O zaman defol buradan, seni hiç sevmedim! diye bağırdı Mehmet, genç eşi Elifi, beşiğinde küçük bir çocuğuyla birlikte daireden çıkarken.
Nihayet cesaretini toplayıp bunu itiraf ettin. Ama ben de bunu zaten biliyordum, söylemen de gereksiz. dedi Elif.
Elif, koltuğa çökmüş, elinde bir şişe tutan Mehmete baktı. O anda ne yapması gerektiğinin doğru olduğunu net bir şekilde kavradı. Şüpheleri birden kayboldu. Küçük oğlu Savaşa gülümsedi, ardından kararlı adımlarla giriş kapısına yöneldi.
Elif, o an kapıların nereye götüreceğini bilmiyordu. Mehmetten ayrıldıktan sonra hayatının çok mutlu olduğunu söylemek mümkün değildi. Kiralık daireler, bitmek bilmeyen yan işler, kucağındaki küçük oğlu ve nereden gelmeyen bir yardım bekleyişi… Annesi vefat etmişti, babasını ise çocukluğunda bir kez görmüştü ve nerede olduğunu da bilmiyordu. Ev satışıyla ilgili bir şey düşünmek bile istemiyordu.
İstediği kadar çaba gösterseydi kızımla buluşur, konuşmasa da istemezdi. diye düşündü Elif.
Fakat bu hikaye Mehmetten değil, Eliften bahsediyordu.
Mehmetle bir gece kulübünde tanışmışlardı. Şık giyimli, kendinden emin bir gençti, sürekli iltifatlarla dolu konuşuyordu. Biraz ukala davranıyordu; Elif o anda bu özelliği görmezden geldi, ama sonradan pişman oldu.
Mehmet baba olmadan büyümüştü; onun etrafını büyükannesi, annesi, teyzesi döndürüyordu. Her şey sadece onun etrafında dönüyordu. Çocukluğu, gençliği, yetişkinliği hep onun etrafında dolanıyordu. Elifle evlenip onu dairesine getirdiğinde de bir şey değişmemişti; herkes hâlâ onun etrafında dönüyor ve o bu durumu keyifle izliyordu.
Evlilikleri çok çabuk bozuldu. Neden mi? Çünkü Elif, Mehmetin sürekli bir bakıcı olması talebini reddetti. Bir yıl çocuksuz, iki yıl çocukla birlikte yaşadılar. Sonunda dayanamayarak eşyalarını topladı ve gitti.
O günden beri geçen yirmi yıl içinde Savaş büyüdü, üniversiteye gitmeye başladı. Baba, oğluyla iletişim kurmaya hiç çabalamadı, sorumlulukları da elinden kaçtı; Elif tek başına çocuğu yetiştirdi.
Bir sabah Elif işe gitmek üzere evden çıktı. Moralli değildi; yaz da bitti, sonbaharın serinliği hâkim olmuştu ve sabahın erken saatlerinde düşen ilk kar, çizmelerinin altında hafif bir hışırtı çıkardı. Yavaşça yürürken, bir zamanlar işe koşturan kadın artık hayatını düzenlemiş, her şeyin yerli yerinde olduğunu hissediyordu.
Savaş sadece derslerini değil, ek iş de buluyordu. Elif ise departman müdürü olmuş, iyi bir maaş alıyordu.
Naz, neden bu kadar acele ediyorsun? Henüz sabah. diye seslendi Elif, genç bir çalışanına.
Ah, Elif Hanım, merhaba, diye fısıldayarak selam verdi, gözlerini bir kenara kaydırdı.
Elif, onun yanaklarındaki gözyaşlarını ve altındaki morluğu ucuz bir fondötenle kapatmaya çalıştığını fark etti.
Naz, yine mi? Neden kendine bu kadar kötü davranıyorsun, hâlâ onunla mı yaşıyorsun?
Elif Hanım, bilmiyorum diye ağlamaya başladı genç kadın; gözyaşlarını saklamaya çalışmak artık anlamsızdı; Elif her şeyi anladı.
Elif, Nazı kendine bir zamanlar olduğu yerde gördü.
Bak, şu bank! diye işaret etti karla kaplanmış bir bankaya. Nereye bakıyorsun?
Nereye? diye şaşırdı Naz, gözlerini etrafa çevirdi, gözyaşlarını ve o küçük çocuğunu bir kenara bıraktı.
Şu an kuşlar oturmuş, suratları somurtuk, soğukta titriyorlar. Onlar da zor bir dönemde. Yazın sıcak, yiyecek bulabiliyorlar. diye konuştu Elif.
Ne yani? diye sordu Naz.
Birkaç ay içinde bahar gelecek, yine şakır şakır öter, güneşi selamlayacaklar, diye devam etti Elif.
Anladım, diye onayladı Naz.
Senin de hayatında aynı şey olacak. Kötü günleri atlatman gerekiyor. Sadece oturup beklemek yetmez; kendini toparlamalı, değişmek istemelisin. Güç bulmalısın, anladın mı?
Naz, yöneticisine baktı ve şöyle dedi:
Siz gerçekten güçlü, bakımlı ve güzel bir insansınız. Ben ise
Ne yani! Sen de çok güzel ve akıllısın, bunu görebiliyorum. Farklı bir yaşam kurabilirsin, sadece istemen yeter.
Naz tekrar yöneticisine baktı.
Şöyle yapalım: Şimdi işe gidelim, akşam ne yapacağımızı düşünürüz.
Hadi gidelim
Gün hızlı geçti; akşam Elif Naza yaklaştı.
Nasıl gidiyor?
Pek iyi Açıkçası eve gitmek bile istemiyorum.
O zaman gel. Çocuğunu kreşten al, benim evime getir, kal. Sonra ne yapacağımızı göreceğiz. Sabah akşamın aklı daha yerinde derler.
Ama bu pek uygun değil
Boş ver! Çocuğun Katı’ya gitsin, sonra bana gel. Dün çilekli bir pasta pişirdim, çay da içelim.
O zaman çocuğa oturma odasında bir koltuk koy, orada kalabiliriz. Koltuğumuz açılabilir.
Naz kabul etti. O gece, Naz için ilk sakin akşamdı; Elif, Nazın her zamankinden daha az sakar olduğunu düşündü.
Ertesi sabah Elif, Naza bir daire bulup taşınmasına yardım etti. Böylece Naz da Elif gibi yeni bir sayfa açtı.
Üç ay sonra Naz, Eliften boşanma davası için çocuğuna bakmasını istedi. Nazın eşi boşanmış, nafaka kararı verilmişti; Naz, nihayet yıllarca süren karanlık dönemini geride bırakmıştı.
Cuma günü işte Naz, Elife yaklaştı:
Elif Hanım, cumartesi çay içmeye gelin, ağacı süsledik.
Olur, geleceğim.
Ertesi gün Elif, söz verdiği gibi Nazın evine gitti. Yolda pastane çıkıp çay için bir paket bisküvi ve küçük Katıya çikolata aldı.
Elif Hanım, çok minnettarım. Hayatımı kurtardınız, dedi Naz.
Seninle değil, senin değişmek istemenle oldu bu. Ben de bir zamanlar senin gibiydim.
Elif, Naza hayat hikâyesini anlattı; Naz dikkatle dinledi. Çalışma ortamında herkes, Elifin bakımlı ve mutlu görünüşüne bakıp Ne kadar şanslı derdi. Ancak bu güzelliğin ardında büyük bir acı saklıydı.
Elif, bir fotoğraf albümü gösterdi. Küçük Katı bile bir süreliğine oyuncaklarını bırakarak, büyüklerin fotoğraflarına bakıyordu. Elif, Savaşla tatile çıktıkları, gittiği yerleri, ilginç anıları anlattı; Katı ve Naz dikkatle dinledi.
Peki, evlenmeye hiç düşünmediniz mi? diye sordu Naz, bir an utanarak.
Hayır, Naz. Erkeklerle pek iyi anlaşamıyorum. Ama sen de gerçek mutluluğunu bulacaksın, eminim.
Çok teşekkür ederim, siz de gerçek mutluluğu bulun, dedi Naz ve Elifi kucakladı.
Vedalaşırken küçük Katı ön odaya koştu:
Teyzem Elif, yine gelmek ister misiniz?
Tabii ki, ne zaman isterseniz, hemen gelirim, dedi Elif, kızı sararak.
Hoşça kal, pazartesi görüşürüz, dedi Elif ve binaya doğru yürüdü.
Dışarıda gerçek bir yılbaşı kar fırtınası başlıyordu. Elif, süslü vitrinlerin önünden karla kaplı kaldırımda yürürken bir ses duydu:
Bayan, bekleyin! diye bir erkek sesi arkasından bağırdı.
Elif ilk başta çevirmedi; sesin kendisine ait olmadığını düşündü.
Bayan, bekleyin! diye bağırdı aynı ses.
Elif döndü, orta yaşlı bir yabancı ona yaklaşıyordu.
Neden bu kadar kaçıyorsun? dedi hafifçe geri çekilerek.
Ne istiyorsun? diye sordu Elif.
Elbette, eldivenlerinizi bıraktınız. Dükkanı çıkarken fark ettim. diye uzattı eldivenleri.
Ah, teşekkür ederim! dedi Elif.
Ben Ediz, diye tanıttı adam.
Ben de Elif, diye karşılık verdi.
Vay be, isminiz ne kadar ilginç! Birlikte bir yere gidelim mi?
Hayır, buraya çok uzak değil.
Öyleyse kabul et, kar fırtınası bu kadar da şiddetli değil mi?
Tamam.
Ediz, konuşmasıyla hoş bir adam çıktı. Arabaları bir yaya geçidinde durdu, içinden sarhoş bir adam çıktı; ışıkların parıltısı yüzünü aydınlattı. Elif, gözleriyle eski kocası Ahmeti fark etti; bir an için kalbi çarptı, ama adam başını çevirip yürümeye devam etti.
Elif, yeni yılı nerede karşılayacaksın? diye sordu Ediz.
Henüz karar vermedim, dedi Elif.
O zaman birlikte kutlayalım. Bir restorana gidelim, eğlenceli bir gece vaat ediyorum.
Elif gülümseyerek:
Anlaştık, hayal kırıklığına uğramam.
Olur, neden olmasın? diye cevap verdi Ediz.
Kendine hak ettiği mutluluğu hak ediyordu. Belki de yeni yılın öncesinde kalbini yeniden çalacak bir aşk bulacaktı; kim bilir, bir tesadüf kaderini değiştirebilirdi.
Ne dersiniz? diyerek son sözleri ekledi.




