12 Ekim 2025, Perşembe
Bugün hayvan barınağının yüksek sesli koridorlarından geçerken, içime bir karışım hüzün ve merak doldu. Bütün bölmeler tek bir büyük odada, duvarları tuğladan, gürültüsü ise kuş seslerinden daha gür bir karmaşayla bir araya gelmişti. Sol tarafta, kırmızı tuğla duvarın altından kedilere ait kafesler uzanıyor, sağda ise köpekler için aynı biçimde sıralanmış kafesler bulunuyordu. Çalışanlar hücreler arasında koşturuyor, bir elinde mamayı, diğerinde temiz bir bezi, bir başkasının elinde ise su dolu kova taşıyarak susuz kalmaktan korkmuş hayvanların çamurunu silmeye çalışıyordu.
Ziyaretçiler de kalabalıktı. İnce yapılı, sessiz bir aile; zayıf boylu anne, narin baba ve aynı ince yapıdaki çocuk, yavaşça bir kafesten diğerine geçip hayvanları uzun uzun inceliyordu. Bir çift, kedilerin önünde fısıldaşarak bir şeyler söylüyor, köpeklerin yanından geçen bastonlu yaşlı bir adam ise temkinli adımlarla dolaşıyordu. Ve ben, henüz barınağın kapısını aşmış, kokuların, gürültünün ve hayvan kalabalığının içinde hayrete düşmüş bir gözlemciydim.
İlk kafeste Boncuk adını taşıyan, minik bir sokak köpeği oturuyordu. Çılgınca bir kuzu gagasıyla oynuyor, çevredeki insanları görmezden geliyordu. Biraz ötede, karanlık tüyleri bir gölge gibi olan, gözleri yorgun bir köpek Kara yer alıyordu. Kafesin yanında, parlak bir rüzgarlık içinde oturan, hafifçe gülümseyen genç bir kız Şebnem adında, köpeğe adım adım yaklaşarak bir arkadaşlık kurmaya çalışıyordu. Sol köşede ise adeta bir sergi gibi çeşitli ırk, renk ve boyutlarda kediler sıralanmıştı.
Pembe bir minderin üzerinde uyuyan, ince beyaz tüyleri ile Meral adlı bir kedi vardı. Ara sıra sarı gözüyle yakınına bakan Meral, sessizce izliyordu. Onun yanında, demir çubuklara asılmış, büyük kafalı, siyahkızıl bir yavru kedi Kızıl oturuyordu; hafif bir çığlık çıkarıyor, sırtına kıvrılıyor, kafesin köşesindeki su ve mama kaplarını gözlemliyordu. Ben ona yaklaştığımda Kızıl bir anda yön değiştirip bana doğru koştu.
Şirin bir şey, diye mırıldandım, parmağımı çubukların arasından geçirip Kızılın kulağını okşadım. Kızıl gözlerini kapatıp memnuniyetle mırıldandı, bir yandan da parmağımı hafifçe ısırdı. Anne, bak! Ne kadar komik, dedi ince yapılı bir çocuk, Kızılın kafesine koşarak. Ebeveynleri yanına geldi, birbirlerine bakıp aynı anda başlarını salladılar.
Çok küçük, Ahmet, diye annesi fısıldadı. Ahmet, anlaşılmaz bir sesle cevap verip, Kızıla bir bakış atarak uzaklaştı. Anladım ki anne babası bir köpek almak istiyordu ve çocuğu kedilerden uzaklaştırmaya çalışıyordu. Kızıl ise kim onu okşarsa okşasın fark etmezdi; sağa sola kıvrılarak mırladı, dişlerini hafifçe sıkarak bana bir gülümseme kondurdu.
Ya bunu? diye döndüm, gözüm Kızılın hemen yanında, barınağın en karanlık köşesindeki bir kafese takıldı. Büyük ve yakışıklı. Hayır, hayır! dedi ince yapılı anne, başını sallayarak. Önce köpekleri görelim, sonra belki Çocuk Yaşlı, küçük diye homurdandı, ardından gözlerini kapatıp köpek kafesine yöneldi. Orada, minik bir ayı gibi görünüp Mete adıyla anılan bir köpek vardı; kafesinde yürürken patilerini yalamaya çalışıyor, elleriyle okşanmak için sabırsızlanıyordu. Sessiz yaşlı adam bile bu tüylü topluğu gülümseyerek izliyordu.
En karanlık köşedeki kafes beni çekti; annesinin gergin bakışları hâlâ aklımda. Kızılı bırakıp o köşeye doğru yürüdüm, ağır bir nefes aldım ve içeriye baktım. Gri bir battaniyenin üzerine serili, yorgun bir kedi uzanmıştı. Aras adını taşıyan bu eski kedi, sanki çay bahçelerinde saklanan bir köylü asilzadeymiş gibi göründü; yavaş yavaş gözlerini kapatıp, sanki sisli bir perde ardında bakıyormuş gibi mırıltı çıkardı. Ben yaklaştığımda, bir an için sessizliğini kırdı, burnunu çekercesine bir nefes aldı ve insan gibi bir iç çekişle gözlerini kapadı.
Aras bizim yaşlı dostumuz, dedi bir ses, arkamda neşeli bir erkek sesi yankılandı. Döndüğümde barınağın bir çalışanı, yanakları çilili bir genç, Bora ünvanlı bir rozet taşıyordu. Ne olmuş onunla? diye sormaya cesaret ettim, sessizliği bozmadan. Hiç bir şey yok. Sadece yaşlı bir dost, diye yanıtladı, kafesi açıp mama doldurdu. Aras, bir kez daha burnunu çekerken, yavaşça battaniyeden kalkıp tıknaz adımlarla mama kabına yöneldi; bu sefer birkaç kez kafes çubuklarına çarptı. Bora bir anlık mahcup bir ifadeyle ekledi: Kör. Bir de göremiyor. Biz ona bakıyoruz.
Sokakta nasıl hayatta kalabildi? diye merak ettim. Sokak hayvanı değil, diye kahkaha attı Bora, sanki bir şaka yapar gibi. Sahipleri onu buraya bıraktı, bakmakla meşgul olamıyorlardı. Arasa ilgi görmek isterdi. Biz ona tedavi ettik ama kim bir yaşlı kediyi istiyor? Direktörümüz Nazlı, ona baktığında Bu kedi kimseye satılamaz dedi.
Evet, genç ve sağlıklı olanları alıyorlar, diye onayladım. Dashiyi saymazsak, diye işaret etti Kara köpeği ve yanında oturan genç kız Seline, Dante bizim inatçı köpeğimiz, Selin onunla dost olmaya çalışıyor. Nasıl? dedim. Yavaş yavaş. İnatçı hayvanlar insanla temasa pek girmez, Dante de öyle. Aras gibi, diye içini çekti Bora. O getirildiğinde bir hafta boyunca hiç yemedi. Burada birini gördüğünde havayı koklar, kuyruğunu sallar, ama sonunda anlar ki onunla ilgilenmiyor. Tekrar köşeye çekilir, hüzünlenir.
Bu yüzden köşeye koydunuz, fazla strese sokmamak için mi? diye sordum. Bora başını salladı, dudaklarını büzdü. Evet, acımasız bir umutla kalkar, ama çabuk yorgun düşer ve neredeyse akşam vakti uyur. Muhtemelen burada son günlerini geçirecek. Kim bir kör, yaşlı kediyi ister ki? Peki, size ne çarptı? Belki bir öneri? diye sordu. Kızılı gördüm, diye hatırladım, Tam bir şaka gibi. O yeni geldi, dedi Bora, Sokakta çocuklar bulmuş, muhtemelen bir kedinin yavrusu. Köpekler onu bulmadı, şans eseri. Aşılandık, pirelerinden kurtulduk, tuvalete alıştırdık. Sorun çıkmaz, diye ekledi, Kızılı evinize alır mısınız?
Tam olarak alıyorum, diye onayladım, uyuyan Arasa bir bakıp, Kızılı da alabilir miyim? diye ekledim. Ciddi misiniz? diye şaşırdı Bora, düşündü, sonra başını salladı. Bir kişi bir hayvan alabilir. Bekleyin, direktöre soruyorum. Bir an bekledikten sonra geri döndü. Tamam, dedim, Arasa nazikçe yaklaştım. Merhaba dostum, bana gelmek ister misin? Sahibin olmasam da sana bir şey vaat edebilirim: mama, su ve bir çorap, kulaklarını çırpacak bir ev.
Aras bir anda ayağa kalktı, burnunu çekercesine bir nefes aldı ve kafesin kapısını iterek dışarı çıktı; Bora kapıyı kapatmayı unutmuştu. Parmağımı uzattım, Aras hafifçe kokladı, yanağını parmağıma sürttü ve hafif bir mırıltı çıkardı. Sanırım cevap evet, diye gülümsedim, kulağını okşadım. Nazlı onayladı, dedi koşarak gelen Bora, benim kediyi okşadığımı görünce kahkaha attı. Görünüşe göre ortak bir dil buldunuz.
Sebebi ne? diye sormam, İki yaşlı yalnız, büyük bir daire ve bir çorap. Bora, Eğer sır değilse, neden aldınız? Aras uzun yaşayamaz, bunu biliyorsunuz, diye sordu. Çünkü bir gökkuşağına gitmek, seni sevenlerin yanında olur. Soğuk bir barınakta kalp kırışları bir bir kırılır, diye yanıtladım. Arasın göğsünden gelen minik bir motor sesi, içimde bir onay hissi uyandırdı. Evrakları dolduruyorum, dedi Bora, arkasından kayboldu. Geriye sadece Aras kalmıştı; sessizce bana bakan, gözleri gri bir perde gibi kapanmış bir bakışla.
Gece olunca, kanepede oturmuş televizyon izliyorum, göğsümde Kızıl adındaki minik bir kedicik kıpırdıyor; tüyleri hâlâ tozlu, ama bir yandan kucağımda mırıldanıyor. Sol bacağımın yanında gri bir battaniyede Aras uzanıyor; eski bir kedinin gölgesi gibi, bir bacağını benim uyluğuma koymuş, beni terk etmesinden korkarcasına. Ben hareket ettiğimde, Aras bir an için kafasını kaldırır, burnunu çeker ve sonra tekrar uyur. Sabah kahve yaparken, Aras çarşaflara çarpıp takılır, Kızıl ise peşinden koşar, ama zamanla ikisi de mutfağın köşesindeki su ve mama kaplarına rahatça ulaşır.
İşten ayrıldığımda, Aras ve Kızıl beni kapıya kadar uğurlar; Aras adeta yerinde titremeden oturur, ben bir elimi uzattığımda burnunu okşar, sonra kendi köşesine döner. Geceleri ikisi de yanımda uyur; Kızıl yastığın üzerine oturur, kafasını başıma koyar, Aras ise sol bacağıma yaslanır, ince patisini bana sürer. Biliyorum ki bir gün Aras yürür, ama umarım onu sevgiyle dolu bir yere göndeririz, soğuk bir barınağın kapısında kalbini kırmadan.
Bugün bir hayvanı sadece sahiplenmekle kalmadım; bir ömür boyu sürecek bir bağın, bir yalıtılmış kalbin dışa açılmasının kucaklayıcı sıcaklığını hissettim. Bu deneyim, benim için bir ayna oldu; bir yanda yalnızlık, diğer yanda ise sevgiyi paylaşma isteği. Şimdi, pencerenin önünden süzülen hafif akşam rüzgarını dinlerken, bu iki dostla yaşadığım anları düşünmek beni mutlu ediyor. Her ne kadar Arasın ömrü sınırlı olsa da, onunla geçirdiğim her an, kalbimde bir iz bırakıyor. İyi geceler, sevgili günlüğüm.




