İlayda bir zamanlar evli olmayan bir sevgiliydi. Otuz yaşına kadar bekâr kalmış, sonunda bir erkek bulmaya karar verir. Mehmetin evli olduğunu ilk başta bilmez, ama genç adam bu gerçeği saklamaz; İlayda ona bağlanıp sevdiğini fark ettikten sonra itiraf eder.
İlayda Mehmete hiç bir eleştiri yöneltmez; sadece kendisini bu ilişki ve ona karşı duyduğu zayıflık için azarlamaya başlar. Zamanın çabuk geçtiğini düşünür, hâlâ bir eş bulamamış olmaktan kendini eksik hisseder. Görünüşü fena değildir; güzel bir çekiciliği vardır, biraz tombul, bu da ona belli bir olgunluk verir.
Mehmetle olan ilişkisi bir çıkmaza girer. İlayda sevgili rolünde kalmak istemez, ama Mehmeti bırakamayan da vardır; yalnız kalma korkusu onu hapishane gibi tutar. Bir gün kuzeni Serkan onun evine gelir; iş seyahati sırasında İstanbuldan Ankaraya geçici bir durak yapmıştır. Kısa bir süre için kardeşiyle yemek yer, çocukluk anılarını yad eder, hayatın şu anki hallerinden bahseder. İlayda, Serkana kişisel hayatını anlatır, gözyaşları içinde gerçeği döker.
Tam bu sırada komşusu Ayşe, İlaydayı evine davet eder; beş dakikalık bir ziyaretten sonra kapı çalar. Serkan kapıyı açar, Mehmetin ön tarafta beklediğini görür. Serkan hemen anlar ki Mehmet, İlaydanın sevgilisidir. Mehmet, İlaydanın banyoda olduğunu düşünür, ama Serkan İlayda duş alıyor der. Mehmet şaşkın bir şekilde Siz kimsiniz? diye sorar. Serkan Ben onun erkek arkadaşıyım, resmi bir birliktelik. Peki ya sizin amacınız? diye cevap verir, Mehmeti yakından tutar ve Eğer seni bir daha burada görürsem, merdivenlerden atarım, anladın mı? der. Mehmet, Serkanın tutuşundan kurtulup koşarak aşağı iner.
İlayda eve döner, Serkan ona Mehmetin ziyareti hakkında bilgi verir. Ne yaptın? Kim seni çağırdı? diye ağlayarak sorar İlayda; O artık geri dönmeyecek der. Serkan, Evet, geriye dönmeyecek ve bu iyi. Artık ağlamayı bırak. Tanıdığım çok iyi bir dul var, köyümüzde. Karısının ölümünden sonra kadınlar ona yaklaşmıyor, o da hâlâ yalnız. Bir kez daha işe gelirim, beraber köye gideriz, tanıştırırım seni diye önerir. İlayda Bu nasıl olur? Tanımadığım bir adamla bir şeyler yapmam mümkün değil diye itiraz eder.
Birkaç gün içinde İlayda ve Serkan köye varır. Serkanın eşi Lale, banyonun yanında bahçede bir masa kurar. Komşular, arkadaşlar ve Serkanın eski bir dostu, dul Ali, ziyarete gelir. İlayda, Aliyi ilk kez görür; Ali sessiz ve çekingen bir adamdır. Muhtemelen karısını çok özlüyor, ne acı diye düşünür İlayda.
Bir hafta sonra hafta sonu kapı çalar. İlayda kimse beklemez; kapıyı açtığında Ali elinde bir poşetle durur. İlayda, ben markete gidiyordum, bir şeyler aldım, seni tanıdığımıza sevindim, bir çay içelim der. İlayda onu içeri çağırır, çay ikram eder, Ali poşetten bir demet lale çiçeği uzatır. Çiçekleri alınca gözleri parlar. Çay sırasında hava ve piyasadaki fiyatlar konuşulur; çay bittiğinde Ali çantasını toplar, ceketini giyip ayakkabılarını bağlar. Kapıya yönelince Eğer şimdi gidersen pişman olurum. Bütün hafta sadece seni düşündüm, dürüstçe söylüyorum. Hafta sonunu bekledim, adresi Serkandan aldım diye itiraza döner.
İlayda kızarır, gözlerini kaçırır. Biz birbirimizi henüz çok az tanıyoruz der. Ali Önemli değil, sana rahatsızlık vermiyorum, senden izin isterim. Benim küçük bir kızım var, sekiz yaşında, şu an büyükannesinde diye ekler. İlayda Kız çocukları çok güzel, hep bir kız istemişim diye yanıt verir. Ali, bu sözlerden cesaret alıp İlaydanın ellerini tutar, ona yaklaşıp öper. Öpücükten sonra gözyaşları içinde Sana sıkıntı vermek istemedim, seninle iyi bir şeyler başlatmak istiyorum der.
Böylece her hafta sonu buluşurlar. İki ay içinde evlenir, köyde bir ev kurarlar. İlayda bir anaokulunda çalışmaya başlar. Bir yıl sonra çocukları doğar; iki kız çocuğu büyür, sevgiyle dolu bir aile olur.
Serkan sık sık İlaydaya bakar ve şakayla Bak bakalım, hangi koca seni getirdi, ne güzel hâle geldin! der, Ben sana asla kötü bir şey önermezdim diyerek kardeşinin mutluluğunu izler.




