Kayınvalide Her Şeyi Biliyordu!

28 Nisan 2025

Bugün anneme telefon açtı; sesi yine o tanıdık, sevgi dolu tınıyla geldi. Elifciğim, cumaya boş musun? diye sordu. Yazlıkta kavanozları bağraktan indirip yer açalım, verandada hiç boşluk kalmıyor. Çatı katında ise bir felaket, temizlemeye zaman bulamıyoruz.
Olur, Gülbahar Hanım, sabah erken geleceğim. Merti yanımda getireyim mi? diye cevap verdim, bir yandan tencereyi karıştırarak.
Hayır, oğlumun projesi yanıyor, biliyorsun. Evde kalsın, sessizce çalışsın.

Saat dokuzda otobüse bindim. Otobüs, şehir dışına çıkan kalabalık bir yolcuyla doluydu; aromalı yemek kokuları ve benzin kokusu iç içe geçti. Pencere kenarına oturdum, soğuk camın kenarında başımı yasladım. Şehrin dışına uzanan tarlalar, orman şeritleri geçiyordu ve motorun monoton sesi beni uyutmaya başladı.

Bir çarpışma ve bir çığlıkla uyandım. Otobüs yol kenarında, sağa devrilmişti. Şoför, Lastik patladı, yedek çürük, şehirden bir yedek beklemeliyiz, iki saat kadar dedi.
Yolcular çığırıp dışarı çıktı; ben de otobüsün yanına otuz dakika kadar oturdum, ardından cesurca yolun ortasına çıktım ve el salladım.
Kısa bir süre sonra, eski bir Fiat Tipoyla, gülümseyen bir yaşlı amca durdu: Şehre mi gideceksin? Bin, kızım, ben de seni bırakırım.

Arabanın ön koltuğuna atladım ve anneme mesaj attım: Otobüs bozuldu, dönüyorum, hafta sonu başka bir zamana erteleyelim. Mesaj iletildi.

Kırk dakika sonra beş katlı apartmanımın önünde durdum, üçüncü kata rahatça çıktım. Anahtar demetini karıştırdım, doğru olanı bulup kilide oturttum. Telefon çaldı, ekranda Gülbahar Hanım yazıyordu.

Alo? diye seslendim.
Elif! yüksek bir sesle bağırdı. Neredesin? Durağa vardın mı? Yazlıkta mısın?
Hayır, hemen mesaj attım, otobüs kırıldı, buradayım, kapıyı açacağım
İçeri girme!

Kalbim aniden durdu, elimi kilide tuttum.

Ne? diye bağırdı. Kapıyı açma! Dön, bana gel, hemen!

Şaşkın bir kahkaha attım. Gülbahar Hanım, iyi misiniz? diye sordum. Neden bu panik?

Lütfen, Elif! Yardımın gerek! telaffuz etti.

Ben kilidi döndürdüm, kapıyı ittiğimde zaman dondu.

Ayakkabılar, balerin terlikleri, Mertin spor ayakkabıları ve bir çift parlak topuklu ayakkabı yerde dağılmıştı. Bir yağmur şemsiyesi ayakta duruyordu, havada tatlı bir parfüm kokusu hâkimdibenim değil.

Salonun girişinde Mert duruyordu; ev giysileri ve tişört içinde, çıplak ayaklarıyla. Kucağında, koyu saçlı, ince omuzlu, kırmızı oje sürülmüş bir kadın vardı. İkisi de öyle bir öpüşüyordu ki, sanki dünya yok gibiydi.

Mert önce gözlerini açtı, beni gördü ve beyazladı. Yüzünden akıntı gibi kan doldu; ben bir an için bayılacak gibi hissettim.

Kadın, 25 yaşında genç bir kız, korkmuş bir geyik bakışlarıyla etrafa bakıyordu. Bir anda çantasını, topuklu ayakkabılarını ve şemsiyesini kapıp kaçtı; parfüm bulutunu ardında bırakarak merdivenlerden aşağı indi ve yok oldu.

Telefon hala kulağımdaydı.

Elif! annemi duydum bağırırken. İçeri girdin mi?

Kaç kere… boğuk sesle sordum.
Ne?
Ne kadar defa beni bu işlere, kavanozlara, tarlalara, çatı odalarına… Oğlunu korudunuz? Ne kadar defa sırlarımı sakladınız?

Sessizlik sonra bir zil sesi. Arama kapandı.

Telefonu yavaşça indirdim, Merti izledim; o salonda sessizce duruyordu.

Ne düşünüyorsun? sorumsuzca sordum.
Açıklayabilirim

İçimden bir kahkaha çıktı; delice, patavatsız bir kahkaha.

Açıklayacaksın? Ciddiy misin? diye bağırdım.
Boş konuşuyorsun! dedi.
Bu ev benim. Evlilik öncesi dedemden kalan, büyükannemin mirası. Sen burada bir hiçsin. On dakikan var, eşyalarını topla ve ayrıl.

Konuşalım
On dört dakika.
Sen
On üç.

Mert, bir an önce odasına koştu, dolap kapaklarını çarptı. Ben ise dışarıya yaslanıp nefes alıp verdim.

On iki dakika sonra, Mert elinde karışık bir çanta ve bir ceketle kapı önünde durdu.

Anahtarlar, soyledim, sesim donuk.

O, çantasını masaya bıraktı ve çıktı. Kapı yumuşakça kapandı; ben iki kez kilidi çevirip bir zincir taktım. Ardından duvara yaslanıp gözyaşlarıma engel olamadım.

Pazartesi günü boşanma davasını açtım; belgeler çabuk onaylandı. Çocuk yok, mallar ayrı, itiraz yok; sadece bir formalite kaldı.

Mert bir daha aramadı, Gülbahar Hanım da. Üç yıl bir arada geçirdiğimiz sessizlikle sona erdi.

Bir hafta sonra, en yakın dostum Selinle bir kafede oturuyorduk. Selin, soğuk bir latte sipariş etmiş, ağzını açık bir şekilde dinliyordu.

Yani annem her şeyi biliyor mu? dedi, kaşlarını çatarak. Seni yazlığa gönderirken…
Öyle görünüyor. dedim.

Selin gülerek: En komiği ne mi? dedi. Ben onu ikinci anne sanmıştım, gerçek bir aile… Ama bir sahne! İkisi de rol yapıyordu.

Başından beri, ekledim, Biz tanıştığımızda ben zaten kendi dairemde, sabit bir işteydim. Mert ise kiralık bir odada, yan işler yapıyordu. Kahvem acıydı, damakta bir kabuk oluştu. Belki de bir gün aşktı; ama başka kadınları yatağa sürmek, her gün yalan söylemek için yeterli değildi. Annesi bir damatlık ve işçi istiyordu: kavanoz taşıma, tarla kazma, eşyaları düzenleme. O da oğlunun yanına oturmuştu.

Selin elini masaya koyup parmaklarımı sıktı.

Çok üzülmüşsün Elif.
Üzülme. gözlerimi ona çevirerek, Üç yıl kaybettim ama… Hayatta kalıyorum. Artık bu insanlara bir gün bile ayırmayacağım.

Şimdi ne yapıyorum? Yeniden başlıyorum, sıfırdan. Sahte kocalar ve sahte kaynanalar yok. Bana bir daire, bir iş ve bir hayat kaldı; bu yeterli.

Dışarıda ince bir yağmur yağıyordu; gölgeli bir sokakta yürürken gülümsedim. Evet, acıydı. Dişlerimi sıkıp kısır bir öfke içindeydim. Ama hayatta kalacağım. Bu hikâye sadece bir başka ders; zor, kan kırıcı ama bir ders.

Selin çıkışta bana baktı: Tamam mısın?
Olurum, döndüm, Zaman lazım, ardından tekrar mutlu olacağım.

Yağmur altında yürüdüm, evime doğru. Yeni bir proje beni bekliyordu: uzun zamandır ertelediğim bir kek tarifi ve geleceğe dair planlar. Her şeyimi yeniden inşa edeceğim.

Bugünün notu: Güvendiğin insanları gözden geçir, sahte sevgiye yer bırakma. Kendi ayaklarının altında sağlam bir zemin kur. Bu, benim en büyük öğrenmem oldu.

Rate article
Lifequest
Kayınvalide Her Şeyi Biliyordu!