28Aralık 2024
Bugün yine o soğuk sabahın erken saatlerinde, karın damlaları pencereye çarparken torunum Emrenin elleriyle tutunarak, uzun, bedenden büyük bir paltoya sarılmış hâliyle Baba, ek! diye bağırmasını duydum. Emre, bir eliyle çenesini tutup düşünceli bir şekilde bocalıyordu.
Ben, Ahmet Demir, bir kez daha kırmızı ve siyah kareli, uzun, yünlü bir şalımı boynuma sıktım. Şalın ucu her defasında Emrenin yüzüne takılıyor; dede eğildiğinde ince iplikler çocuğun yanaklarına çarpıyordu. Şimdi de o iplikler, soğuktan kızarmış Emrenin yanaklarını hafifçe iğneler gibi hissediyordu.
Emre buruşturdu, yanaklarını parmaklarıyla ovarak bana tekrar baktı ve ben, Ne istiyorsun? EK! mi? Söyle VAR! Anladın mı? diyerek kırmızı ışıklı gözlerimle torunumun gözlerine bakıştım. Gözlerimiz neredeyse aynıydı; birinin yansıması gibiydiler. Benim gözlerim çok şey gördü ama artık daha fazlasını görmek istemez; gözyaşı yoktu, sadece inatla yanıp sönen bir ateş vardı. Emrenin ise gözleri sadece ev ve anaokulunu biliyordu; bazen beni kahvehaneye götürürdüm, dostlarıma demediğim arkadaşlarıma. Onun gözlerinden sessiz gözyaşları dökülürdü, ama kimse duymazdı.
Ek diye fısıldadı Emre.
Var! diye bağırdım.
Ek, ek diye tekrarlamaya devam etti.
Böylece kar yağmaya devam ederken, iki yabancı gibi birbirimize bakıp duruyorduk. Tam o sırada yanımıza kadın bir figür yöneldi. Derya Şahin, Herkes İçin Çorba adlı yemekhane şefiydi ve ışıkları yanmış bir süsle yanımızda duruyordu.
Ahmet! diye bağırdı Derya, tok bir sesle öksürerek. Şalın ne renk, baba? Kırmızı! Hangi babadan çaldı bu şal?
Benimki uzun zamandır bu, ne gerek var ki? diye homurdadım, göğsünü yakından incelerken.
Tamam, tamam, dedi Derya, bağırma ya. Çocuğa ne lazım? Kadın ne zaman dönüş yapacak? diye sordu Emreye.
Ludmila işe gitti, bir ay boyunca yok, diye açıkladım, komisyonunda. Derya, Ah, bir ay mı? Sana bir yumruk attı! diye alay etti, Babam gelmedi mi? diye sordu.
Hatırladığım ilk gece, diyerek içime bir öfke girdi, büyük bir adam olarak, bir engelliye bakmak zorunda kaldım. O da başka bir çocuk doğurdu, daha iyi bir çocuğu. Emre omzunu silkti, Anlamadım, dedi. Belki de bu daha iyidir, diye ekledi.
Ne gerek var, ne gerek yok, hep aynı, dedi Derya, seninle ne tartışıyordunuz? Derken Emrenin yüzüne çorba ve köfte kokusu yayıldı; midesi bir kez daha guruldu. Derya, Burası bir çorba evi, ama yerimiz var. Gelin, oturun! diyerek bir masaya yöneltti.
Şimdi evin yolunu bulalım, diye ekledi Derya, Bugün tatil, Emre benimle kalacak. Çok yer var, herkes için bir tabak. Emreye bir sandalye uzattı ve Sanki bir ayı gibi, ama çok küçük, diye şaka yaptı.
Ben ise Artık zamanımız yok. Eve dönme vakti geldi, diyerek şalımı sıkı bir şekilde bağladı. Evimiz beş katlı bir apartmanda, sekizinci katta; asansörde Emreye tuşlara basması için parmağını gösterir, o da elini çabuk çabuk hareket ettirirdi. Ben ise emredermiş gibi Büyüyünce tembel olmayın! derdim.
Emre bir kez daha ek diye fısıldadı, ama bu sefer bir çocuğun sessiz çığlığı gibiydi. Derya, Ben sizi evde tutacağım! diye bağırdı, Kendinizi sakın kaybetmeyin! dedi.
Kar hâlâ yağıyordu, Emrenin çalısı dağınık bir beyaz perde gibiydi. Derya, Sizleri bir daha görmeyecek miyim? diye iç çekti, ama aynı anda çorba tenceresinde kaynayan bir lezzet gibi içinde bir sıcaklık vardı. O gece Herkes İçin Çorba dolup taşmış, ucuz ama doyurucu yemekler sunulmuştu: çorba, et sote, bulgur pilavı, mevsim salatası ve ik ocasına bir komposto. Derya, Nasıl ama! diyerek evdeki gibi sohbet etti. Sıcak çorba ve ekmekle doldurulan karnımızda bir rahatlık vardı.
Sonra Emre, Ek, ek diye tekrar etti ve ben Var! diye bağırdım. O anda Derya, Gözlerin ne kadar parlak, Emre; içinde bir umut var! dedi, çorbayı bir kaşıkla Emreye verdi. Emre yudumladı, gözleri bir anda parladı; sanki karınca bir anlık bir çiçek açtı.
Bazen Emre, Ne zaman annemi göreceğim? diye sormaya çalışır, ama ben ona Anne şu an bir başka şehirde, bir görevde diyerek cevap veririm. O da bazen ağlama sesleri çıkarır; ama Derya onun yanına gelip Sakın ağlama, ben buradayım, der.
Kış hâlâ ıssız bir beyazlık içinde sürerken, Emreyi ve ben bir gün Herkes İçin Çorbada otururken, Derya bir kez daha Baba, bir şey eksik gibi diye bağırdı. O an anladım ki, sevgi bir kâğıt üzerinde değil, kalplerimizde bir ateş gibi yanıyor. Emre sonunda Seni seviyorum, anladın mı? diye sordu; ben omzuma bir omuz atıp Anladım. dedim, gözlerimden bir damla yaş süzüldü.
Bugün bir kez daha fark ettim ki, en soğuk kışta bile bir çorba, bir şefin gülümsemesi ve bir çocuğun saf sevgisi, içimizi ısıtan bir ateş olur. Bu, bana öğretti; hayatın en zor anlarında bile, kalbimizdeki sevgiye tutunursak, her kar tanesi erir ve bahar gelir. Bu, benim bugün öğrendiğim ders.




