Ağabey Vanya’nın Oğlu

15 Temmuz 2023

Köyün kenarındaki harap kulübeyi kimse yakından görmez. Amca Velinin evini köy halkı dışarıda bırakır; çünkü o ev köyün en dışındaki çalılıkların ardında, neredeyse tarlaların ortasında kalmış. Amca Veli içe kapanık, pek konuşmazdı. Görünüşü de aynısıydı: kambur, dağınık, yağlı bir gömlek ve yamalı kamuflaj pantolon giymiş, saçları çirkin dağınık beyaz, yanakları rüzgâra maruz kalmıştı. En şaşırtıcısı, amcamın bir damla bile alkol içmemesiydi.

On yaşındaki Ali, amcasından korkardı. Annesi iç çekerek söylerdi:
– Eskiden çok iyi bir adamdı, elleri altın gibi! Tüm kadınlar, Gülçin, ona hayran kalırdı.
Babam da ona eklerdi:
– Altı yıl önce avlanmaya gittiği günden beri bir şeyler değişti; birden aklı karardı!
– Oğlu öldüğünde her şey altüst oldu, bir de Veli ona sırtından bir bıçak sapladı! annem söylerdi.
Annem, Amca Velinin eski eşi Şebnemin de arkadaşıydı. Şebnem evine geldiğinde hep şöyle derdi:
– Ah Vildan, onu çok özledim; ama bu hayatı sürdüremem. Tolga öldü, şimdi de Veli sırtımdan bir hançer sapladı!
Şebnem, tam olarak ne yaptığı konusunda konuşmazdı, ama Alinin annesiyle en yakın dostuydu. Şebnem, tek üç yaşındaki oğlunun ölümünü büyük bir acıyla atlatmıştı; Velinin kaybı ise ona gerçek bir darbe olmuştu.
Köyde türlü dedikodular dolaşırdı: Veli içmeye mi başlamış, çocuğunun ölümünün ardından bir lanet mi getirmiş, yoksa evinin çamurunda bir şey mi yokmuş Hatta kulübeye garip bir yaratık yaklaştığına dair söylentiler de duyulurdu; insan gibi, ama ince, kambur, gri tenli ve uzun, ince kolları olan bir varlık

– Ne yaptığını anlat bana, Şebnem? diye sorardı annem.
– Bana bir seçim bırakmadı, Vildan diye iç çekerek yanıt verirdi Şebnem. Başka bir şey söylemezdi.

***

Bu yıl yaz çok sıcak ve kuruydu. Ali, Mert ve Can, ilk kez yetişkin gözetimi olmadan bisikletleriyle nehre gitmeye karar verdiler. Günlerini nehir kenarında geçirir, yıkanır, balık tutarlardı. Bazen bol balık yakalar, Ali balıkları güneşte kurutur, akşamları da kızarmış çupra yemek yerine kurutulmuş balığı çiğnerdi; bu yüzden gece uyumadan önce bir kaç bardak su içerdi.
Nehrin kısa yolu, Amca Velinin çalılıklarla kaplı ve yabani bir akçaağaçla örtülmüş arazisinden geçerdi. Kulübe çaresizce çürümüş, yosun tutmuş yeşil bir çatı ve dökülmüş çerçevelerle kararmıştı. Çatısındaki uyumsuz uydu anteni, evin hâlâ yaşanır olduğunu belli eder gibi dururdu.
Erkek çocuklar, Amca Veli hakkında dolaşan söylentileri biliyor, kulübeye yaklaştıklarında gözlerini kırpmıyordu.

***

– Ali, Amca Veli hakkında ne duyuyorsun? diye sordu Mert, olta teliyle balığı çekerken.
– Çeşitli şeyler söylüyorlar, her şey farklı diye Ali, kulağındaki vızıltıyı bırakarak salamlı sandviçini çıkarıp yedi.
– Gri bir insan duyduk mu? diye Can, bir çupra kovaya atarak konuştu.
– Evet, bizim köydeki kimseler sadece duyduklarını tekrar eder; sonra gri ve yeşil yaratıklar ortaya çıkar! diye Mert gülerek yanıtladı.
Gün, beklenmedik bir güzellikteydi; çocuklar balık tutmaya dalmıştı ki, güneş batmak üzereyken fark etmediler. Nehir yüzeyinde akşam bulutlarının kızıllığı yansıyor, çığlık atan cikletler, bağıran kurbağalar gece şarkılarını söylüyordu.
– Hadi toplanalım, annelerimiz endişelenecek! diye Ali, gökyüzüne bakarak seslendi.
Eşyalar toplanırken, güneş ufukta kaybolmuş, sıcak yaz akşamı koyulaşmıştı. Çocuklar evlerine koşmaya başladı. Birden Velinin evinin tam karşısında, Mertin bisiklet zinciri takıldı.
– Ali, Can, bekleyin! diye bağırdı Mert, bisikletinden atlayarak.
Zinciri düzeltmeye çalışırken çalılıkta hışırtı duyuldu, dallar kırıldı.
– Duydunuz mu? diye endişeyle etrafa bakan Can fısıldadı.
– Bir şey var, diye Ali titreyen sesle yanıtladı, Veli, hadi gidelim, buradan çıkalım.
Hışırtı tekrar etti, bu sefer daha yakındı. Mert ve Ali elleri titrek, zinciri zorla çekmeye çalıştı. Sonunda bir şey belli belirsiz bir şekil çalılıklardan çıktı.
Kısa boylu, gri renkte, insanı andıran bir varlık, kel bir baş, on yaşındaki bir çocuğa eşdeğer boy, uzun ve ince kolları, pençe gibi parmakları vardı. Gözleri tamamen siyah, derin bir çığlık gibi bir ses çıkardı, dişleri sivriydi. Burun yerine iki yuvarlak solunum deliği bulunuyordu.
– Anne, bu nedir?! diye bağırdı Mert, çocuklar bisikletlerine atlayıp balık kovasını geride bırakarak kaçtılar.
Ali bir an geriye döndü, yaratık sallanan hareketlerle kovaya yaklaştı, içine bakıp uzun pençeli elleriyle balığı kapıp aldı. Ardından Amca Velinin sesini duydu; yaratık ona döndü, insana benzer bir ses çıkardı ve kulübeye doğru yürüdü.

***

Eve dönmeden önce çocuklar, Amca Velinin evinin yanından bir daha geçmeyeceklerine söz verdiler. Her biri geç kalınca evlerinde güzel bir azarlama aldı.

***

Mutfaktan pişirme kokusu yükseliyordu, anne bir şey mırıldanıyordu. Ali kapıya yaklaştı, sesini dinledi. Annesi çok kızgın değildi, dışarı çıkabilirdi; taze gözleme kokusu korkusunu bastırıyordu. Kapı çaldı; gece vardiyasından dönen baba, çiftlikte güvenlik görevlisi, içeri girdi.
– Selam Vildan, Ali hâlâ uyuyor mu? diye babası heyecanla sordu.
– Evet Mert, ne oldu? Neden bu kadar ürkek? diye anne rahatça cevap verdi.
– Sakarya Nehrinde Sanı buldular. Bir şey onu parçalamış, bir hayvan
– Aman Tanrım! diye anne haykırdı.
– Polis geldi, tanıklar sorgulanıyor; köyde balık tutanlar gece bağırışlar duydu. Birisi insan gibi ama insan olmayan bir şey gördü; çok ince, çocuk gibi, gri renkte.
Alinin kalbi çarptı. Dün Amca Velinin evinde gördükleriyle aynı yaratığı görmüşlerdi! Ali bir an düşündü ve bütün bunları ebeveynlerine anlatmaya karar verdi.
Oturup seslendi:
– Anne, baba! Dün arkadaşlarımla Amca Velinin evinde bir şey gördük. İnsan değildi, korkunç bir yaratıktı.

***

Sonraki gün olaylar çabuk ilerledi. Alinin babası, Can ve Mertin ailelerini aradı, köydeki diğer erkekler de haberdar oldu. Kısa sürede neredeyse bütün köy Amca Velinin evine toplandı. Polis ve ardından askeri birlik geldi, evin etrafını sardı. Çocuklar merakla yetişkinlerin peşinden koştu.
Eve yaklaşırken, Amca Velinin arazisinde korkunç çığlıklar yükseldi, ardından birkaç avcı ve köylüler oraya geldi; ardından Amca Velinin çığlığı duyuldu.
Hiç kimse çığlıktaki çocuğa bakmadı. Hep birlikte, kan dökülmüş, çamurla kaplı bir bedene baktılar; kan çamur gibi akıyordu. Amca Veli, gözyaşları içinde yere eğildi:
– Oğlum!… Oğlum benim!!! Neden böyle?!
– O Sanı yakaladı! diye Alinin babası yorgun bir sesle söyledi.
– Kendi kendine yapmadı! Sanı muhtemelen provoke etti. Ben onu avlarken buldum. Bir ses duydum, bir çukurdan ağlama geldi. Düşündüm ki bir çocuk kaybolmuş O zaman Tolgayı kaybetmiştim, kalbim parçalanmıştı Göz attım, o küçük bir çocuktu, Tolga gibi. Bir yaratık diğerine koşturuyordu, ikisi de sıkışmıştı. Görünüşe göre anne babası vardı. Çocuk bana geldi, ağladı, ince ellerini uzattı Ben ona sarıldım, o da beni tuttu Korkmuş, yalnızdı. Her şeyi anlar, televizyon izler, filmler, bilim kurgu, masallar… Konuşamazdı ama kendi dilinde fısıldardı. Şekerleri çok severdi. O bir gençti, senin Ali gibi, Mert! dedi Amca Veli babaya.
– Veli, bu bir canavar! diye Şebnem, olay yerine geldi, Neden onu bırakmadın? Belki akrabaları bulurdu? diye bağırdı.
– Bak! diye Amca Veli alayla yanıtladı, Biz insanlar, canavar değiliz! Ormanları kestik, nehirleri kirlettik, toprağın son kırıntısını söktük. Onların saklanacak yeri kalmadı! İnsanlar, insanlar, insanlar! Onların ne var ki? Hiçbir şey! Neden ebeveynlerini öldürdük? Köylüler şaşkın bakarken, çamurda yatan yaratık uzanan elleriyle gökyüzüne bakıyordu.
– Lütfen onu gömün, eğer hayvan değilseniz diye Amca Veli, yanaklarından akan gözyaşını sildi.
Ali, Amca Veli ve oğlunu bir an için acıdı, Sanının pençeleri altında kalan çocuğu da. Herkes kurban olmuştu. Birinin suçu var mıydı? Ali bir an bile anlatmadığı için pişman oldu.

***

Amca Veliye canavarı yok etme izni verilmeyecek. Polis geldi, herkesi dağıttı, ardından köye askeri birlik geldi, herkese susma emri verdi, aksi takdirde suçlu sayılacaktı. Yaratığın bedeni nereye götürüldü, hiç kimse bilmedi. Amca Veli, yaratığı öldükten bir yıl sonra, bir daha köyde görülmedi; kulübesi tamamen yıkıldı, çalılıkların içinde kayboldu.

Bugün düşündükçe anlıyorum ki, doğaya ve komşularımıza saygı göstermeden, kendimizi sadece kazanma uğruna tüketirsek, hem insan hem de doğa canını yakarız. Çevremizi korumak, vicdanımızı dinlemek ve ihtiyacı olanlara el uzatmak, gerçek güçtür. Bu, hayatımdan edindiğim en büyük ders.

Rate article
Lifequest
Ağabey Vanya’nın Oğlu