Biz çocukken ona aramızda peri diyorduk. Uzun boylu bir kadın değildi; yuvarlak ve sevimli, beyaz bir pudel köpeğiyle yürür, rengarenk bir çantadan bize şekerli lokmalar çıkarırdı. Daha çok böyle insanlar olsaydı, dünya güneş ışığıyla aydınlanırdı; çünkü onlar zaten birer güneşti.
Kum havuzunda oyunlar oynar, çete kahramanları taklit eder, su birikintilerinde gemi yaparız. Nasıl ki bir şarkı söylenir: Korsan gibi dolaşırdık, cesur denizciler gibi. Çocukluğumuzu hatırladıkça, ışıl ışıl bir avlu gözümün önüne gelir: bebek arabaları, bloklar, arabacıklar. Biz birimiz diğerimizin arkasındaydık, herkes birinin yanındaydı. O zaman gazetelerde Kedinin gözü çıkarıldı ya da Köpek yakılıyor gibi haberler yoktu; iyilik havada dolaşırdı. Belki kötü biri de olurdu, ama toplum onu eğitir, herkes ona utanırdı.
Ve bizim Teyze Lale vardı. Boyu bir çocuğun biraz üzerindeydi. Köpüklü saçları ve çiçek desenli elbiseleri hâlâ aklımda. Renkli boncukları severdi. Her gün beyaz, kıvırcık tüyleriyle Kıvırcık köpeğiyle avluya çıkar, arabaları, uçakları ve bebekleri üzerine atar, biz de onun yanına koşardık. Teyze Lale, iki katlı eski evimizin iyi bir ruhu gibi. Çalışan genç anneler, çocuklarını ona bırakır, o da bahçeden alır, yolda ilginç hikayeler anlatır, örgü örerdi. Herkes onun özel şapka, atkı ve çoraplarını takardı.
Kan bağıyla akrabası olmasa da ona teyze derdik. Onun akrabaları Kıbrısta yaşar, şeker kutuları gönderirdi; o zaman sıkıntı vardı, şimdi ise dilediğin gibi alabilirsin.
Teyze Lale her şeyi dağıtırdı. Oturur, biz utangaçça ellerimizi uzatırdık. Renkli paketler, tatlı şekerler, eşsiz lezzetler Bugün yabancılardan çocuklara şeker vermek tehlikeli olsa da, Teyze Lale bizim evimizdi!
Komşu apartmanda ince dudaklı, kuru sesli bir kadın Neden bu şekerleri veriyorsun? Onların anneleri babaları var. Sen zaten geçim sıkıntısı çekiyorsun, eşin hasta, ilaçları yetmiyor. Şekerleri sakla, uzun süre yetsin. diye söyler. Biz o konuşmayı Oya ve ben duyarız, ama tam anlamıyla kavrayamayız. Teyze Lale ona cevap verir:
Hayır, bu çocuklar benim gibi kimsesiz. Şeker bulmak zor, ama ailem gönderiyor. Onların gözleri parlıyor, bana sarılıyor, mutluluk kokusu, deniz, süt, karpuz Allah onların güzelliğini nasip etsin. Benim çocuğum, torunum yok; buradakiler benim ailem.
Komşu kadın Aptal! Onlar gürültü yapar, şekerle doyurulmaz! der, Teyze Lale ise elini çocuğun omzuna koyar, Küçük kız, duymadığını taklit et, kalbine almazsan çabuk geçer. İyi insanlar hep çoğalır, seni çok seviyorum. der.
Bir gün Teyze Lale iki gün ortaya çıkmaz. İlk gün Teyze Lale nerede? diye annelerimize sorarız, Belki dinleniyordur, hasta mı? Endişelenmeyin derler. İkinci gün beklemek yerine sekiz çocuğumuz (dört kız, dört erkek) bir grup oluşturup onun evine gideriz.
Kıvırcık çizmeyi sever, Simge en sevdiği kalemi getirir, Elif ve Deniz kil ile bir topluk yapar, Oya saksı içinde çiçek taşır, ikizler Merve ve Kerem reçel, ben de anneannemden alınan, tereyağlı, havada süzülen krep getiririm. Annem, Krep getir, Teyze Laleyi şımart der, ben de yola koyuluruz.
Kapı, ince bir çatı kadar dar, çatırtılı bir kapı. Teyze Lale bir anda, hâlâ narin bir elbise içinde, solgun, bize bakınca canlanır.
Ah, çocuklar! Nereden geliyorsunuz? Benim sevimli dostlarım! der, bizi sarar, odasına davet eder. Oda iki tek yatak, renkli perdeler, eski bir masa, bir buzdolabı, soluk bir televizyon ve her yer örgüyle dolu. Yatak başında gözleri kestane renkli bir adam, koca bir yaşlı, hafifçe gülümseyerek O benim eşim, Veli. Hastayım, evde kalıyor. Ben de biraz hastayım der. Teyze Lale hemen şeker dağıtmak ister.
Biz size yardım edebiliriz! Marketten bir şeyler alalım, halı yıkayalım, çöpü dışarı çıkaralım, ne isterseniz! der en cesur çocuğumuz Kıvanç. Oturun, benim yatağıma gelin, diye ekler Teyze Lale.
Elif bir topluk koyar, diğerleri de getirir. Şarkı söyler, şiir okur, şeker yeriz. Yüzlerindeki solgunluk yavaşça kaybolur, Velinin gözleri de ışıldar. Teyze Lale hatta bir halk oyunu öğretir.
Ayrılmadan önce kulağıma fısıldar: Anneye tarif sor, krep çok iyidir, ben de bir daha yapamam. der, sonra kağıda bir tarif yazar. Daha sonra annesi, Krep çok lezzetli, benim de yok diye gülerek, Bir daha yapamam! diye espri yapar.
Annem Teyze Laleyi evimize davet eder, ayaklarını yıkar, yumuşak terliklerine bakar, mutfakta oturur, bacakları yere değmez, krep yediği zaman sütle birlikte balı parmaklarından sürer, sonra bir havlu ister.
Teyze Lale, eşinin uzun yıllar hastalığı nedeniyle yürüyemeyeceğini, ona bakmanın ve bizimle vakit geçirmenin ne kadar güzel olduğunu anlatır. Sabah akşam bir kova mama ve makarna getirir, sokak köpeklerini besler; o zaman barınaklar yoktu, sokak köpekleri onun yiyeceğini severdi.
Annem, Altın kadın, her şeyini başkalarına verir! der, babam da Altın, yani altın renginde mi? Teyze Lalenin teni açık! diye şaşırır. Anne, Altın insan, çok iyi bir insan demektir, diye açıklar.
Teyze Lale evine dönerken iki sokak kedisi ona engel olur: Köpeklerini beslemeyi bırak, çocukları çağırma, yeter artık! Şeker verip yoksulmuş gibi davranma! derler. Teyze Lale, Çocuklar hâlâ küçük, oynasın, gülümseyin, sessizlik korkunç, diye fısıldar, bir kova tutar.
Kadınlardan biri bağırır: Senin engellisin, bugüne kadar bir şey vermeyecek! Teyze Lale yüksek bir sesle Veliyi dokunma! diye bağırır, ben ise bir şey söyleyemem, bir şeyler ters gidiyor.
Böyle konuşma! der bir komşu kadın. Sana bir şey göstereceğim! diye önümüze atlar. Kadın elimi tutar, beni sürükler. Teyze Lale onu durdurmaya çalışır. O sırada Kıvanç ve diğerleri çığlık atar, elleri serbest kalır. Çember oluşturup yüksek sesle söyleriz:
Onu asla incitme, kötü söz söyleme! Aksi takdirde bizimle işin olur! Teyze Lale bizim!
Kadınlar Sakarlık! diyerek kaçar, Teyze Lale hâlâ bizi kucaklar.
Biz hırsız değildik, sadece birimiz diğerinin arkasındaydık. Çocuk kalplerimizle Teyze Laleye zarar verdiğimizi hissettik. Şimdi hâlâ birçok iyi insan, kuş besleyen, evsizlere yemek veren, ekmeği olmasa da son lokmayı paylaşan, duyarlı ve yumuşak kalpli biri olur. Ama bu kişiler bazen delirmiş gibi görülür.
Günümüzün değeri güç, küstahlık, kabalık; bu sözler söylenmez, saygı ve korku hâkim olur. Karşı koyamayanlar eziyet görür, zorla yönlendirilir, son paralarını başkasına vermek zorunda kalır; oysa kendine saklayıp tutmak daha kolaydır. İnsanlar başkalarının gözyaşını görmez, acıyı hissetmez, kötülük yapar, başkalarının düşüşünden zevk alır.
Sessiz bir çığlıkla dünya ağlar, evren dengesini kaybeder. Biz bir arada yaşamalıyız!
Bir yıl sonra Teyze Lale şehirden taşınır, eşinin vefatı ardından akrabaları onu yanına alır. Tüm avluyu ağlarız. Gidişinden önce vafelalar dağıtır, ağlar, herkesi öper, bir kutu renkli paket verir. Gizli hazineler yapmamızı söyler: bir şeker paketi, bir çiçek, bir cam kırıntısı toprağa gömer, sonra elini kazıyıp çıkarırdık; çok güzeldi. Fotoğrafını hep birlikte çıkarır, sırayla saklarız.
Bir yıl sonra gelirim, kontrol ederim, hâlâ burada mısınız? der, el sallar, arkasında büyük bir bavul, pudeli koşar.
Teyze Lale bir daha geri gelmez. Gizli hazineleri koruruz ama kimse onlara bakamaz. Şeker dağıtan, çocuklarım diyen kimse kalmaz. Büyür, okur, yetişiriz; zaman zaman gözyaşı dolar, Teyze Laleyi anlarız
Son kez bir yıl önce eski avluda buluşmaya karar veririz. İnnâk (bankada müdür), Ayşe (uluslararası tercüman) ve diğerleri dağılmış, evler yıkılmış, yerine yeni bir site yükselmiş. Kıvanç pahalı bir takım elbiseyle oturup toprağı kazmaya başlar.
Ne arıyorsun? deriz.
Gizli hazineler, Teyze Lalenin. Yıllar geçti, hâlâ içim sıkılıyor. O hâlâ yaşıyor mu? Bir keresinde toplantıda onun yüzü beliriyor, çocuğuma şeker verir, eşim yurt dışısından tatlılar getirir, ama ben o eski şekerin tadını özlüyorum. der Kıvanç, fotoğrafını çıkarıp bakar.
Evet, iyiydi der Oya, ona bir şey kalmadı mı?
Unutmayın, büyüyün de içinde çocuğu saklayın, sevinçle bakın, yoksa periler kızar ve hayat sıkıcı olur, ekler birimiz.
Teyze Laleye bağıranlar haksızdı; biz büyüdük ama onu unutmadık. Ve bir gün içimizde bir hüzün belirdiğinde, sesini duyarız:
Üzülme, küçük çocuk. Bir şeker ye. Her şey güzel olacak.




