Birbirimiz İçin Yaşayacağız: Annesinin Kaybı Sonrası Eşiyle ve Kızıyla Hayat Mücadelesi Veren Ege’nin Ailesinde Fedakarlık, İhanet ve Bağışlamayla Dolu Dokunaklı Bir Hikaye

Birbirimiz İçin Yaşayacağız

Annemi kaybettikten sonra biraz toparlandım. Annem son zamanlarda hastanedeydi, orada vefat etti. Daha önce evinde yatıyordu, ben de eşim Ayşe’yle sırayla ilgileniyorduk. Evlerimiz yan yana, ama anneme defalarca bizim eve geçmesini söylememe rağmen asla kabul etmedi.

Oğlum, baban burada öldü, ben de burada öleceğim. Yüreğim buraya bağlı, bana daha kolay geliyor, derdi. Ben de razı gelmek zorunda kalıyordum.

Tabii bizim için annem bize taşınsa daha rahat olacaktı, ama diğer yandan kızımız Elif henüz on üç yaşında, büyükanne gözlerinin önünde yavaş yavaş erisin istemedik. Ben vardiyalı çalışıyorum, Ayşe ilkokul öğretmeni zaten. Yani annem her zaman kontrolümüzdeydi, bazen geceleri de sırayla annemin evinde kalıyorduk.

Anne, babaannem artık iyileşemeyecek mi? diye soruyordu Elif üzgün üzgün Çok iyi kalpli biri, çok üzüldüm.

Bilmem, kızım, ama herkesin günü gelecek, hayat böyle, derdi Ayşe ona.

Annemin durumu bir gün daha da kötüleşti, apar topar hastaneye kaldırdık. Benim benden üç yaş küçük bir kız kardeşim var, adı Sevil. Onun da bir oğlu var, Can, genelde ona annemle Ayşe bakardı. Sevil ise hep iş gezilerindeydi, öyle derdi. Zaten kocasıyla çok önce boşanmıştı. Annemin bakımına yanaşmıyordu çünkü ben ve Ayşe ilgileniyorduk. Sevil, bana tam zıttı; soğuk ve huysuz.

Üç gün sonra annem hastanede vefat etti. Cenazeden sonra annemin evini satmaya karar verdik, baksaydık da kısa sürede yıpranırdı. Annem çok önceden evi bana bağışlamıştı, kız kardeşiyle ilişkisi iyi değildi zaten. Sevil de bunu biliyordu, annemle pek görüşmezdi.

Ev satıldıktan sonra Ayşe sürekli bana baskı yaptı:

Eline paralar geçer geçmez, Seville yarı yarıya paylaş.

Ama Sevilin zaten kendi dairesi var, eski kocası ona güzel bir ev bırakıp çıktı. Zaten harcar parayı, yine de…

Boşver Ege, bizim gönlümüz rahat olsun. Yarın öbür gün konuşur, adımızı çıkarır, en iyisi paylaş.

Sonunda kabul ettim, paranın yarısını Sevile verdim. O da teşekkür etmek yerine; Bu kadar mı yani? Gerisi? dedi.

Zaman geçti, Elif on beş yaşına bastı, başımıza yine bir dert geldi. Ayşe hastalandı ve yatağa düştü. Zaten uzun zamandır halsizdi ama hep yorgunluktan zannetti. Sonunda bahçede bayılıp düştü, apar topar hastaneye kaldırdık. Tahliller sonrası o illet hastalığı buldular, hem de iş işten geçmiş.

Doktor bey, eşimi kurtaramaz mısınız? dedim yıkılmış halde, o ise sadece omuzlarını silkti.

Elimizden geleni yapıyoruz, ama çok geç geldi. Hatta kendisi bile isteyerek değil, bayılınca getirilmiş. Rahatsız olduğunu fark etmediniz mi hiç?

Fark etmez olur muyum, doktora gitmesi için kaç kere ısrar ettim, ama Ayşe hep başkasını düşünür, kendisini hep sona bırakır… dedim iç geçirerek.

Ayşeyi eve getirdik kısa süre sonra, bir daha da kalkamadı. Ben ve Elif beraber bakımını üstlendik ama hastalık hızla ilerledi, Ayşenin hali iyice fenalaşıyordu. Ona ben iğnesini yaptım, sırf yanında olabilmek için izin aldım. Ama iznim bitince işe dönmem gerekti. Elif eve gelince annesine yemek yediriyor, yıkıyor, çok yoruluyordu haliyle.

Bir gün Sevil geldi.

Ege, benim çamaşır makinesi bozuldu. Bir bakar mısın? Sen iyi anlarsın bu işlerden.

Gelirim, dedim. Ertesi gün iş çıkışı gidip tamir ettim.

Eve giderken bir kez ricada bulundum:

Bak arada bize de uğra, Elifi annesiyle yalnız bırakma. O daha çocuk, hem fiziksel hem de duygusal olarak çok yoruluyor. Bazen gece de annesiyle kalması gerekiyor. Neticede Ayşe sana hiç yabancı değil, Can on yaşına kadar senin değil de, Ayşenin annelik ettiği çocuk. Eski kocan evi elinden almak isterken de Ayşe mücadele etti, biliyorsun.

Aman, geçmişi hatırlama şimdi, dedi Sevil umursamazca. Can zaten büyüdü, ben senden önce evlenmiştim, o zamanlar çok iş gezisi vardı. Ayşeye minnetim olsun diye bir yüzük almıştım zaten.

Ama Ayşe hemen geri verdi, sen de sevinerek aldın.

O istemiyorsa ben geri aldım tabii. Hem bakmak var bakmak var. Hasta başı beklemek başka, sağlıklı çocuğa bakmak başka. Ben istemiyorum, hiç bulaşmam, deyip yüzüme bile bakmadan gitti.

İçim cız etti. Kırılmadım bile, sadece dedim ki:

Bir daha hiçbir işin için bana gelme, kalbin taş gibi, hiç acıman yok.

O günden sonra Sevili aklıma bile getirmedim. Ayşe hızla eridi gitti gözümüzün önünde. Elif bir gün beni işten dönerken pencereden görüp dışarı fırladı.

Baba, babacığım, anneme çok kötü oldu. Artık yemek yemiyor, sırtını döndü, ne ilaç versem de içmiyor, hiç konuşmuyor bile.

Merak etme kızım, biz üstesinden geliriz, beraberiz.

Ama o gece annemiz gitti. İkimiz ağladık. Birbirimize kaldık. Ayşe gidince belki de biraz daha rahatladım, çünkü artık Ayşe acı çekmiyor, Elif de bu acıyı daha fazla izlemiyor. Tabii ki eşimi çok seviyordum; ama bu illet hastalık hem onu hem bizi mahvetti.

Ayşenin cenazesinden sonra çok zorlandım. Onun gülüşü, ilgisi, sevgisi hep gözümün önündeydi, eksikliği içimi kavuruyordu. Hep yanımda olmasını isterdim ama artık olmayacaktı. Elifle birbirimize tutunduk, o bile beni avutmaya çalışıyordu.

Baba, elimizden gelenin en iyisini yaptık. Artık annemin yokluğunu kabullenmemiz gerekiyor. Emin ol, onun için şimdi daha huzurlu. Zamanla alışacağız. Önemli olan seninle birbirimizi bırakmadan devam etmek.

Kızım, ne kadar olgun birisi olmuşsun, dedim şaşırarak. Annenin hastalığı seni büyüttü.

Elif hep yanı başımda olmaya çalıştı, ben de işten koşa koşa eve geliyordum. Bilirdim, kızım beni bekler, bana bir şeyler hazırlar, akşam sohbetimize masa kurarız diye. Elif yemek yapmayı öğrendi, akşamları haberleşiyorduk.

Bir gün eve gelince Elif bana dedi ki:

Baba, bugün okuldan gelince teyzem Sevil de ardımdan kapıdan girdi.

Ne işi varmış ki, dedim hemen sinirlenerek. Sen sakın eve alma bir daha.

Girdikten sonra engel olamadım. Annemin vizon kürkünü ve birkaç eşyasını almaya geldiğini söyledi, izin verdiğini söyledi.

Vermedim, kızdı gitti.

Kızım, ben asla öyle bir şey söylemedim, sakın bir daha kapıyı hemen kapat, bırakma boşuna içeri.

Bir gün işteyken bir anda göğsüm sıkıştı, nefes alamadım, bayılacak gibi oldum. Arkadaşlarım hemen ambulans çağırdı, hastaneye kaldırdılar. Elif gelince doktor teselli etti:

Ağlama, baban bilincini kaybetmedi. Küçük bir kalp krizi geçirdi, tedavi gerekiyor.

Bütün yük Elifin omzundaydı artık: okul, ev, hastane. Kimseye güveni kalmamıştı, her şeye koşturuyor, bir yandan da derslerini bırakmıyordu. Hastaneye bana gelir, yemek getirirdi. Bir gün Sevil bir tepsi börekle geldi.

Elif, babana hastaneye götür diye börek yaptım. Elim gitmiyor hastaneye, baban zaten bana kızıyor, biliyorsun. Sen ver bak, benim yaptığımı söyleme.

Tamam, teşekkürler teyze, deyip aldı gönderdi.

Beş on dakika sonra Can geldi, o bana ve Elife arada yardım eder, ne de olsa kardeşi sayılır. Liseyi bitirmek üzereydi, üniversiteye hazırlanıyordu.

Anahtarımı evde unuttum, ondan uğradım, dedi. Vay Elif, böreği sen mi yaptın?

Yok, ben daha bilmiyorum börek yapmayı, annen getirdi, babama hastaneye götüreceğim. Dilersen sana bir dilim ayırayım, okuldan çıktın açsındır zaten, babama fazla gelir.

Can kabul etti, bir de çay ikram ettim. Sonra birlikte hastaneye gitmeye karar verdik. Tam çıkarken Canın rengi soldu, ter basmaya başladı, merdivenden aşağı inerken yere yığıldı. İyi ki hastanedeydik.

Meğer Canın kanında zehirli bir madde bulunmuş.

Ne yedi, diye sordu doktor bana.

İşte bu börek, babama getirecektik. Canın annesi Sevil getirdiği börekti.

Sakın babana verme, böreği ben alıyorum, araştırılması gerek, dedi doktor.

Sevile haber verdiler, soluğu hastanede aldı.

Aman Allahım, oğlum, sana ne oldu? Neden bu kadar zehirlendin?

Teyzenin böreğini yedi Can, okuldan gelip börekten vermiştim, deyince Sevilin rengi attı.

Bir süre sonra polise götürdüler Sevili. Meğerse o böreğin içine Egeyi zehirleyecek bir şeyler katmış. Amacı Egeyi öldürüp evi satmak, parayı almakmış. Elif de üniversiteye gidince yurtta kalır diye plan yapmış. Ama işin buraya varacağını, oğlunun o börekten yiyeceğini de hesaplamamış.

Ege taburcu olunca, Elifle Canı da alıp Sevili ziyarete gitti.

Ege, affet beni, ne olur affet Can, Elif de affet beni, diye ağlıyordu Sevil. Hatalarımı anladım, çok pişmanım, ne olur bağışlayın.

Ege şikayetini çekti, bir süre sonra Sevil serbest bırakıldı. Ama Can annesini affedemedi, onunla bütün bağlarını kesti, daha çok bize uğrar oldu.

Amca, asla affetmeyeceğim annemi. Bunu bana, size nasıl yapabildi?

Can, anne babayı kimse seçemez. Annen büyük bir hata yaptı evet. Ama pişman oldu, insan hata yapar. Ona bir şans ver, affetmeye çalış, o da kendi içinde çok acı çekiyor, dedim.

Yavaş yavaş yaralar kapandı. Can üniversiteyi kazandı, Elif de liseyi bitirip üniversiteye hazırlanıyordu ama beni evde bırakmak istemiyordu.

Boş ver kızım, sen oku, yolun açık olsun. Hafta sonları, tatillerde mutlaka gelirsin. Birbirimize destek olur, hayatı paylaşmaya devam ederiz. Annen en çok senin öğretmen olmanı isterdi, dedim.

Ne olursa olsun, birbirimiz için yaşamaya devam edeceğiz dedik ve öylece birbirimize sarıldık.

Rate article
Lifequest
Birbirimiz İçin Yaşayacağız: Annesinin Kaybı Sonrası Eşiyle ve Kızıyla Hayat Mücadelesi Veren Ege’nin Ailesinde Fedakarlık, İhanet ve Bağışlamayla Dolu Dokunaklı Bir Hikaye