Tek Bir Yaşam

15 Aralık 2024
Bugün yine içimi yakıp kavuran bir sıcaklıkla mücadele ettim. Bu, ilk kez değil; tam on beş gün önce, kedim Mira, çalılıkların içinde bulduğu ince bir ot parçasını yediğinde bu his daha hafifti. O ıslak, titrek sabah çiyi hâlinde bir soğukla birlikte bulduğum bu ot, köklerine kadar toprağa saplanmıştı. Yediği anda içimdeki ağırlık bir nebze hafifledi, öyle ki o zamanlar ne kadar zorlandığımı neredeyse unuttum. Şimdi ise aynı sıcaklık tekrar içimi sarıyor.

Mira artık o otu bulamıyor, belki de bulsa bile ona bir faydası kalmayacak. Yine de bu şifalı bitki, göğsündeki yanıp sönen ateşi dindirebilir, midesinin derinliklerine kadar yayılan yakıcı hissi bir nebze bastırabilirdi. Kedilerin dokuz canı olduğu söylenir, ama benim kedimin sadece tek bir canı var; küçük, fark edilmeyen ama sevdiği herkesi saran sıcak bir dalga gibi. Bu canı yeniden yaratılamaz, ama istenirse paylaşılabilir, bir hediye gibi verilebilir.

Mira, o tek canını kaybetmekten korkarak bütün patileriyle tutunmaya çalıştı. Sokaklarda, hayatını kaybetmiş gibi görünen diğer insanları izlemeye başladı. Onlar diğer insanlardan farkları yoktu; aynı şekilde yürür, konuşur, yemek yer ve uyurlardı. Ancak onları dünyada tutan şey, bir anda yok oldu; bir nefes gibi dağıldı ve beraberinde başka bir hayatı da götürdü. Bu kaybedenler başkaları hâline geldi

Çocuklarını, sevgililerini, anne babasını kaybetmiş, en yakın dostlarına ihanet etmiş, Tanrıya ve bir zamanlar inandıkları her şeye küsen insanlar. Artık sadece konuşan ve yemek yiyen bir kabuk; bir android gibi, bedenlerinden başka bir şey kalmamış. İnsanlar bu halini fark etmez, fakat kediler onu görür ve kibarca kaçınır. Başkalarının yanına kedilerin yeri yoktur. Fakat Mira artık onların izini sürüyor.

Bugün kalabalık bir çarşıda, otobüs durağının hemen yanında sessizce oturdum. Görünmez olmaya çalışarak insanları izledim; sıcak ve canlı, dertleri ve sevinçleriyle dolu bir kalabalık. Uzun süre bekledim, neredeyse umutsuzluğa kapılıp ayrılmayı düşünürken bir anda içimdeki ateşi soğutan bir üşüme hissettim. Genç, güzel bir kadın belirdi; kalabalığın içinde kaybolmuş gibi görünse de Mira onu hissetti.

Kadının adı Gülçin, gözleri derin ve kederli, içinde bir boşluk ve umutsuzluk yankılanıyordu. Mira, o soğuk boşluğa doğru sıçradı, Gülçinin ayaklarına atladı ve gözleriyle ona bakmaya başladı. Gülçin, aniden ortaya çıkan bu kediyi anlamadı; bir çarpıcı nokta gibi ayağının altına düştü. Korkulu bir sesle bağırdı ve büyük, güzel gözlerini ondan ayıramadı.

Kadın hafifçe eğildi, kediyi okşamak istedi. Mira, ön patileriyle kadının bileğini kavradı, koluna tırmandı ve omzuna kadar yükseldi. Yüzünü ön çenesine yasladı, tırnaklarıyla kıyafetine sıkıca tutundu; o kadını bırakmak istemiyordu. Başkaları, kediyi yanlarına almayı, sokakta bırakamaktan daha kolay buldu. Gülçin direnmedi; çok az gücü vardı. Kedinin de gücü kalmamıştı. Gülçin, Mirayı itmek istediğinde bile, iki yorgun beden birbirini bulmuştu.

Gece olduğunda, hiçbir dirençle karşılaşmadan, Mira Gülçinin yorganının altına sızdı. Ne yapacağını bilmeden sezgileriyle hareket etti. Santim santim, soğuk bedenin üzerine yayıldı; kendi ateşi ona ulaşmak için ilerliyordu. Dördüncü gece Gülçin aniden uyandı Doğumda kaybettiği çocuğunun bir fısıltısı kulaklarına çalındı.

Seni bekleyeceğim anne, ama şimdi değil. Beni serbest bıraktığın için mutluyum! dedi içinden. Gülçin, terlemenin, korkunun, pişmanlığın ve merhametin ne demek olduğunu, hatta bir şey hissetmenin ne olduğunu unutmuş gibiydi. Mira, karnının üzerinde yatarken gözleri karanlıkta ışıldıyordu.

Tanrım, ne kadar da sıcaksın! diye haykırdı Gülçin, kediyi elleriyle tutmaya çalıştı. Ne kadar sert ve sıcak bir karın Ah, ne kadar acı veriyor! Kedinin ince, hırıltılı bir sesle inleme sesi duyuldu. Mira, öfkesi ve hayal kırıklığıyla doluydu; hayatını vermek üzereyken Gülçin aniden uyanıp kıyafetinin altını ezdi. Sıkıntı artık kaçınılmazdı

Kendi hayatını kurtaramadı ve artık kendi canını da tutacak gücü kalmadı. Kedilerin dokuz canı olmadığı söylenir; aslında sadece bir canları vardır. Bu canı, istendiğinde verir, bir hediye gibi sunarlar. Ama Gülçinin artık kedinin canına ihtiyacı kalmamıştı.
Birkaç saat daha belki de kurtarabilirdik, diye içinden geçirdi.

Sokak veterineri, gece yarısı kliniğine çığlık atan bir kadını sakinleştirdi; kedinin huzurlu uykusunu bölmüş, panik içinde bir anne gibi bağırıyordu. Ağlamayı bırak, gözyaşların dinlenir. Biraz bekle, onu kontrol ederiz, hemen alabilirsiniz.

Kedilerin dokuz canı yoktur; tek bir canı vardır ve isterlerse bunu verirler. Eğer siz de isterseniz, o canı geri getirebilirsiniz; birlikte paylaştığınız o tek canı.

Bu günün ardından, Miranın sıcaklığını, Gülçinin acısını ve kendi içimdeki boşluğu bir kez daha düşündüm. Belki de hayat bir kez verilir, bir kez alınır; ama bir kediye, bir insanın kalbinde bir iz bırakmak her zaman mümkün.

Aylin.

Rate article
Lifequest
Tek Bir Yaşam