Bu konuda benim de fikrimi almıyor musun? O zaman benden tek kuruş yok!” Anneannem, masaya yumruğumu vurduğumda donup kaldı.

15 Nisan 2025

Bugün yine aynı döngü tekrar etti. Ben de bir söz hakkım olmasın mı? O zaman benden bir kuruş bile almazsın! diye haykırdım ve ellerimi masaya vurduğumda kayınvalidem donakaldı.

Şebnem, kanepede tel gibi gerilmiş şekilde oturuyordu. Altında, kendisinin seçtiği pahalı koltuk döşemesi vardı; bu döşeme, Fatma Hanımın üç aydır piyasa çirkinliği diye lanse ettiği bir şeydi. Veli ise koltukta rahatça oturmuş, bir bacağını diğerinin üzerine atmış, kabak çekirdeği kırıyordu; hâlâ gençlik çağına yakışan bir tavırla.

Şebnem, dedi Fatma Hanım sinsice, masaya bir tencere mercimek çorbası koyarak, Veli ve ben konuştuk, karar verdik: arabasını satalım. Sen zaten yakındaki iş yerinde çalışıyorsun, ama Elifin (kız kardeşimin) hastaneye ulaşması lazım. Hamile bir karnıyla minibüsle gidemiyor, değil mi?

Şebnem içten içe alay etti. Sanki ben sadece bahçedeki köpekmişim gibitasma takılı, nerede durmamızı sen belirliyorsun.

Bana sormadın mı? diye cevap verdi, sesi suyu bile donduracak kadar soğuktu, gözleriyle kayınvalidesini kilitledi.

Ne sorayım ki? diye homurdanarak çorbayı kaşıkladı Fatma Hanım. Bizim ailede zor durumda kalan birine herkes yardım eder. Ben de oğlumu bu prensiple yetiştirdim. Sen ise sadece kendini düşünüyorsun

Veli telefonundan gözünü ayırmadan mırıldandı: Şebnem, Elif hamile, şu an zor bu kalıcı değil. Hayata tekrar ayakta durunca geri vereceğiz.

Geri mi vereceğiz? Şebnem bir anda alayla gülümsedi. Yazılı bir söz verilecek mi? Yoksa beş yıl süresiz bir sürede hâlâ annenin elinde duran o mutfak kredisi gibi mi kalacak?

Fatma Hanım bağırmaya başladı: Ne tür bir insan olduğun belli değil! Ben senin düşmanın değil, annenim! Yardım elini uzatman gerekir, üzüntülü bir prenses gibi oturup beklemek yerine! Her şey senin için yanlış, her şey adaletsiz!

Şebnem sessizce ayağa kalktı. Ağlama, dram yok; sadece bitti. Bu aile uzun zamandır kanatlarını kıran bir çiçek gibi bana kibarca dokunmayı bıraktı. Sözü olmadan yatak odasına yürüdü ve orada bir ağızlık gibi bir ses duyuldu:

Yani, kızım kızgın mı? diye fısıldadı Fatma Hanım, Şebnemi duymuyormuş gibi.

Şebnem, cidden mi? dedi Veli, Bu kadar sert olma. Anne bunu kasıtlı söylemedi sanırım

O bir anne olarak konuştu! diye bağırdı Fatma Hanım. Anlamazsa, bizden değildir. Bu aileye uymuyor.

Birkaç dakika sonra Şebnem elindeki araba evraklarını masaya koydu.

İşte şart: araba benim, üzerime tescilli. Daireyi ise büyük anneannemden devraldım, sizlerin üzerine bir hak yok. Bu benim tek katkım aileye.

Bu metal bir parça yüzünden her şeyi mahvedeceksin! diye bağırdı Fatma Hanım.

Hayır, senin yüzünden, dedi Şebnem başını sallayarak. Senin bitmek bilmeyen kontrolün, senin korkak boyun eğmen, Veli.

Şebnem, bekle, diye inledi Veli, başını tutarak. Elife yardım etmeye çalışıyorduk

O zaman garajını sat, 2003 model Fiatı, dedi Şebnem sivri bir gülümsemeyle. Taksiye binebilirsin, parçalanmazsın.

Fatma Hanım kaşığını çorbasına çarptı. Sen bir eş değilsin, bir iş kadınısın. Tek düşündüğün mülk, kağıt. Kalbinde sevgi yok, vicdan da yok.

Ya sen sadece sevgi ve şefkat misin? diye karşılık verdi Şebnem. Her zaman bana pahalıya mal oluyor. Ne tuhaf bir hayırseverlik bu.

Banyoya gidip kapıyı kapattı, içi titreyerek; korkudan değil, öfkeyle çalkalanıyordu.

Birkaç saat sonra Veli odada belirdi, çekirdek yok, telefon yok, gurur da yok. Şebnem konuşalım.

Çok geçti, Veli. Annenin böbreklerini satmasından sonra Borçlu kalmadı. Arabamı satmakla ilgili konuşurken bir kelime bile söylemedin. Ne oldu? dedi Şebnem.

Savaş istemedim diye mırıldandı.

Sen asla bir şey istemezsin; sadece sessiz kalmak. Sessizlik, benim haklarımı, mülkümü ve mantığımı terk etmem demek.

Veli derin bir nefes aldı. Yarın konuşuruz, yetişkinler gibi. Oturur, hallederiz. Sakin ol.

Şebnem ona doğrudan baktı. Veli, hâlâ benim erkeğim misin, yoksa annene mi aitsin? diye sordu.

Sessizlik odada hâkim oldu; mercimek çorbası bile soğumuştu.

Ertesi sabah, Şebnem erken uyandı. Güneş pencereden giren ışık gibi bir işaret veriyordu; bugün bir dönüm noktası olacaktı. Veli mutfak kanepesinde horluyordu, sanki hiçbir şey olmamış gibi. Perde rengini tartışmış, ama ben onun yerine kendi haklarımı savunuyordum.

Kahvemizi yudumlarken fincanları çarpmamaya özen gösterdim; bu bir saygı değil, bir prensip meselesiydi. Ses, duygu demektir; bugün çelik gibiyim.

Yeter artık. Hayatımdan bir santim bile çalınmayacak.

Fatma Hanım mutfağa girdi; elbisesi, saçlığı ve suçlamalarıyla. Pekâlâ, evin hanımefendisi, dedi alaycı bir sesle, hak ettiğin metrekarelerde rahat uyudun mu?

Şebnem ona bakarak gözleriyle bir kılıç gibi keskin bir bakış attı. Düşünürsen, bir aile nasıl işler? Benim neslimde bir adam zorlandığında, karısı onun arkasında bir kaya gibi durur. Sen ise mezarlık katibi gibisin; kim ne alacak sayıyorsun.

Güzel bir benzetme, dedi Şebnem sakin bir sesle fincanını geri alırken. Fakat ben bir mezarlıkta değil, bir evliliğimin içinde yaşıyorum. Ya da eski bir evlilikteydim.

Bu drama, diye homurdandı Fatma Hanım. Tıpkı bir dizi gibi. Fazla abartıyor musun, Şebnem?

Bu sırada Veli, iki yıl önce atmak istediği eşofman pantolonunu giyerek içeri girdi. Anne, yine mi başlıyor? diye mırıldandı.

Ve sen yine sessiz misin? diye patladı Şebnem. Hayır, Velişimdi. Hemen seçim yap. Şimdi.

Abartma, diye çabuk bir sesle yanıt verdi. Olgun bir şekilde çözebiliriz.

O zaman bir yetişkin gibi davran. Sormak istiyorum: sen kimsin? Benim eşim mi, yoksa annenin mutfağının uzantısı mı?

Fatma Hanım soğuk bir sesle ayağa kalktı. Oğlum, açık söyleanneye mi, bana mı daha çok değer veriyorsun? Ben seni büyüttüm, besledim, evlendirdim ve şimdi bu mu?

Veli iki süpermarket arasında bir köprüde duran bir eşek gibi kalakaldı; tek bir kuponla karar vermeye çalışıyordu.

Şebnem bir adım yaklaştı. En çok ne acıtır? Beni savunmaman değil, onları savunman. Ve sessiz kalman, sanki bu evlilik bir televizyon programı gibi, sen izleyicisin.

Savaş istemedim diye fısıldadı Veli.

Bu bir savaş değil, bir kaçış. Ben gidiyorum. Aslında, sen gidiyorsun.

Biz mi?

Şebnem koridordan bir çanta çıkardı, gömleklerini içine atıp Beş dakika diye bağırdı. Anahtarları masaya bırak. Çorba onun. Tadına bak. dedi.

Veli bir buzdolabının kilitli kapısını izleyen kedi gibi baktı.

Şebnem

Çok geç, Veli. Artık büyüyeceğine inanmıyorum. Kırk yaşındasın ve hâlâ annemin eteğinde saklanıyorsun. Böyle bir oğul, bir eş istemiyorum.

Fatma Hanım yatak kapısını çarptı, ardından kendi çantasını topladı; içinde tansiyon aletleri, kontrol taktikleri ve daima söylenen: Bizim evde bu şekilde bir şey yapmazdık.

Kısa bir sürede her ikisi de gitti. Şebnem kapının önünde, yangın sonrası gibi durdu; bıçak gibi keskin bir koku mercimek çorbası ve dumanı vardı, ama bir sigara içmek istiyordu.

Mutfakta bir kadeh şarap aldı, pencereye baktı. Yağmur yağıyordu; tıpkı filmlerdeki sahne gibi.

Sonra gülmeye başladı; önce sadece bir köşeden, sonra yüksek sesle. Ben bir mezarlık katibi değilim. Ben kendi hayatımın hanımefendisiyim. Nihayet özgürüm.

Rate article
Lifequest
Bu konuda benim de fikrimi almıyor musun? O zaman benden tek kuruş yok!” Anneannem, masaya yumruğumu vurduğumda donup kaldı.