Küçük Oğulun Mirası

Elif gözlerini Acil Servis tabelasından ayırmıyordu. Uzun bekleyişin yorgunluğu gözlerini bulanıklaştırmış, kalbi yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu. Elif, dört yaşındaki oğlu Denizin sevdiği kırmızı kamyonu sık sık avuçlarında döndürüyordu; o, babasından hediye olarak almıştı. Başlangıçta mavi bir kamyon isterdi, ama zamanla bu kırmızı kamyon ona hayat gibi bağlanmıştı.

Sonunda, buğulu camların arkasından bir siluet belirdi; kapılar açıldı ve yorgun bir doktor koridorun içinde belirdi. Elif aniden ayağa kalktı ve doktora koştu.

Doktor, ne oldu? Deniz nasıl?

Doktor mahcup bir şekilde maskesini çekerek başını eğdi.

Elif Hanım, çok üzgünüm Elimizden geleni yaptık

***

Elif, oğlunun yatağında topa topa kıvrılmıştı. Yastık hâlâ Denizin kokusunu tutuyordu. Aynada, çikolata lekeli ellerinin izleri hâlâ silinmemişti. Keşke aynayı temizlemeseydim, diye düşündü; çünkü artık o izler silinmeyecek, çocuğu da bir daha başağa kalkmayacaktı.

Elifin yanaklarından bir damla tuzlu gözyaşı döküldü. Kalbi derin bir acıyla yanıyordu; sağlıklı bir kalp, Denizin eksiklediği şeydi. Büyük oğlu Murat, 22 yaşında üniversitede okuyordu ve neredeyse kendi ayakları üzerinde durabiliyordu. Oysa Deniz

Babalarca bir sevinç, aniden büyük bir kedere dönüştü. Tüm tetkikler normal çıkmış, ancak doğumdan önce rastgele keşfedilen karmaşık bir kalp kusuru ortaya çıkmıştı. Radikal bir müdahale sırasında bir şeyler ters gitti ve artık Deniz yoktu.

***

Elif gözlerini kapadı, endişeli bir uykunun içinde kayboldu. Tekrar kendini rengârenk çiçeklerle bezelmiş, güneşli bir çayırda buldu. Uzakta, aynı eski gülümsemesiyle Deniz duruyordu; en sevdiği arabalı gömleği üzerindeydi. Elinde büyük bir papatya demeti tutuyordu.

Deniz! Oğlum! diye bağırdı Elif, ama Deniz sanki duymamış gibi yaprakları sayıyordu.

Elif çiçekler arasına koştu, kollarını açtı; ama ne kadar koşsa da Deniz ona yaklaşmıyordu, hatta uzaklaşıyordu. Çığlık attı, ellerini uzattı, ama ona ulaşamıyordu. Birden Deniz gözlerini ona dikti, hafif bir gülümseme yaptı ve bir anda havada dağıldı. Geriye sadece papatya yapraklarından oluşan bir bulut yere yavaşça iniyordu.

Elif, yaprakların düştüğü yere koştu ve ayaklarının altına baktı. Yeşil otların arasında, beyaz yapraklardan oluşmuş düzgün bir adres yazılmıştı.

***

Elif telefon çaldığında ekranda Muratın adı yanıyordu.

Evet, evlat diye boğuk bir sesle cevap verdi Elif.

Anne, bugün geliyorum, bir şeyler hazırla!

Elif zor bir gülümseme takındı. Tam üç ay önce Deniz vefat etmişti; ama hâlâ bir evlat daha vardı. Yine de kendine biraz güç toplamalı ve yaşamaya devam etmeliydi.

Tabii, ne istersin? Krep mi?

Çok güzel olur anne! Şu an otobüsteyim, yakında geliyorum!

Murat her pazar babasını ve annesini bir araya getirmeye çalışıyordu; küçük kardeşi için kalbinde taşıdığı acıyı da paylaşmak istiyordu. Hayat devam ediyordu ve aile olarak bu kederi birlikte atlatmalıydılar.

Elif zorla ayağa kalktı ve mutfağa yöneldi. Buzdolabını açtı, rafları karıştırdı; ama süt kalmamıştı. Eşi Veli, mutfağın bir köşesinde bir dizüstü bilgisayara baskı devresi takıyordu. Veli gözlerini Elife çevirdi:

Bir şey mi lazım? Markete mi gitmek istersin?

Murat aradı, kek istedi, fakat süt bitti dedi Elif sakin bir şekilde. Ben kendim giderim, biraz hava alırım.

Veli şaşkınlıkla gözlüklerini yukarı kaydırdı: Yavaş yavaş toparlanıyor, diye düşündü.

Elif yavaşça giyindi ve evden çıktı. Hafif bir bahar rüzgarı yüzüne hafifçe vurdu. Kuşlar cıvıldıyor, ağaç dalları yeşil bir renge bürünüyordu; doğa kış uykusundan uyanıyordu. Elif içini çeken bir nefes çekti: Ah, beşinci baharımı Denizle göremediğim için.

Kafasını salladı, karanlık düşünceleri uzaklaştırdı ve markete yöneldi.

***

Süt, Muratın sevdiği çikolatayı, ekmek ve tavuk alarak kasaya yürüdü. Aniden, yan rafların arkasından tanıdık bir kahkaha geldi. Elifin kalbi bir kez daha sıkıştı; bu, Denizin sesi gibiydi. Sesin geldiği yöne koştu, sadece bir çocuk figürünün rafların arkasına kaybolduğunu gördü. Gerçek olamayacağını bilen Elif, yine de o figürün peşinden gitti; bir karton ilanı devirdi.

İlanı kaldırdığında, beyaz zeminde kırmızı harflerle, rüyasında gördüğü aynı adres belirdi.

Deniz, ne söylemek istiyorsun? diye fısıldadı Elif.

Evine dönerken aklına bir şeylerin tesadüf olmadığını düşündü. Deniz ona bir mesaj vermek istiyordu, ama ne? Adresi internette araştırmak gerekiyordu; ama o gün tek bir çocuk geliyordu, onunla yüzleşmek zorundaydı.

***

Akşam, Elif ve Veli, Muratın üniversite hayatından bahsederken gülümsemek zorunda kaldılar. Murat ev yapımı yemekleri afiyetle yedi; anne babası sevgi dolu bakışlarla ona baktı; artık tek çocuğu onlardı. Gün bitince herkes odalarına çekildi, gece sessizce çökünce Elif çabucak uykuya daldı.

Gece yarısı, banyonun içinde hafif bir melodi duyuldu. Kalbi çarptı, nefesi tutuklandı: Denizin sesi, onun mavi kamyon şarkısını mırıldanıyordu.

Elif bir yudum su gibi tükürük yutarak ayağa kalktı, sessizce banyoya yöneldi. Kapıyı çok yumuşak bir sesle açtı; fakat içeride kimse yoktu. Gözlerinden yaşlar süzüldü.

Ne bekliyordum ki? Deniz banyo içinde mi? O artık yok! Bu sadece zihnimdeki bir hayal! diye kendine bağırdı.

Lavaboyu açtı, suyla yıkanırken kendine söz verdi: Veli ve Murat için daha güçlü olmalıyım. Aynada solgun yüzüne, morluklarla dolu gözlerine baktı. Öfkesiyle ellerini sabunla ovuşturdu, köpükler beyaz bir kağıda yazılan adres harflerine dönüştü; bir soğuk rüzgar arkadan esti.

Seni bekliyorum, anne diye ince bir ses duydu.

***

Neden uyumuyorsun? diye Veli, dizüstü bilgisayar ekranının ışığıyla uyanmıştı.

Elif bir koltuğa oturmuş, dizlerinde laptopu tutuyordu, ekrana bakıyordu.

Veli, gel Eğer sen de aynı şeyi hissedersen, bu bir hayal değil

Veli uykulu bir sesle ayağa kalktı, Elifin yanına geldi. Gözleri, dört yaşındaki bir çocuğun fotoğrafına takıldı; fotoğrafın altında Efe, 4 yazıyordu. Efe, üç yıl önce bir trafik kazasında anne babasını kaybetmiş, büyükannesine emanet edilmişti; büyükannesi vefat edince yetimhaneye yerleştirilmişti.

Bu adres son günlerde peşimizden geliyor dedi Elif, Deniz bizimle iletişim kuruyor.

Veli birkaç saniye düşündükten sonra kararlı bir sesle: Gidelim

***

Çocuk yuvasının müdürü, Nermin Hanım, Elif ve Veliyi uzun, aydınlık bir koridor boyunca yürüttü, sürekli durup durumu açıklamaya çalışıyordu.

Efe geldiğinde kısa bir süre kalacağını düşünmüştük. O, sosyal ve gelişmiş bir çocuk; ama evlat edinecek aileleri gördüğünde içine kapanıyor, iletişime geçmiyor. Diğer yuvalarda ne yaptığını bilmiyorum ama vicdanım çocuğu zorla bir yere göndermeye izin vermiyor. O, Anne ve baba gelecek diye konuşuyor. Son üç ayda hayali bir arkadaş edinmiş; adı Deniz. Ve Deniz, Anne ve babanız yakında gelecek diye fısıldıyor.

Elif ve Veli birbirlerine baktı. Ölen çocukları, bu yalnız çocuğa yardım etmek mi istiyordu?

Tanıyın, belki kalplerine dokunur dedi Nermin Hanım, kapıyı oyun odasına çarparak açtı.

Elif derhal Efeyi tanıdı. Küçük, zayıf bir çocuk, diğer çocukların arasında oturmuş kuleler inşa ediyordu ve Denizin şarkısını mırıldanıyordu. Efe aniden kulübesini bıraktı, ayağa kalktı ve Elif ve Veliye bağırdı:

Anne, baba!!! Biliyorum ki geliyorsunuz!!!

***

Nermin Hanım, evlat edinme sürecini hızlandırmak için çaba gösterdi. Efenin Elif ve Veliye açılması, onların kalplerini yumuşattı; eşliğinde, ölüm haberini öğrendiğinde daha da duygulanmıştı. Bir ay içinde Elif, Veli ve Murat, Efeyi yanlarına almaya geldi. Çıkmadan önce Efe aniden Elifin elini bıraktı ve şöyle dedi:

Anne, bekle! diye bağırdı, gözleri koridorun ucuna bakıyordu, Orada Deniz var, bizimle vedalaşmak istiyor!

Elifin kalbi bir kez daha hüzünle doldu; ama bu kez ışıklı bir hüzündü. Değiştirilemez bir şeyin kabullenmesi, yaşamaya devam etmenin yoluydu. Artık bir çocuğun geleceği onun ellerindeydi; Efeye yeni bir hayat sunmalıydı. Denizi asla unutmayacak, ona hep sevgiyle bakacaktı; ama şimdi sevgi, Efeye de uzanıyordu.

Efe koridorun ucuna koştu, pencereye yaklaştı, birkaç saniye durdu, ardından geri döndü ve anne, baba ve büyük kardeşi Muratın yanına koştu. Pencerenin arkasından, bakımsız bir çatıdan bir beyaz güvercin süzüldü, etrafı dolaştı, Elif, Veli, Murat ve Efenin başları üzerine kondu ve gökyüzüne doğru yükselerek bulutların arasına kayboldu.

Bu deneyim, Elife hayatın acımasızlığına rağmen sevginin ve fedakârlığın her zaman yeni bir başlangıca yol açtığını öğretti; kalbinde iki çocuğu da aynı sevgiyle taşıyarak, yarının umutlarını yeniden inşa etmeyi öğrendi.

Rate article
Lifequest
Küçük Oğulun Mirası