Kuru dalın çatırdayarak kırılması küçük Veyselin ayakları altında neredeyse hiç duyulmadı. Sanki o an, tüm dünyası bir anda ters dönüp renkli bir dönme dolap gibi gözlerinin önünden geçti. Sonra milyonlarca parlayan yıldızcık halinde dağıldı ve hemen ardından hepsi sol kolunun hemen dirsek üstünde acı ve yanmayla birleşti.
Ah Veysel acıyan kolunu tuttu ve feryat etti.
Veysel! Arkadaşı, komşu kızı Elif, hemen koşarak yanına geldi ve dizlerinin üstüne çöktü. Çok mu acıyor?
Yok canım, bayıldım keyfinden! dedi Veysel, yüzünü ekşitip acısını gizlemeye çalışarak.
Elif elini uzattı ve Veyselin omzuna nazikçe dokundu.
Çek şunu! Veysel birdenbire gözlerini parlatıp sertçe bağırdı. Çok acıyor! Dokunma bana!
Veysel hem kolunun kırılmış olmasının hem de kendisini bu hale düşürenin kendi gösteriş merakı olması sebebiyle fazlasıyla sinirliydi. Hem kolu kırılmış, hem de mahallenin çocuklarının alayına maruz kalacak, aylarca alçıyla dolaşacaktı. Bir de üstüne, bütün mesele Elife hava atmak için o ağaca tırmanmaya kalkmasıydı. İlkinin acısı zamanla geçerdi ama bu utanç onu yiyip bitiriyordu. Hem rezil olmuştu hem de Elifin şefkatinden hoşnut olmamıştı. Bunun üzerine ayağa kalkıp gevşek kolunu destekleyerek kararlı adımlarla hastane yoluna doğru yürümeye başladı.
Veysel, üzülme, bak göreceksin, her şey güzel olacak! Elif de hemen arkasından adım adım yürüyordu, arkadaşını neşelendirmeye çalışıyordu. Gerçekten, her şey güzel olacak!
Bırak beni, Veysel sertçe durdu, ona bozuk bir bakış fırlatıp yere tükürdü. Nesi güzel olacak? Kolum kırıldı görmüyor musun? Akıl var mantık var, evine git, yeter artık başımın etini yedin!
Dönüp arkasına bakmadan yola devam etti. Elif ise arkasında geniş gri-yeşil gözleriyle ona bakarak aynı cümleyi tekrarladı:
Her şey güzel olacak, Veysel Her şey güzel olacak
***
Veysel Bey, kırk sekiz saat içinde paramız gelmezse gerçekten çok üzülürüz. Haa, bu arada yarın için hava buzlanma uyarısı vermişler, dikkatli sürün lütfen. Biliyorsunuz trafik kazaları hep istemeden olur. Neme lazım, hayat bu, kimse başına geleceği bilemez. İyi günler.
Karşıdaki ses susunca derin bir sessizlik çöktü. Veysel telefonu kenara attı, elleriyle saçlarını kavrayıp koltuğunun arkasına yaslandı.
Nereden bulacağım ki bu kadar parayı? O ödeme gelecek ayın planındaydı
İçini çekip yeniden telefonu aldı, hızlıca bir numara çevirdi.
Ayşe Hanım, bugün holdingin tedarikçilere olan borcunu ödeyebilir miyiz?
Ama, Veysel Bey
Mümkün mü, mümkün değil mi?
Mümkün, ancak o zaman ödemeler planında
Geç onları! Sonra bakarız! Hemen holdingin hesabına parayı aktarın bugün.
Peki ama Sonradan sıkıntı olursa
Veysel karşısındakinin sözünü bitirmesine fırsat vermedi, telefonu kapatıp koltuğun kolçağına yumruğunu indirdi.
Lanet olası sülükler
Birden hafif ve beklenmedik bir el omzuna değdi, irkildi ve hafifçe sıçradı.
Elif, sana defalarca söyledim işte, ben çalışırken yanıma gelme, değil mi?
Eşi Elif nazikçe kulağına eğilip saçlarını okşayarak fısıldadı.
Veysel, ne olur sinirlenme, geçti, her şey güzel olacak.
Yeter artık şu “Her şey güzel olacak!” cümlenden! Sıkıldım bundan anlıyor musun? Yarın başıma bir şey gelirse, o zaman da güzel olacak mı?
Veysel bir anda koltuktan fırladı, Elifin ellerini tutup onu kendinden uzaklaştırdı.
Ne işin vardı burada? Yemek mi yapıyordun? Git yemeğini yap! Zaten yeterince kötüyüm, bir de sen olma!
Kadıncağız içini çekerek odadan çıkmak için döndü. Kapıdan çıkarken durdu, arkasına dönüp yine aynı üç kelimeyi fısıldadı.
***
Biliyor musun Şimdi burada yatarken bütün ömrümüzü hatırlıyorum
Yaşlanmış adam gözlerini hafifçe açtı, bakışları bulanık bir şekilde yaşlı eşine döndü. Vaktiyle güzelliğiyle tanınan o kadın, şimdi yüzünde ince kırışıklık ağlarıyla, omuzları düşmüş, eski asaleti yok olmuştu. Yine de adamın ellerini bırakmamış, damardaki serumu usulca düzelterek ona gülümsemişti.
Ne sıkıntılar atlattım, ölümle burun buruna geldim, başıma neler geldi Ama sen hep geldin ve bana aynı cümleyi söyledin. Var ya O cümleye bazen öyle kızardım ki. O kadar saf ve aynı şekilde söyledin ki bazen boğmak isterdim seni. Yaşlı adam gülmeye çalıştı, ama öksürük krizine yakalandı. Biraz soluklandıktan sonra devam etti. Elimi, kolumu kırdım, onlarca kere tehdit edildim, her şeyimi kaybettim, kimsenin çıkamadığı bataklıklara saplandım Ama sen hep bana “Her şey güzel olacak,” dedin. Hiçbir zaman da yalan söylemedin, şaşırtıcı olan bu. Nereden biliyordun her şeyin iyi olacağını?
Bilsem ne olurdu ki, Veysel, diye iç geçirdi yaşlı kadın. Sen sanıyorsun ki sana söylüyordum. Halbuki kendimi o kelimeyle avutuyordum. Sana deli gibi âşıktım, ömrüm sensin benim. Sen üzülünce, başına bir şey gelince, ciğerim ikiye bölünürdü. Gözyaşım durmadı, uykusuz gecelerim bitmedi Ama hep kendime dedim ki: “Varsın gökten taş yağsın, yeter ki o yaşasın, her şey güzel olur.”
Yaşlı adam gözlerini kapayıp ellerini eşinin elleriyle kuvvetlice sıktı, konuşmak ona artık zordu.
Demek öyleymiş Ben de sana kızardım hep. Affet beni, Elifim. Meğer hiç düşünmemişim senin için. Koskoca ömür geçmiş, sana hak ettiğin sevgiyi verememişim. Ah, ne aptal adammışım!
Kadıncağız hemen gözyaşını sildi, yüzüne eğildi.
Veysel, üzülme
Bir an durdu, onun gözlerinin içine bakıp elini yavaşça kucağında tutarak soğuyan elini okşamaya devam etti.
Her şey güzel OLDU, Veyselciğim, her şey güzel OLDUSonra bir huzur geldi odaya. Veyselin ellerindeki gerginlik gevşedi, bakışı yumuşadı. Camdan içeri dolan sabahın solgun ışığı, yatağın üzerine bembeyaz bir huzme halinde düştü. Elif, Veyselin elini bırakmadı. O an iki ömür, binlerce fırtınadan, gözyaşından, nefretten ve sevgiden geriye, tek bir anda buluştu; bir kalbin yavaşlayan ritminde, tenin suskun ısısında.
Veysel son bir kez nefesini topladı, dudakları titreyerek anlamlı bir gülümsemeyle eşine döndü. Elifin gözlerinde, yorgun yılların ötesinde hâlâ çocukluklarının mahallesinde koşturan, ağaca tırmanan, kolunu kıran o haylaz çocuğun ferini gördü.
Elif dedi, sesi hafif, neredeyse bir fısıltıydı. Her şey gerçekten güzel oldu.
Elif başını eğip Veyselin alnına dokundu. Gözlerinden süzülen son yaş, eline düştü. Sessizliğin içinde, dışarıda bir serçe cıvıldadı. Ve kimse duymasa da, Elifin yüreği biliyordu; bazı acılar ancak sevgiyle, bazı hayatlar ise ancak sevgiyle güzelleşiyordu. O an, zamanın bütün yükü hafifledi, kalplerindeki her yara sevgili bir hatıraya dönüştü.
Ve oda, yumuşacık bir sessizliğe büründü; içinde, Elifin kulağında usulca çınlayan tek bir cümleyle:
Her şey güzel oldu.




