Bugün, pencere kenarında saksı çiçeklerimi sularken içimde biriken telaşımı kaleme alıyorum. Otuz beşi geçen güzel kızım Elif aniden odaya koşturdu, yüzü endişe doluydu.
Anne, yalnız mısın? diye sordu, sesinde bir hüzün vardı.
Önce selam vermeyi unutma. Anneciğim, hâlâ nasılsın? diye yanıtladım, bir tebessümle.
Merhaba anneciğim, nasılsın? Ben çok üzgünüm, babam da yok. dedi, gözleri dolmuş gibi.
Ben kimliğime göre yaşıyorum, sen de biliyorsun ki belgeler benim için kuraldır. Babam mı? O artık Allaha inanıyor. diye açıkladım.
Nereye gitti? diye sordu Elif.
Beynini çalıştır, Pazar günleri babam nereye gider? diye cevap verdim.
Ah camiye… diye fısıldadı.
Umarım camiye, tanrı hakkında kadınla sohbet etmeye gitmez… kahkahalarla ekledim. Ne rüzgâr seni buraya getirdi, yine Tanrıya şükretmiyor musun?
Elif bir an duraksadı, ardından gözyaşlarını tutamayıp patavatsız bir sesle bağırdı:
Anne, Yasarla boşanacağım!
Yasar, bizim aramızda, en kötü eş de değil; senin için sıraya girecek birileri var mı? dedim alaycı bir tavırla. Şimdi anladım, bu bir oyun!
Neden ona bu kadar bağlanıyorsun? Sevdiğini mi sanıyorsun? diye sordu.
Acı borsçaya gibi, o beni sevmediği için mi? Ben sadece kızımı tanıyorum; böyle bir eş ve altın gibi bir kayınvalida ne kadar kin tutmaz? yanıtladım.
Anne, Elma ağaçtan düşer derler ya… diye gülümsedi Elif.
Ailede çirkin yoktur de dillerde dolaşır, bak şimdi senin kalbini kırma vakti geldi. lafı bitirip, gözümde sakince bir ışık parladı.
Bugün doğum günü partisine gideceğiz, 50 TLlik bir hediye vermek istiyorum, ama o Vay! dedi. dedi Elif.
O da haklı mı? Zengin olduğunuzun farkında mısınız? Altı kristal kadeh alıp gidin. ben ona sordum.
Kadehler kimseye lazım mı? Herkes zaten sahip. diye yanıtladı Elif.
Ben hâlâ bir yargıç değilim, sadece bir kültür çalışanıyım! Kaç yıldır sirke bileti satıyorum, hiç unutmadım. Kadehler gerekmez, başka bir şeyler satacaklar, bol iş var! diye ekledim.
Elif öfkeyle bana bakarken, kırk yaşlarında bir adam kapıdan içeri girdi.
Kapı açık, kim var? Selamlar anne! dedi.
Ah, Yılmaz! Ne kadar güzel, gel yiyecek bir şey istersin? Benim özel balık var, parmaklarını yutacak kadar lezzetli; sen gelmeseydin babamı gönderirdim! diye karşıladım.
Bana mi? Elif üzgün bir sesle, Bana bile bir şey teklif etmedin! dedi.
Çocuk, ben suçluyum, sana da yetecek, sadece Yasar’ı gördüğümde çok sevindim. Komşulara altın yengeç gibi bir damadım olduğunu anlatıyorum! Seninle gurur duyuyorum, sen benim oğlum gibi; ne söyleyeyim, senin yanındayım. diyerek içtenlikle konuştum.
Yasara bir bakış attı ve oturdu.
Teşekkür ederim anne, bugün kahvaltı yaptık, aç değilim ama desteğin için minnettarım, eşime bir şey kanıtlayamazsın, kendi bildiğin gibi devam et! dedi.
Bilirsin Yasar, o da fena bir eş değil; Derya bana seninle ilgili güzel şeyler anlattı, ne kadar iyi bir adam olduğunu övdü; kalbim sevinçle doldu. Seni bir evlat gibi seviyorum. diye ekledim.
Elif bir yudum su içti ve kelimelerimden boğuldu. Yasar yanına gelip eşini sarıldı:
Gerçekten mi? Şikayet etmeyi düşündüm…
O kadar değil, sadece bir şeyler planladık. Derya bir sürpriz hazırlamak istiyor ama ne olduğunu söylemiyor, ben de sen haklısın dedim. dedi Yasar.
Benim uzun monoloğum Elifin gözleri şaşkınlıkla açıldı, ardından tatlı bir gülümseme belirdi:
Anne, her şeyi hatırladım, bir şey unutursem seni ararım. Şimdi gitmemiz lazım.
Hâlâ Yasarın balığını almazsan seni bırakmam! diyerek esprili bir ses çıkardım.
Sadece Yasar için mi? Ben mi unuttum? diye sordu Elif.
Ah, benim hafızam zayıf, ama sen bilirsin ki o benim bir numaram, sonra sen… diyerek omuz silktim.
Yaser gülümseyerek balığı, şeritli bir havluyla sarılmış bir torbaya koyup Elife uzattı:
Al, sağlığına, bir daha yemek istersek… dedi.
Teşekkür ederim anne, sen gerçek bir dostsun, ne tesadüf ki kayınvalidem böyle! diyerek karısının kolunu tutup yürüdü.
Elif bir an durup fısıldadı:
Anne, sen bir sahnedeki yıldızsın, Büyük Tiyatro bile gözyaşlarına boğulur! Peki babamı nasıl bıraktın?
Bilirsin evlat, seni iki gözümle ağlamanı istemiyorum; babamla başka bir gün balık yeriz. Evde huzur olsun diye bir parça oyunculuk yapmalıyız. diyerek içimdeki bir tiyatro sahnesini hatırladım ve gülümsedim.
Bugün, aile bağlarının ve sevginin karmaşası içinde bir kez daha anladım ki, bir anne olarak her rolü oynamak zorundayım: hem öğretmen, hem sahne sanatçısı, hem de sevgiyle yoğrulmuş bir yönlendirici. Yarın yeni bir gün, yeni bir sahne…




