16 Ekim 2025
Sevgili Günlüğüm,
Bugün kız kardeşim Sevimin Lale, seni yaşlılıkta deli mi yaptım? Torunların okula gidiyor, bir düğün mü düşünüyorsun? sözlerini duydum. O sözler, içimi bir çukur gibi ıstırapla doldurdu. Bir hafta içinde Tolga ile evleniyoruz ve onunla bu haberi ona iletmem gerekti. Kardeşim kesinlikle törene gelmeyecek; ikimiz de Türkiyenin iki farklı köşesinde yaşıyoruz ve 60ımızda böyle büyük bir kutlama yapmaya niyetimiz yok. Sessizce imzalayıp iki başımıza oturacağız.
Aslında evlenmek zorunda değildik; ama Tolga ısrar ediyor. O benim hayatımda bir şövalye gibi; kapıyı açıyor, arabadan inince elimi tutuyor, kabanımı giydirecek kadar yakından ilgileniyor. Pasaport damgasız yaşamaya razı değilim, diyor ve Ben ciddi bir ilişki istiyorum diye ekliyor. Bana hâlâ genç bir delikanlı gibi geliyor, ama beyaz saçları var.
İş yerinde herkes ona sadece adı ve baba adıyla hitap ediyor; ciddî, disiplinli bir adam. Beni gördüğünde ise sanki kırk yıl gençleşmiş gibi sarıyor, sokakta dönüp dönüp döner. Ben de bir yandan mutlu, bir yandan utanıyorum; İnsanlar izler, güler. diye uyarıyorum. O ise Kimseyi görmüyorum, sadece seni görüyorum. diyor. Birlikte olduğumuzda bütün dünya sanki sadece ikimizden ibaret gibi hissediyorum.
Kardeşimle bu haberi paylaşmam gerekiyordu. Sevim, bir zamanlar Tanıdığım gibi Lale, bir yıl önce Veliyi kaybettik, şimdi yeni bir aşk mı buldun? diye bağırdı. Şok ettiğimi biliyorum; fakat asıl kızgınlığı, ölen eşimin adıyla ilgili. Tanya, hatırlıyorum, diye araya girdim. Bu tür kurallar kim koyuyor? Kaç ay sonra tekrar mutlu olabilirim ki yargılanmayayım? diye sordum.
Sevim bir an düşündü ve şöyle dedi: Güzel bir evlilik için en az beş yıl beklemek gerekir.
Ben şaşkınlıkla: Yani Tolgaya Üzgünüm, beş yıl sonra gel, ben o zamana kadar yas tutarım mi demeliyim? dedim.
Sevim sustu.
Bu ne işe yarar? Beş yıl sonra da kimse bizi yargılamaz diye düşünmek gerçekçi mi? Mahallede dedikodu yapacaklar da olur; bana ise bu hiç umurunda değil. diye devam ettim. Senin fikrin önemli, ama eğer ısrar edersen düğün planını iptal ederim.
Sevim sonunda: Tamam, evlenin bugün de olsa! Ama ben seni anlamıyorum, seni hiç desteklemiyorum. Sen hep kendi başına kararlar alıyorsun; ama bir yıl daha bekle de, vicdanını dinle.
Ben pes etmedim. Bir yıl daha bekle demişsin ama eğer Tolga ile bir yıllık bir ömür kalırsa ne olur? dedim.
Sevim omzunu silkerek: Ne yaparsan yap, mutlu olmayı hak ediyorsun. Sen uzun yıllar mutluydun, şimdiden bir şeyler değişmek zorunda değilsin.
Gülümseyerek: Tülay, ciddisin? Bunca yıl beni mutlu olduğumu düşündün? Ben de öyle hissettim. Şimdi fark ettim ki ben sadece bir çalışan atıydım. Başka bir yaşamın mümkün olduğunu hiç bilmezdim.
Veli çok iyi bir insandı. Onunla iki kız çocuğumuz oldu, şimdi beş torunum var. Erkek kardeşim sürekli Aile her şeydir derdi; benim itirazım yoktu. Başta aile için, sonra çocukların ailesi için, sonra da torunlar için çalıştık. Şimdi geriye bakınca, hayat bir koşu gibi, ara vermeden, yemek molası bile yokmuş gibi geçti. Büyük kızımız evlenince bahçemiz vardı; Veli ise torunlar için ev hayvanları yetiştirmeye karar verdi.
Bir hektar arazi kiraladık ve yıllarca omuzlarımızda bir yük gibi taşıdık. Hayvanları beslemek zorundaydık, sabah beşte kalkıp tarlada çalışıyorduk. Yıllarca köye gidip, şehre sadece iş için seyahat eder, arkadaşlarımla telefonla konuşur, birisi Denizden yeni bir torunumla döndü, bir diğeri kocasıyla tiyatroda der. Ben ise tiyatroya değil, markete bile gidemiyordum!
Bazen ekmek bulamadığımız günler olur, hayvanlar bizi bağlar gibi hissettirirdi. Tek güç veren şey, çocukların ve torunların doyurulmuş olmasıydı. Büyük kızımız çiftlik sayesinde arabasını değiştirdi, küçük kızımız da evde tadilat yaptı; yani bütün çabalarımız boşa gitmedi. Bir kez eski bir iş arkadaşım beni ziyarete geldi ve: Lale, seni tanıyamadım. Açık havada dinleniyor gibi görünüyorsun, ama adeta ölü gibisin. Neden kendini böyle eziyorsun? dedi.
Başka türlü nasıl olur? Çocuklara yardım etmem lazım, diye cevap verdim. Çocuklar artık büyüdü, kendilerine bakacaklar; ben de kendime bir şeyler yapmalıydım.
O an kendin için yaşamak ne demek olduğunu anlamadım; ama şimdi biliyorum ki artık istediğim gibi uyuyabilir, dilediğim gibi mağazalarda dolaşabilir, sinemaya, yüzmeye, kayak yapmaya gidebilirim. Kimse bundan zarar görmüyor! Çocuklar ve torunlar aç kalmıyor. En önemlisi, alışılmış şeylere yeni bir gözle bakmayı öğrendim.
Eskiden köyde düşen yaprakları çöp gibi görür, Ne kadar çöp! derdim. Şimdi aynı yapraklar bana neşe veriyor. Parkta yürürken ayaklarımla yaprakları çırpar, çocuk gibi sevinç duyuyorum. Yağmur artık beni ıslatmak yerine, bir kafede camdan izlenen bir manzara. Bulutların, gün batımlarının, kırılgan karın güzelliğini fark ettim. Şehrimiz ne kadar güzel! Tüm bunları Tolga açığa çıkardı.
Kocam Veli vefat ettiğinde sanki bir rüyanın içindeydim. Ani bir kalp kriziyle hastaneye varışından önce öldü. Çocuklar hemen çiftliği satıp, beni şehre geri getirdi. İlk günler deli gibi koşturuyordum, ne yapacağımı, nasıl devam edeceğimi bilemiyordum. Her sabah beşte uyanıyor, evin içinde dolaşıyor, ne yapacağımı düşünüyordum.
Tolga hayatıma girdiğinde, beni ilk kez bir yürüyüşe çıkardı. Komşu ve damadım olarak bize köy eşyalarını taşıyordu. Başta bana hiç ilgi duymadığını, ama yorgun, yalnız bir kadına acıdığını söyledi. Hayatıma biraz hava getireceğim, dedi. Bir parkta oturduk, dondurma yedim, ardından gölete gittik; ördekleri besledik. Köyde ördeklerle vakit geçirme fırsatım hiç olmamıştı; şimdi onların komik hareketlerini izlemek bir zevke dönüştü.
İnanılmaz, sadece oturup ördekleri izleyebiliyoruz, dedim. Eskiden sadece yem vermekle kalıyordum, şimdi sadece bakıp gülümseyebiliyorum.
Tolga elimi tutup: Bekle, sana gösterecek çok şeyim var! Yeniden doğacak gibisin, dedi. O doğruydu. Çocuk gibi dünyayı keşfetmeye başladım; geçmiş hayatım bir karanlık uyku gibi geride kaldı. Artık Tolganın sesi, gülüşü, hafif dokunuşu olmadan yaşamı düşünemiyorum.
Kızlarım ilişkimize kızdı, babamı aldattığımı düşündüler. Çok üzülmüş, kendimi suçlu hissettim. Tolganın çocukları ise memnun, babaları artık huzurlu diyordu. Tek eksik kalan şey, bu hikayeyi Sevime anlatmaktı; o anı en sona erteledim.
Düğün ne zaman? diye sordu Sevim uzun bir sohbetin ardından.
Bu Cuma.
Ne diyebilirim? Yaşlılıkta mutluluk ve aşk, diyerek soğukça vedalaştı.
Cuma günü Tolga ve ben iki kişilik market alışverişi yaptık, şık kıyafetler giydik, taksi çağırdık ve nikah salonuna gittik. Arabadan indiğimde bir anda durdum; girişte kızlarım damatları, torunları, Tolganın çocukları ve en önemlisi Sevim bekliyordu. Beyaz gül demeti tutan Sevim, gözyaşları içinde bana Lale! Nasıl bir sürpriz! dedi.
Ben de kimime verirsem verirsem görmek zorundayım, diye gülerek yanıtladı. Düğün öncesi bir telefonla tüm aile bir kafede buluşmuş, kutlamaya hazırlanmıştı.
Düğün yıldönümümüzü Tolga ile yine kutladık. O artık herkesin gözünde bir baba, bir eş. Ben hâlâ bu gerçekliğe inanamıyorum; öyle bir mutluluk ki, neredeyse şaşkınlıkla yaşıyorum.
Bugün bir kez daha şükrediyorum; hayatın her aşamasının, her döngüsünün bir anlamı var. Yaşlılıkta bile yeniden sevmek, gülmek ve umutla bakmak mümkün.
İyi geceler, Sevgili Günlük.




