Ali sabah annesinin inlemesinden uyandığında hemen yatağına yaklaştı:
Anne, acıyor mu?
Ali, su getir!
Hemen, mutfağa koşuyorum.
Bir dakikada dolu bir bardak suyla geri döner:
Al, anne, iç!
Kapı çalınır.
Oğlum, kapıyı aç! Büyük ihtimalle Nermin teyze geliyor.
Komşu Nermin, elinde büyük bir sürahiyle içeri girer.
Elif, nasılsın? başını okşar. Çok ateşin var. Sıcak tereyağlı süt getirdim.
İlacı içtim.
Hastaneye gitmen lazım, tedavi iyi olur. Beslenmen de düzgün olmalı, ama buzdolabın boş.
Teyze Nermin, ilaç için bütün paramı harcadım gözlerinden yaş süzülür bir şey işe yaramıyor.
Hastaneye yat.
Peki Aliyi kime bırakacağım?
Eğer ölürsen Aliyi kime bırakacaksın? Henüz otuz değilsin, ne eşin var ne paran başını okşar. Üzülme!
Teyze Nermin, ne yapacağız?
Hemen doktor çağırıyorum cep telefonunu çıkarır.
Telefonu çevirir, bilgi alır.
Bugün içinde gelecekler, ben de gideceğim. Gelince Aliyi de beraber alacağız.
Komşu koridordan çıkar, Ali de arkasından eşlik eder:
Nermin teyze, annem ölecek mi?
Bilmiyorum. Tanrıya dua etsek yardım eder, ama annen ona inanmaz.
Tanrı yardım eder mi? Alinin gözlerinde umut ışığı yanar.
Kiliseye git, bir mum yak, dua et, o zaman Tanrı yardımcı olur. Ben de gidiyorum.
Ali annesine döner, düşünceli bir şekilde:
Ali, belki bir şeyler yemek istersin, ama evde bir şey yok. İki bardak getir.
Bardağa süt doldurur:
İç!
Ali bir yudum alır, daha çok ister. Zeynep, bunu hemen fark eder, zorlanarak masadan cüzdanını alır:
Elli lira var. İki poğaça al, yolda ye, ben bir şeyler hazırlayayım. Hadi!
Aliyi kapıya kadar götürür, duvara tutunarak mutfağa yönelir. Buzdolabında ucuz konserve balık, biraz margarin, pencere kenarında iki patates ve bir soğan vardır.
Çorba yapmalıyım
Başını tutar, yorgun bir şekilde bir tabureye oturur:
Ne oluyor bana? Gücüm kalmadı. Yarım izin de bitti. Param tükendi. Çalışmazsam Aliyi okula götüremez miyim? Bir ay içinde birinci sınıfa başlayacak. Yakın akrabam yok, yardım edecek kimse yok. En kötüsü hastalık. Hemen aile hekimine gitmeliydim. Eğer hastaneye konulursa, Ali tek başına kalacak mı?
Zorlanarak patatesleri soyar.
Açlık büyür ama Alinin aklı başka yerde:
Anne dün bütün gün yataktan kalkmadı. Gerçekten ölür mü? Nermin teyze Tanrıdan yardım istememi söylemişti. Durdurur, kilise yönüne döner.
—
İki yıl önce savaşta yaralanmış, bir çubuğa yaslanan eski bir asker, artık sivil hayatına alışmaya çalışıyor:
İki yıldır hâlâ ayakta duruyorum, yaralarımı görmezden geliyorum. Yüzümdeki izler kimse evlenecek mi? diye düşünürken kilisenin önünde duran yoksullara bir avuç yüz lira verir.
Dostlarım Român ve Staş için dua edin!
İçeri girer, mum alır, babasının öğrettiği duayı okur:
Allahım, bağışla
Mum ışığı titredi, gözlerinin önünde eski dostları canlandırır. Duayı bitirdikten sonra oturup hayatını düşünür.
Küçük, zayıf bir çocuk, ucuz bir mumun yanına oturur, etrafına bakar, ne yapacağını bilemez. Yaşlı bir kadın ona yaklaşır:
Gel, yardımcı olayım!
Mumunu yakar, ona nasıl dua edeceğini gösterir.
Tanrıya, annemi iyileştir lütfen. Annem ilaç alacak parası yok, ben de okula gidecek çantam yok
Kemal, çocuğa bakar, kendi büyük sorunları bir anda küçülür.
Çocuğum, hadi gel! der.
Çocuk korkuyla sorar:
Nereye?
Kemal çubuğuyla yürürken:
Hangi ilaçlar lazım, eczaneye gidelim.
Çocuk sevinçle bakar:
Gerçekten mi?
Kemal gülümseyerek:
Tanrı babam senin dileğini iletti.
Çocuk Ali der. Kemal Ben Kemalm diye cevap verir.
—
Evde annesi Zeynep ve komşusu Nermin konuşur:
Nermin teyze, ilaçlar çok pahalı. Beş yüz lira kaldı, nasıl ödeyeceğim?
Ali kapıyı çabuk açar, sesler susar. Nermin endişeyle bakar:
Ali, bak!
Zeynep korkmuş gibi fısıldar:
Anne, hangi ilaçlar lazım? Ben ve Kemal eczaneye gidip alacağız.
Zeynep sorar:
Siz kimsiniz?
Kemal gülümseyerek:
Her şey iyi olacak, reçetelerinizi alalım!
Zeynep sadece beş yüz lira olduğunu söyler.
Kemal omzuna dokunur:
Biz Ali ile parayı buluruz.
Zeynep reçeteleri verir, Kemalin yüzünde iyi niyetli bir ışık yanar.
Komşu Nermin, Bu adamı tanımıyorum! derken bir an için sakinleşir:
Sanırım o iyi bir insan!
Zeynep, oğlu Aliyi beklerken hastalığını unutur. Kapı açılır, Ali koşarak içeri girer:
Anne, ilaç ve tatlılar aldık!
Kemal de gülümseyerek içeri girer, yüzü artık korkutucu değildir.
Zeynep hafifçe eğilir:
Lütfen, oturun!
Kemal oturur, çubuğunu nereye koyacağını bilemez. Zeynep ona bir yer gösterir.
Üzgünüm, çok şey yok, ama bir şeyler sunabilirim.
Ali masaya yiyecekleri koyar. Zeynep, Neden bu kadar çok şekerli şey var? der, ama çay poşeti de vardır. Çay demlemeye başlar, hastalığı bir an olsun geride kalır gibi hisseder.
Kemal, Zeynep hanım, çok soluk görünüyorsunuz, bir şey mi var? diye sorar.
Zeynep: Hiçbir şey, ilaç içeceğim, çok teşekkür ederim.
Hepsi birlikte tatlı bir çay içer, zaman zaman bakışları kesişir, sıcak bir atmosfer oluşur.
Kemal ayağa kalkar, bastonunu alır:
Ben gidiyorum, siz iyileşmelisiniz.
Zeynep ve Ali ona teşekkür eder, kapıdan çıkarlar.
Ali sorar:
Kemal amca, tekrar gelmeyecek misiniz?
Kemal:
Elbette, annen iyileşecek, birlikte çantanı alacağız.
Kemal gider, Zeynep bulaşıkları yıkar, biraz dinlenir.
İki hafta geçer, hastalık geriler, ilaçlar işe yaramıştır. Zeynep ay sonunda maaşını alır, oğlunu okula hazırlamaya başlar. Cumartesi sabahı kahvaltı ederler:
Ali, hazırlan! Okula ne lazım?
Para aldın mı?
Henüz almadım, ama önümüzdeki hafta alacağız. Bin lira borç aldım, dönüşte bir şeyler alacağız.
Kapı zil çalar.
Kim? Zeynep sorar.
Ali, ben Kemal
Kapı açılır, Kemal çubuğuyla içeri girer, şık bir takım elbise ve yeni bir pantolonla.
Ali sevinçle koşar:
Kemal amca, bekliyordum!
Kemal göz kırpar:
Söz verdim, Aliyi okula götüreceğim.
Zeynep hâlâ şaşkın:
Nereye gidiyoruz?
Kemal:
Alinin okul malzemelerini alacağız.
Zeynep gözleri dolar, kalbi çarpıntıyla atar:
O çirkin, topallı adam
Kendi aklı Çirkin ve topallı der, kalbi Nazik, sevgi dolu diye yanıt verir.
Zaman geçer, Kemal ve Zeynep birlikte taksiye biner, evlerine dönerler.
Zeynep mutfağa koşar:
Kemal, bir şeyler içelim, dışarı çıkalım!
Ali de heyecanla:
Anne, gidelim!
Gece Zeynep uyuyamaz, günün anılarını düşünür:
Akıl: O çirkin, topallı. Kalp: İyi, güvenilir.
Tüm çekinceleri bir kenara atar, Onu seviyorum! diye haykırır.
Üç ay önce tanıştıkları kilisedeki tören, şimdi evlilikleriyle son bulur. Kemal ve Zeynep, altarın önünde el ele tutuşur, çubuk artık yoktur, Ali ise kutsal bir figüre bakar ve şöyle der:
Teşekkür ederim, Tanrım!




