Lütfen Beni Serbest Bırakın!

Gitme, lütfen diye fısıldadı kadın, sesi gözyaşlarıyla titredi. Burası benim evim, bırakmam.

Anne dedi adam. Beni anlıyorsun, artık seni gözetemeyeceğim. Bunu anlamalısın.

Ahmet’in yüzü hüzünle doluydu. Annesinin hâlâ endişe içinde olduğunu, köy evinin eski, sıkışık kanepesinde oturduğunu görebiliyordu.

Bu bir inme vakası diye düşündü Ahmet. Fatma Hanım daha önceden hastalıklara yatkındı. Birkaç ay izin alıp annesinin kırılan bacağını tedavi ederken, onun ne kadar çaresiz olduğunu bir kez daha hatırlamıştı. O zaman Fatma, cesur görünse de, Ahmet yanındayken ilk adımlarını bile atamıyordu.

Ahmet yeni işinde iyi para kazanıyordu ve yazın köydeki evde tadilat yapıp annesinin konforlu bir yaşam sürmesini planlamıştı. Ancak inme gerçekleşti ve tadilatın bir anlamı kalmadı; annesini şehre götürmek zorundaydı.

Merve eşyalarını toplayacak diye işaret etti Ahmet eşi Merveye. İhtiyacın olursa ona söyle.

Fatma Hanım sessizce pencereye baktı; hafif sonbahar rüzgarı, ömrü boyunca gördüğü çınar ağaçlarının sararmış yapraklarını savuruyordu. Sağ eli hâlâ çalışır halde, sol elini sıkıca kavrıyordu.

Merve dolapları karıştırıyor, Fatma Hanıma ne alacağını soruyordu; Fatma ise sadece pencereye bakıp duruyordu. Düşünceleri, eski elbiseler ve kırık gözlüklerden uzaktı.

Fatma Hanım, altmış sekiz yılını nüfusun azaldığı küçük köyde geçirmişti. Hayatı terzilik yaparak geçiyordu; önce köy atölyesinde, sonra atölye kapanınca evde çalışmaya başlamıştı. İş azalınca bahçeye ve evine yönelmiş, bütün enerjisini ona vermişti. Şimdi, bütün hayatını burada kurmuşken, büyük şehirdeki yabancı bir daireye taşınma düşüncesi ona aklına bile gelmezdi.

Ahmet, bir daha bir şey yiyemedi diye iç çekti Merve mutfağa girip yemeği masaya koyarken. Bu kadar dayanamıyorum. Gücüm kalmadı.

Ahmet sessizce karısının gözlerine baktı, ardından hiç dokunulmamış tabağa bakıp başını salladı. Derin bir nefes alıp annesinin odasına gitti.

Fatma Hanım kanepede oturmuş, pencereden dışarı bakıyordu. Gözleri bulanık, sanki hiç kırpıyordu. Çalışan eli diğerini sıkıca tutuyordu, sanki onu canlandırmaya çalışıyordu.

Oda, el egzersiz aletleri ve ilaç dolu bir sehpayla doluydu. Ahmet, Fatmanın bu eşyalara dokunmaya zorlanmadığını hatırladı.

Anne?

Fatma yanıt vermedi.

Anne?

Oğlum diye fısıldadı kadın, sesi hâlâ net değildi.

İnmeden sonra konuşması zorlaşmıştı; kelimeler bulanıktı. Şimdi biraz daha iyileşmişti, ama hâlâ anlaşılması güçtü.

Neden bir şey yemedin? Merve çok çaba harcadı, yemek hazırladı. Bir kaç gündür neredeyse hiçbir şey yemedin dedi Ahmet.

İstemiyorum, oğlum diye yanıtladı Fatma yavaşça Ahmete dönerken. Gerçekten istemiyorum. Bana zorlamayın.

Anne Ne istersin? Sadece söyle

Fatma elini Ahmetin eline koydu.

Ne istediğimi biliyorsun, Ahmetm. Evime dönmek istiyorum. Geri dönmeyecek miyim korkusuyla yaşıyorum.

Ahmet omuz silkti, derin bir nefes aldı.

Biliyorum ki her gün çalışıyorum, Merve doktorların peşinde koşuyor. Kış hâlâ dışarıda, bir yere gitmek zor. En azından bahara kadar bekleyelim. Merve başını salladı, Ahmet gülümsedi ve odadan çıktı.

Geç kalmayalım, evlat dedi Fatma. Geç kalmayalım.

Özür dilerim, IVF yeniden başarısız oldu dedi doktor gözlüğünü takıp genç kadına bakarken.

Merve ellerini yüreğine bastı:

Nasıl olur? Herkes başarmıyor mu? İlk denemede başarısız olması normal mi? Yüzde kırk oranı ilk denemede hamile kalıyor ama üçüncü denemede sonuç yok! Nasıl böyle olur!

Ahmet sessizce Mervenin elini tutuyordu, sinirliydi. Aynı kanalda, Fatma Hanım masaj yaptırıyordu, onu almanın zamanı geliyordu.

Dinleyin diye doktor yumuşak bir sesle konuştu. Sizin hayaliniz bir bebek, ama bu konuda takılı kalmışsınız. Sürekli stres altındasınız. Vücudunuz bu duruma dayanamaz

Tabii ki stresliyim! Evden çalışıp çok pahalı bir IVFye para harcıyorum! Prosedürlere gidiyorum, vücudumu öldüren haplar içiyorum, anneme bakıyorum, o da ne yiyip ne içmiyor! Ben bir çocuk istiyorum, belki o zaman eşim bana da zaman ayırır!

Merve bir an sustu, fazla bir şey söylediğini fark etti. Çantasını alıp odadan çıkarken kapıyı çarptı.

Özür dilerim diye Ahmet fısıldadı.

Sorun değil diye doktor salladı. Beni bu kadar sinirlenmiş görmedim. Her şey yolunda.

Ahmet Mervenin arkasından çıktı. Merve bekleme odasındaki koltukta oturmuş, elleri avuç içiyle kapaklanmış şekilde ağlıyordu. Gözleri kırmızı, gözyaşları damlıydı. Ahmete doğru baktı ve hıçkırıkla:

Beni affet Gerçekten anneyle ilgili bir şey söylemek istemedim. Yorgunum. Ölmekte olan birini izlemekten, bir test şeridinde bir çizgi görüp bir daha bin lira harcamaktan bıktım. Daha fazla dayanamayacağım

İsterseniz, her ikinize de yardım etmeye çalışırdım ama gücüm yetmez

Biliyorum diye Merve gözyaşları içinde gülümsedi. Anlıyorum.

Birkaç dakikalık sessizlikten sonra Merve ayağa kalktı, gömleğinin yakasını düzeltti ve gülümsedi:

Hadi gidelim. Fatma Hanım muhtemelen rahatlamıştır. Hastaneleri sevmiyor, orada uzun süre üzülüyor.

Annenizin durumu pek iyi değil diye yuvarlak gözlü, beyaz sakallı bir doktor, Ahmetin annesinin durumunu sorması üzerine fısıldadı. Ahmet ve Merve, Fatma Hanım duymasın diye kenara çekildi.

Anladınız mı? Siz bana gelince, iyileşebileceğini düşündüm. İnme sonrası iyileşme şansı çok düşük, ama annenizin kötü alışkanlıkları yok, kronik hastalığı da yok. Şans iyiydi.

Ama bir şey olmuyor, ben de görüyorum dedi Ahmet.

Sanırım kendisi istemiyor. Vazgeçmiş. Gözlerinde kıvılcım yok Hayat istemiyor gibi…

Ahmet sessizce onayladı. Fatma Hanım on beş kilo vermiş, kendine yabancı bir hâle gelmişti. Tek bir noktada oturup pencereden dışarı bakıyordu. Kitap okumuyor, televizyon izlemiyor, kimseyle konuşmuyordu; sadece pencereden bakıyordu.

İnme sonrası beyin bölgesi hasarı davranış bozukluklarına yol açabilir dedi doktor. Ama sizin annenizde bu kadar belirgin olmaması gerekirdi. İlk muayenede böyle bir şey görmemiştim.

Bence başka bir şey dedi Ahmet sessizce.

Ahmet diye Merve telefonla bağlandı görevi iptal edebilir misin? Fatma Hanım çok kötüleşti. Kaçırmaktan korkuyorum

Bu sözleri söylemesi ona zor geliyordu. Kocasının annesine önem verdiğini biliyordu. Fatma Hanım, neredeyse hiç hareket etmeyen bir şekilde kanepede otururken, Merve eski plaklar çalarak pencereden dışarı bakıyordu; bu plaklar köyden getirilen, babasından kalan müzik aletiydi.

Şimdi Fatma Hanım tek bir noktaya bakıyor, konuşmuyor, sadece süt içiyor, önceki süt bizim köydeki gibi değil şikayetini artık söylemiyordu.

Ahmet aynı akşam annesinin yanına koştu, bütün gece yatağının başında oturdu.

Ne istediğini biliyorsun. Söz verdin.

Ahmet onayladı, evet, söz vermişti. Ertesi gün köye geri döndüler. Doktorun önerisine Fatma Hanım itiraz etti.

Hastaneye gitmek istemiyorum. Eve dön.

Mart ayıydı, yollar hâlâ çamura boğulmamıştı; arabayı köyün önüne park ettik, kapıyı açıp annesine tekerlekli sandalye yardımıyla oturdu. Çevrede hafif kar eriyip toprağı açığa çıkarıyordu, ağaçlar hafif bir rüzgârla sallanıyor, güneş yavaşça ısınıyordu.

Fatma Hanım saatlerce bahçede oturdu, sonunda yüzünde bir gülümseme belirdi. Derin bir nefes alıp gökyüzüne baktı, gözyaşları mutluluktan akıyordu. Evde olmanın huzurunu, çatı altındaki kırık evini, sıcak güneşi, doğanın sesini hissetti.

Akşam yemeğini yedi, geceye kadar dışarı oturdu, gülümseği hiç eksik olmadı. Ertesi sabah aynı gülümsemeyle hayata veda etti; mutlu bir şekilde yol aldı.

Ahmet ve Merve annelerinin cenazesini düzenlemek, evi temizlemek ve geleceği düşünmek için izin aldılar. Ahmet, köyün ferah havasını solumak, uzun süredir iki günden fazla kalamadığı bu yerde zaman geçirmek istedi.

Şehre dönmeden önce Merve kendini kötü hissetti; tuvalete gittiğinde bulantı geldi. Geri döndüğünde elinde bir hamilelik testi vardı. Çoğu zaman yanılgı ile taşıdığı bu testte iki çizgi belirdi. Gözlerinden yaşlar süzülürken:

Bu senin annen Fatma Hanım bize bir hediye verdi inanamıyorum dedi Merve.

Ahmet gökyüzüne baktı, bulutların yokluğunda mavi bir ufuk gördü ve Merveyi sıkıca kucakladı. Annesinin son ve en değerli hediyesi işte bu.

Bu hayat, sevgiyle, sabırla ve fedakârlıkla dolu bir yolculuktur; en zor anlarda bile umut ışığı, kalplerimizi aydınlatır.

Rate article
Lifequest
Lütfen Beni Serbest Bırakın!