Vitali’nin Bir Sabahında Beklenmedik Bir Telefon: Hiç Tanımadığım Bir Kadının Ardında Kalan Küçük Bir Kız, Kayıp Bir Geçmiş ve Hayatımı Değiştiren Bir Karar – Savcıoğlu Doğumhanesi’nde Başlayan Zorlu Yolculuğum

Veysel çalışma masasında dizüstü bilgisayarıyla, elinde bir fincan kahveyle rahatça oturuyor. Birkaç işi bitirmesi gerekiyor. Tam çalışmaya odaklanmışken, beklenmedik bir telefon çalıyor. Numara yabancı.

Alo, buyurun?
Veysel Demir? Ben Kadın Doğum Hastanesinden arıyorum. Tanıdığınız bir Melek Yıldız var mı? Sesi yaşlı çıkan bir adam konuşuyor.
Hayır, Melek Yıldızı tanımıyorum. Ne oldu ki? Veysel şaşkınlıkla karşılık veriyor.
Melek Hanım dün doğum sırasında vefat etti, efendim. Annesini aradık. Sizin bebeğin babası olduğunuzu söyledi, adam bir an duraksıyor.
Hangi bebeğin? Bana ne anlatıyorsunuz anlamıyorum! Veyselin sesi gerginleşiyor.
Melek dün bir kız bebek dünyaya getirdi. Eğer siz Veysel Demirseniz, bebeğin babası sizsiniz. Yarın hastaneye gelmeniz lazım, bir karara varmanız gerek… adam yavaş ve net konuşuyor.
Ne kararı? Veyselin kafası tamamen karışık.
Yarın Çapa Kadın Doğuma uğrayın, beni, yani Doktor Nihat Beyi sorun. Gelince her şeyi konuşuruz.
Veysel telefona uzun uzun bakıyor, ardından kenara bırakıp duyduklarını anlamlandırmaya çalışıyor.

Melek… Kim bu Melek? diye mırıldanıyor odada dolanırken. Hiç hatırlamıyorum… Dur bir dakika, kadınlar dokuz ay hamile kalıyor. Şimdi mayıs, dokuz ay geriye gidelim, eylüle gelir… Eylülde ne olmuştu ki?
Bir an elindeki kahve bardağına bakıp yüzünü buruşturuyor, masaya bırakıyor. İçinden bir şeyler içmek geçiyor ama vazgeçiyor.
Eylülde ben Bodrumdaydım, birden kutuplaşmış gibi. İki hafta. İşte orada tanıştım Melekle! Aklıma geldi! Mavi gözlü, sarışın bir kızdı… Bunca zamandır, kim bilir kaç Melekle sohbet ettim, kimseyi aklımda tutmadım ki. Hiç evlenmedim, kırk yaşıma gelip de evlenmekten hâlâ uzaktım. Üstelik hiçbir zaman çocuk sahibi olmak istemedim. Hayatım kurulu düzeninde, birilerinin gelip de değiştirmesine izin verecek değilim.
E ama Melek vefat etti… hatırlatma kadar sert bir düşünce beynine çakılıyor.
Nasıl ölmüş olabilir ki? diye soruyor kendine, gözlerini tavana dikerek. Kaç yaşındaydı ki, yirmisini yeni geçmiştir…
Canı sigara içmek çekiyor ama bıraktığını hatırlıyor. İçinde tuhaf, tarifi zor bir his kabarıyor. Acıma mı, şaşkınlık mı, yoksa pişmanlık mı?
Bebek… yeniden mırıldanıyor, sanki görünmeyen biriyle konuşuyor. Melekin annesi baksın çocuğa, sonuçta onun torunu. Zaten nereden belli benim çocuğum olduğu…
Veysel kafasında karar veriyor. Yarın gidip doktorla görüşüp, babalık hakkından feragat edecek, sonra yoluna bakacak. Eski hayatına dönmeye kararlı.

Ama aldığı karara rağmen gece boyunca türlü düşünceler uyutmuyor. İçinde bir şey sıkışıyor, rahat bırakmıyor…
Ölümün soğukluğu Melekin yüzüne hiç yakışmıyor. Veysel içindeki düğümü yutmaya çalışıyor, başaramıyor. O düğüm, bütün vücudunu sarıyor, gözleri yanıyor Aklına Melekin kahkahası, sahilde koşuşu, ona bakan o aşık gözleri geliyor. Eve döner dönmez unuttuğu o kızın şimdi hastanenin morgunda yattığı gerçeğiyle yüzleşiyor.

Veysel koridora fırlıyor. Nihat Beye bir dakika işareti yapıyor.
Rastladığı ilk kişiden bir sigara istiyor, hastanenin girişinde az önce gördüğü sigarayı yakıp derin bir nefes çekiyor. Sigarasını aceleyle bitiriyor ve başhekimin odasına gidiyor.

Kızınızı görmek ister misiniz? diye soruyor Nihat Bey usulca.
Hayır. Önce Melekin annesiyle konuşmak istiyorum. Nerede kendisi? Veysel beklentiyle doktora bakıyor.
Koridorda bekliyor. Hemen az ileride, yanından geçtiniz.
Hemen geliyorum, diyerek aceleyle odadan çıkıyor.
Hemen ilerde siyah başörtülü narin bir kadın gözüne çarpıyor. Üç adımda yanına ulaşıyor.
Merhaba, demekte zorlanıyor Veysel.
Kadın gözlerini kaldırınca, Veysel acıdan başka bir şey görmüyor gözlerinde.
Ne kadar da Meleke benziyor, tıpkı kendisi, diye düşünüyor.
Adım Şükran. Şükran Hanım, Melekin annesiyim, diyor sessizce.
Ben de Veysel, ismini yinelemek ihtiyacı hissediyor.
Biliyorum, Melekten duydum. Artık hiçbir zaman anlatamayacak, Şükran gözyaşlarını tutamıyor.

Veysel ne yapacağını, nasıl davranacağını bilemiyor, sadece yanında ayakta duruyor.
Şükran Hanım gözyaşlarını siliyor.
Kızınıza sahip çıkın, ne olur! Torunumun devlet yurdunda büyümesine razı olamam! Anlıyor musunuz?
Neden yurtta kalsın ki, siz varken? Sonuçta siz ninesisiniz, alırsınız onu, Veysel teselli etmeye çalışıyor ama içinden Benden yaşça çok farkı yok ki diyor.
Vermezler Kalp hastasıyım, raporum var Sadece onun babası olduğunuzu kabul edin, başka bir şey istemiyorum. Sizi hiç rahatsız etmeyiz, ne olur! Şükran umutla ellerini uzatıyor.

Veysel, genç kadını alıp başhekim odasına gidiyor.
Nihat Bey ellerini evraklardan kaldırıyor.
Babalık için ne gerekiyor? Veysel heyecanla soruyor.
DNA testi, Nihat Bey dikkatle bakıyor. İsmini koydunuz mu peki?
Kimi?
Kızınızı nasıl adlandıracaksınız? başhekim gülümsüyor.
Görmek istemez misiniz? tekrar soruyor doktor.
Veysel iç geçirip Şükrana bakıyor, sonra sessizce:
Hayır, istemem.

Gerekli işlemler hızlıca tamamlanıyor. DNA testi sonucu, gerçekten Veyselin kızı olduğunu gösteriyor. Artık nasıl yaşayacağını, ne yapacağını hiç bilmiyor. Kafasında hâlâ Kızım diyemiyor, sadece bebek diyor.
Destek olurum, para yollarım, bebek arabası, ihtiyaç ne varsa alırım, diyor kendi kendine bebek taburcu edilmeden önce.

Bebek hemşiresi, içinde pespembe danteller ve fiyonklarla sarılı bir bohçayı getirirken Veyselin dili tutuluyor.
Şükran kucağına alıyor bohçayı, ucunu aralıyor:
Bir bakmak ister misin, kızına?
Veysel cevap veremeden, başhekim Nihat Bey, Şükran Hanımı çağırıyor bir şey danışmak için.
Şükran bebeği Veyselin kucağına veriyor ve odaya geçiyor.

Veyselin elleri ilk kez bu kadar titriyor. Bohça sıcacık ve buram buram şeker gibi kokuyor. Birden bebek uyanıp kedi gibi mırıldanarak ağlamaya başlıyor. Korkudan kızına bakıyor ve kendi yüzünü görüyor! Kızı ona tıpatıp benziyor. Kendini zor tutarak yanındaki sandalyeye çöküyor. Hafifçe sallayınca, bebek susuyor ve ona gözlerinin içine bakıyor, sanki gülümsüyor!

Genç kadın birkaç dakika sonra odadan çıkıyor.
Verin, ben alayım, diyor Şükran ellerini uzatarak.
Hayır, bırakın bende kalsın! Bana henüz güldü! diyor Veysel; yüzünde öyle bir mutluluk var ki. Hadi eve gidelim Şükran, diye alçak sesle ekliyor. Ve kararlılıkla söylüyor: Birlikte eve gidiyoruz!Şükran şaşkınlıkla bakıyor, ama Veyselin gözlerindeki heyecanı görünce dudaklarında titrek bir tebessüm beliriyor. Belki de Melekin hiç anlatamadığı hayallerinin, Veyselin kucağında gerçek olması mümkünmüş gibi geliyor ona.

Koridorun ışıkları altında, üçü birlikte yürüyorlar. Veysel minik kızı sarsmadan sıkı sıkı tutuyor, onun nefesini, sıcağını ve büyük bir mucizeyi avuçlarında hissediyor. Kanatsız, tarifsiz bir duygu başından aşğıya dalga dalga yayılıyor: Korku, umut, kabulleniş ve en sonunda sevgi.

Kazara hayatına giren koca bir boşluğun, onun için açılmış yepyeni bir kapı olduğunu artık biliyor. Eylülün ve Melekin hatırasını, hem ellerinde hem yüreğinde, şimdi uyanmış bir hayatı taşır gibi narince taşıyor.

Dışarıda gün çoktan doğmuş, şehir sessizce uyanırken, Veysel dudaklarında yarım bir gülümsemeyle içinden geçiriyor: Bazen başlangıç dediğimiz şey, hiç planlamadıklarımızda gizli. Yavaşça, ilk kez, kucağındaki minicik kıza fısıldıyor:

Hoş geldin, Eylül.

Ve o an, Veysel hem geçmişle hem gelecekle barışıyor. Çünkü her sabah, kendi hikayesinin baş kahramanı olarak, kızının minik ellerinden tutup yeni bir dünyaya uyanacağını biliyor artık.

Rate article
Lifequest
Vitali’nin Bir Sabahında Beklenmedik Bir Telefon: Hiç Tanımadığım Bir Kadının Ardında Kalan Küçük Bir Kız, Kayıp Bir Geçmiş ve Hayatımı Değiştiren Bir Karar – Savcıoğlu Doğumhanesi’nde Başlayan Zorlu Yolculuğum