biliyordu; bu aşk, Elifin kalbini zaten doldurmuştu.
Bak, bu bana kız arkadaşlarıma gösterecek bir şey mi? diyordu Savaş, alaycı bir sesle.
Elif, bu seçimnin dışarıya sergilenmesinin ne kadar anlamsız olduğunu düşündü; ama annesinin onayını aldığı için bir nebze rahatladı.

Annesi Nadiye, otoriter bir kadındı; istediği şeyi elde eder, baskı yapar, çabuk karar verirdi.
Bir gün, kızına bağırdı:
Nasıl çılgınlaştın? Bütün hayatını bu çocuğa mı bağlayacaksın? Geri götür, henüz alışmadın! Savaş hemen dönecek!

Eşiyle mutlu olduğundan bahseden sadece Nadiye değil, diğer akrabalar da aynı fikirdeydi.
Fakat Elif, ihanete uğramış gibi hissetti, Savaşın geri dönmesini istemiyordu.

İçinde hâlâ sevgisi vardı ama kalbi parçalanmaya başlamıştı.
Yan yana yürümek, bir gün aynı çatı altında olmak artık mümkün değildi; çok şey değişmişti, ne de olsa iyi yönde değildi.

Savaş o gün evden ayrıldı, eve bir çatı getirdi; daire Elife ait, eşyaları daha sonra alacaktı.
Elif, hastaneden getirdiği kız çocuğu Lale ile yalnız kaldı; hayalindeki pembe çocuk odası, şimdi bir hayal kırıklığıydı.

Savaş duvarları kendisi boyamıştı: Kızımın en iyisi olacak! diye haykırıyordu.
Şimdi odada pembe duvarlar, beyaz mobilyalar vardı; ama Lalenin geleceği hâlâ sisliydi.

Gözyaşı yoktu, sadece duygular vardı. Elif, uzun süredir kaybedilen iletişimi yeniden kurmak için Merti aradı:
Nasılsın, kardeşim? dedi, Bir şeyler değişti mi?

Mert, Elifin durumunu duyunca sevinçten havalandı. Hastane bekleme odasına, gürleyen bir tren gibi yaklaşıyordu; Mert, sonunda mutluluğunu yakalamıştı.

Evde bir hareketlilik başladı; Elif çay ve sütle sakinleşti, Mert markete koştu, bebek için gerekli her şeyi aldı.
Bebek yatağı başka bir odaya taşındı; Elifin yanına, uzanacak bir koltuk gibi getirildi.

Yorgunluk birdenbire üzerine çöktü; uzun bir stres sonrası vücudu gevşedi, Elif yavaşça kendine geldi.
Mert, Endişelenme Leyla, ben gözetiyorum dedi ve gerçekten de gözetti; Elif uyanınca bezi değiştirilmiş, mutfakta çorba kaynıyordu, Mert uyukluyordu, Lale ise yan yana yatıyordu.

Elif, bir huzur dalgası içinde uyandı; her şeyin iyi olacağına inandı, üçü birlikte yavaşça ayakta durmaya başladı.

Mert, her gün gelir, maddi ve manevi yardımda bulunurdu; kızın tedavisi pahalıydı.
Elifin bebeğiyle ilgilenmesi için bir bakıcı işe alındı; gün içinde birkaç saat bakım yapıyordu.
Akşamları Mert, Laleyi yürütür, yıkar, Elif tek başına baş edemezdi; ne kocası ne annesi aramazdı.

Bir buçuk ay sonra Savaş, eşyalarını almak için geldi:
Biliyorum ki sen hâlâ arkamdaydın ama benim kanımda bir kusur yok! diye bağırdı, Alimonya umut etme!

Elif beklemiyordu, alimonya dair hiç umut yoktu.
Mert, bağıran ve sinirli Savaşı kapıdan dışarı çıkardı:
Çekil buradan, programcı! dedi.

Savaş gitti, Elif boşanma davasını açtı, fakat biyolojik baba alimony ödemekten kaçınamadı.

Zaman geçti, Lalenin tedavisi meyvesini vermeye başladı; cildi yavaşça pembeleşiyordu.
Kesin bir iyileşme, operasyon sonrası gelecek, tarih belli olmuştu.

Mert, her zaman yanındaydı. Elif, onu sadece bir yardımcının ötesinde, bir dost olarak gördü.

Lale, ameliyatını geçirdi; iyileşme süreci sorunsuz geçti, rehabilitasyon başladı, sağlıklı bir yaşama alıştı.
Kız okula gittiğinde bir halk müziği stüdyosuna gönderildi; Rus halk şarkılarını mükemmel bir işitme yeteneğiyle söylemeye başladı.

Elifin blogu, Mertin önerisiyle büyüdü: Lalenin fotoğraflarını paylaş, düzenli olarak güncelle. İnsanlar bu sade hayatı, hastalıktan iyileşen bir çocuğun hikâyesini çok beğendi.

Lale, yarışmalarda ödül kazandı; Elif sadece fotoğraf değil, kızının şarkılarını da yayımlamaya başladı; takipçi sayısı geometrik bir artış gösterdi.

Annesi Nadiye ile ilişkisi hâlâ soğuktu; kızının başkaldırısını affetmemişti. Çocukla ilgilenmek bile ona sıkıntı veriyordu.
Bir gün eski kayınvalidesi, bir yarışma zaferinden sonra aradı:
Leyla, kızınız benim Savaşıma çok benziyor! Yüzünüz aynı!

Daha sonra Savaş aradı:
Özür dilerim, fazla ısıktım. Şimdi doğruydu, birlikte gidelim, ben ve Lale?

Elif cevap verdi:
Olur, ama hem senin hem de kızımın isteği olmalı.

Lale, iki babanın varlığını öğrendiğinde şöyle dedi:
Neden? Ben onu hiç tanımıyorum, anne! Ne konuşacağız?

Dolayısıyla, sevgili izleyiciler, bir bükülmüş ekmek gibi bir sonla karşı karşıyayız; ama bazen hayat bir bisküvi gibi kırılır, şansımızı buluruz.

Ertesi gün Nadiye, dış görünüşe önem veren bir kadın, güzel bir kız çocuğunun ödül törenine baktı, arkadaşlarıma göstermek benim için utanılacak bir şey değil dedi.

Elif, beklenmedik bir anda, hafif bir kin tutmaya başladı; büyükannesiyle yüzleşmek zorunda kaldı.
Sağlıklı, akıllı, güzel ve bağımsız bir kız yetiştirmek çok değerli; ama kendi çabasıyla bir mucize yaratmak daha da tatmin ediciydi.

Mert, gerçek bir baba gibi oldu; bu değerli bir armağandı.
Diğer herkes el ele tutuşup yürüyebilir; nereye? İster orman, ister köy, ister kelebek tutacak bir tarlaya; hoş geldiniz, ama herkesin yolunu seçmesi lazım.

Zalim mi? Evet. Adil mi? Evet. Bu da size, baba Savaş ve büyükanne Nadiyeye hitap ediyor: bir kez daha

Rate article
Lifequest
Eve Gönderme, Hastanede Bırak — Akrabalarımda Zorla Söyledi