Kapı zili değil de sanki siren çaldı, sabahın köründe tüm apartmanı ayağa kaldıracak şekilde bağırıyor. Cumartesi, saat yedi. Haftanın tek gününde, çeyrek kapanışı sonrası kendime söz verdiğim uykuya nihayet kavuşacaktım. Ekranda kayınbiraderim Ezginin suratı asılmış. Kocam Baranın kız kardeşi, arkada ise üç tane pırpır saç tepe, birbirinin arkasına saklanmış.
Baran! diye bağırıyorum, ahizeyi bile kaldırmadan. Senin akraban. Git ilgilen artık!
Baran odadan pijamanın ters yüzünü giymeye çalışarak fırlıyor. Ben bu tonda konuşmuşsam, onun ailesine dair sabrımın kalmadığını iyi biliyor. O daha telefonda kekelerken, ben çoktan antrede, kollarımı kavuşturmuş bekliyorum. Kendi evim, kendi kurallarım! İstanbulun göbeğinde, çeyizimle iki sene önceden alıp borcunu iliklerimi kurutarak ödemişim, işte bu 3+1 apartman dairesi. Hayatta, kimseyi buraya misafir gibi kabul etmek istemiyorum.
Kapı açılıyor; Ezgi, elinde koca çantalarla, bana selam bile vermeden sanki mutfak dolabıymışım gibi omzuyla kenara iterek içeri dalıyor.
Ohh çok şükür geldik! nefes nefese kelimeleri bırakıyor, yığıyor çantaları, son moda seramik karolara. Zeynep, ne dikildin kapıda? Demle çayı artık, çocuklar yolda acıktı.
Ezgi, diyorum sakince, Baran omuzlarını kulak hizasına çekiyor. Ne oluyor burada?
Baran söylemedi miiii? yapmacık masum bakışlarıyla gözlerini büyüttü. Bizim evde tadilat var! Komple değişiyor: su boruları, parke, işkence. Oturulmaz halde şu an. Bize bir hafta müsade edersiniz artık. Koskoca evde sıkışırsınız sanmıyorum, bak o kadar metrekare duruyor boş boş
Barana bakıyorum, tavanı inceler gibi yapıyor. Akşama infazı beklediğinin farkında.
Eşime dönüyorum. Baran?
Zeynep, yahu ne olur sanki kekeliyor Baran. Kız kardeşim, iki çocuk. O inşaatın içinde nasıl olsunlar? Sadece bir hafta.
Bir hafta, tane tane söylüyorum. Yedi gün. Yemeklerini kendiniz alırsınız. Çocuklar evde koşturmaz, duvarlara dokunmaz, benim çalışma odama bir metre bile yaklaşmaz. Ondan sonra, ondan sonra gürültü yok, gece ondan itibaren.
Ezgi gözlerini deviriyor, dalga geçer gibi omuz silkti:
Ne biçim sıkıcı oldun yahu, Zeynep. Cezaevi müdürü müyüm sandın? Neyse, hadi bakalım. Nerede yatacağız bari, yerde mi yani?
İşte cehennem böyle kapıyı açtı.
Bir hafta, oldu iki. Sonra üç. Atölyelerle çalışıp her taşını özenle seçtiğim evim, küçük bir ahıra dönüşüyor. Kapıda çamurlu ayakkabılar yığılı, mutfakta yağlı tezgahlara, kırıntı ve yapış yapış izlere alışmaya başladım. Ezgi sanki misafir değil de hanımefendi gelmiş de biz de ona hizmetçiymişiz gibi davranıyor.
Zeynep, buzdolabı resmen bomboş! diyor bir akşam, elinde süt kutusunu sallayarak. Çocuklar yoğurtsuz yapamıyor, Baranla da et isteriz. Sen iyi maaş alıyorsun, biraz akrabana sahip çıkaydın ya.
Kartın var, market var, buyur bak, bilgisayara gömülmüşüm, ilgilenmiyorum bile. 7/24 kuryeler çalışıyor.
Cimri, dudak büktü, buzdolabını öyle bir kapattı ki içindekiler sarsıldı. Kefenin cebi yok, bilesin!
Ama bardağı taşıran o değildi. Bir gün işten erken dönüyorum; yeğenlerim benim yatak odamda. Büyük çocuk, ortopedik yatağımda zıplıyor, neredeyse fiyatı ikinci el araba. Küçük ise Duvara, benim Tom Ford özel koleksiyon rujumla, resim yapıyor!
Çıkın! öyle bir bağırdım ki çocuklar dört bir yana dağıldı.
Ezgi koştu çekildi: boyalı duvara ve kırık rujuma bakıp sadece ellerini havaya kaldırdı:
Abartmasana! Çocuk işte, bir çizgi olmuş duvarda! Temizlersin geçer… Rujun da, Allah aşkına, nedir yani? Bir parça yağ! Yeni alırsın. Ha, bu arada, biz düşündük: Tadilat uzadı. Ustalar berbat, serseri çıktı. Sizi yaza kadar rahatsız edeceğiz mecbur. İki kişi burada canınız sıkılıyordur, bak biz geldik çocuklarla, ne eğlence!
Baran sus pus. Sanki yer yarılsa da içine girse.
O anda hiçbir şey demedim. Banyoya kapanıp suç işlememek için nefes aldım.
Akşam Ezgi banyo yapmaya gitti, telefonunu da mutfakta bıraktı. Ekrana koca bir bildirim düştü. Normalde başkasının mesajını okumam ama ok gibi patlayan harflerle gözümün önünde belirdi. Hande Kiracı adlı kişiden:
Ezgi Hanım, yeni ayın parasını hesaba geçtim. Oturanlar memnun, ağustosa kadar uzatabilir miyiz, soruyorlar.
Hemen ardından banka bildirimi: Hesabınıza 40.000 TL yatırıldı.
İçimde bir lamba yandı. Meğer ne tadilat, ne işçi, hiçbir şey yokmuş! Bu kadın kendi iki odalı evini kısa süreliğine kiraya verip parayı cebe atıyor, buraya beleşe yerleşiyor! Yediklerimizden, faturadan tasarruf, üstüne pasif gelir Yüzyılın planı. Yalnız benim sırtımdan.
Telefonumu alıp ekranın fotoğrafını çektim. Elim titremiyordu; aksine, buz gibi sakinleşmiştim.
Baran, mutfağa gel, dedim.
O, ekrana bakıp rengi bir kırmızı oldu, bir bembeyaz.
Zeynep, belki yanlış anlaşılmıştır?
Yanlış olan, hâlâ onları evden atmaman, dedim buz gibi. Seçimini yap. Yarın öğleye kadar kimse kalmazsa iyi, yoksa sen de annenle, kız kardeşinle, tüm sülalenle birlikte gidersin.
Peki, nereye gidecekler?
Hiç umrumda değil. Boğaz köprüsünün altı olur, Cevahirde suit olur, bana ne!
Sabah Ezgi hiçbir şey olmamış gibi dolaptan torbalarla çıkarak Harika botlar buldum, bakacağım diye dışarı çıktı. Çocukları Barana bıraktı, Baran da o gün izin aldı. Kadın evi tek başıma bırakınca:
Baran, çocukları topla, uzun bir park gezisi yap. HEMEN.
Neden ki?
Çünkü şimdi eve zararlı haşere temizliği yapılacak.
Evden çıkınca, ilk çağrım çilingire, ikincisi mahallenin bekçisine…
Artık misafirlik değil, temizlik zamanıydı!
Belki yanlış anlaşılmıştır… Baranın sözleri kulaklarımda. Çilingir hızlı çalışıyor. Güçlü, bire bir Türk işi…
Kapı iyi, ama yeni taktığım kilidi kırmak demir testeresi ister, abla, dedi.
İstediğim de bu işte, dedim. Sığınak gibi kalsın.
Bedelini bir restoranda iki kişilik yemeğe harcayacağım kadar ödedim. Huzur için değerdi. Ardından, eşyaları topladım: En büyük çöp poşetlerimle Ezginin her şeyini, çocuk çoraplarını, oyuncakları, salonun ortasındaki tüm dağınıklığı Kozmetiklerini tek hamlede poşete yığdım.
Kırk dakika sonra, apartman kapısında beş devasa çöp torbası, yanında iki bavul, mahmur gözlü bekçiyle bekliyorum.
Buyrun memur bey, dedim. Tapu ve kimliklerimi uzattım. Tek ev sahibi benim; burada başka kimse oturmuyor.
Akrabalarınız, değil mi?
Eskiden, sırıttım. Mal kavgası: Ateş hattına girdik!
Bir saat sonra Ezgi kapıda. Cevahirden aldığı poşetlerle ışıl ışıl, ama beni ve çöp torbalarını görünce suratı düştü.
Bu nedir? çığlık attı. Zeynep, kafayı mı yedin? Bunlar benim eşyam!
Evet, kollarımı kavuşturdum. Onları alıp, defoluyorsun. Han oteli kapandı.
Dalgınca kapıya hamle etti, memur önüne set oldu.
Hanımefendi, burada oturuyor musunuz, kaydınız var mı?
Şey… Ben kocamın kardeşiyim! Misafiriz! bana döndü, yanakları kıpkırmızı. Ne yapıyorsun sen deli kadın? Baran nerede? Şimdi arayacağım, aklını başına getirecek!
Ara, dedim. Zaten ulaşamazsın. Şu an çocuklara annelerinin niye bu kadar zeka küpü olduğunu anlatıyor.
Ezgi aradı, telesekreter, tekrar tuşladı, yine kapalı. Baran, ilk kez gerçek bir omurga gösterip telefonu açmadı. Belki de boşanma, mal paylaşımı korkusu galip geldi.
Hakkın yok! çığlık attı, torbaların ucundan şık ayakkabı kutusu düştü. Bizim eve tadilat var! Nereye gidelim, çocuklar var?
Yalan söyleme, bir adım daha gittim. Hande ablaya selam söyle. Evini ağustosa kadar tutabilirler miymiş? Yoksa kiracıları atıp kendin mi taşınacaksın?
Ezginin ağzı açık kaldı. Havası inen balon gibi.
Nereden bildin…?
Telefonunu şifre demeden bırakırsan böyle olur. Bir ay bedavaya yaşadın, benim yemeğime çöktün, evimi mahvettin, kendi evini kiraya verip araba almaya çalıştın ha! Aferin. Şimdi dinle:
Sanki apartmanda trampet çalıyormuş gibi, alçak sesle sertçe tekrarladım:
Şimdi bunları alıp gidiyorsun. Yarın seni veya sülaleni kapımın yakınında görürsem, vergi dairesine bildiririm. Kayıtsız kira, vergi kaçırma Bir de polise başvururum. Evde bir altın yüzüğüm kayboldu mesela. Kim bulacak? Polis isterse poşetleri açar herhalde.
Başka bir yerdeydi yüzüğüm, o bilmiyordu tabii. Sapsarı kesildi. Fondöteni maske gibi kaldı suratında.
Zeynep, sen tam bir cadısın! Allah biliyor ya, hakkımı helal etmiyorum.
Allah başka işlerle meşgul, kestim. Ben müsaitim evim de öyle.
Ezgi torbaları kaptı, titreyen elleriyle taksi çağırmaya, sinirini zor tutmaya çalıştı. Bekçi keyifle izledi, hiç rapor yazmasına gerek olmadan…
Asansör kapandığında, yüküyle birlikte hayalleri de gitti.
Polise döndüm.
Teşekkür ederim, memur bey.
Rica ederim, dedi. Ama bu kilitle artık rahat edersiniz.
Eve girdim, yeni kilidin klik sesi huzur verdi. Mutfakta çamaşır suyu kokusu; temizlikçi işini yapmış, şimdi odalarda. O an içimden bir yük kalkmış gibi.
Baran iki saat sonra tek başına döndü. Çocukları annesine apartman girişinde bırakıp gelmişti. Tedirgin etrafa bakarak kapıdan girdi.
Zeynep gitti
Biliyorum.
Arkandan neler konuştu anlatamam
Umurumda değil ne konuştuğu. Gemi batarken çıkan fare şu farzında onlar.
Mutfakta oturuyorum, taze demli Türk kahvesinden bir yudum aldım. Duvar tertemiz, dolapta sadece kendi yiyeceklerim.
Evini kiraya vermesinden haberin var mıydı? diye sordum kafamı çevirmeden.
Hayır! Yemin ederim Zeynep, bilsem
Bilseydin de susardın, kestim ve gözlerinin içine baktım. Bunu iyi dinle Baran; bu sondu. Bir daha ailenden böyle bir hareket olursa, valizlerin onlarınkilerin yanında bulursun. Anladın mı?
Korkuyla, evet. Hiçbir şakam olmadığını biliyor artık.
Bir yudum daha kahve aldım.
Her şey kusursuzdu.
Kahvem sıcacık, koyu ve en önemlisi kendi evimde, huzur içinde içiliyordu.
Taç kafamda, tam olması gerektiği gibi duruyordu.




