Nasıl yapar böyle bir şeyi?! Sormadı bile! Hiç danışmadı! İnsan, başkasının evine gelip kendi eviymiş gibi davranır mı? Hiç saygı yok! Allahım, bu neden benim başıma geliyor? Bütün hayatımı ona adadım da, işte aldığıma bak! Beni insan yerine koymuyor ki! Ne, hayatımın ona uymadığını söylüyor! Bir kendine baksın! Tek başına küçük dairesinde oturuyor, mutlu olduğunu sanıyor. Ne düzgün bir işi, ne de düzgün bir eşi var: evden çalışıyor, güya uzaktan Neyle geçiniyor, belli değil. Sonra da bana akıl vermeye kalkıyor! Ben onun daha yeni anlamaya başladığı şeyleri yıllar önce unuttum!
Bu son düşünce Nilüferi koltuktan fırlattı. Kadın mutfağa gitti, çaydanlığı ocağa koydu, pencereye yanaştı.
Karşısında İstanbulluların yılbaşı için ışıklarla süslediği koca şehri seyrederken tekrar ağlamaya başladı:
Herkes yılbaşı hazırlığında, bir ben de bayramdan eser yok Yalnızım, yapayalnız
Çaydanlık ötmeye başladı. Nilüfer, dalgınlığıyla bunu bile fark etmedi
Yirmi yaşındayken annesi, kırk beşinde ikinci çocuğunu dünyaya getirmişti.
Nilüfer çok şaşırmıştı: Anneye bu kadar zahmet neden?
Senin tek başına kalmanı istemedim, demişti annesi, insanın kardeşi olması ne güzel şey; sonra sen de anlarsın.
Şimdi de gayet iyi anlıyorum, diye omuz silkelemişti Nilüfer, ama bak, söyleyeyim: ben ilgilenmem, kendime ait bir hayatım var.
Artık öyle bir hayatın yok, diye gülümsemişti annesi.
Bu sözler gerçek çıktı. Kardeşi Nazlı henüz üç yaşındayken anne vefat etti Babaları ise ondan daha önce gitmişti.
Bütün yük Nilüferin omuzlarında kaldı. O, Nazlıya annelik yaptı. Nazlı on yaşına kadar ona anne derdi.
Nilüfer hiç evlenmedi. Bunun sebebi kardeşi değildi; sadece, kalbini fethedecek o adam hiç karşısına çıkmamıştı. Hem zaten vakti de olmadı. Nilüferin bütün hayatı ev, iş, Nazlı; ev, iş, Nazlı diye akıp geçti.
Anne babasının ölümüyle bir anda olgunlaşan genç kadın, kendini Nazlının büyümesine, okumasına adadı.
Şimdi Nazlı büyüdü, tek başına yaşıyor, evlilik hazırlığında
Kardeşler çok yakın, ama aralarında ciddi bir yaş, huy ve düşünce farkı var.
Nilüfer, mesela, aşırı tutumludur. Evi neredeyse bir depo gibi On yıllar öncesinden kalma elbisesi hâlâ gardıropta, bin dokuz yüzlerin faturası bile çekmecede. Mutfağı çatlamış fincanlar, kulpsuz tencereler, dişlenen emaye tencerelerle dolu. Yıllardır onları kullanmasa da kıyamıyor, Belki lazım olur! diye.
Evinde de yıllardır boya badana yok. Parası olmadığı için değil, duvar kağıtları hâlâ sağlam olduğu için
Kardeşi uğruna kendinden ve rahatından kısmak Nilüferin alışkanlığı olmuş.
Nazlı ise bambaşka biri: Neşeli, pratik, hayat dolu. Evinde fazla eşya yok, ihtiyacı olmayan her şeyi atar. Hatta kendine bir kural koymuş:
Bir yıl boyunca kullanmadığın eşya evde tutulmaz!
Bu yüzden Nazlının evi aydınlık, ferah, nefes alınacak gibi
Defalarca Nilüfere teklif etti:
Gel, beraber şöyle güzelce bir tadilat yapalım. Eşyalarını da gözden geçiririz; yoksa yakında kendine bile yer kalmayacak.
Hiçbir şey atmayacağım, hiçbir şey değiştirmek istemiyorum, bana tadilat lazım değil, cevabını verdi Nilüfer.
Olur mu öyle, şu antreye bir bak! Duvar kağıtların eskimiş, eve girince insan kendini mahzende hissediyor. Bu birikmiş eşyalar insanın enerjisini emiyor; sonra hasta olursun, dedi Nazlı.
Ama Nilüfer bir kez daha kulak asmadı.
Ve işte, Nazlı ablasına sürpriz yapmaya karar verdi! Farkı görsün, hissetsin diye
Yılbaşına bir hafta kala, Nilüfer’in nöbeti varken (işi gereği 24 saatlik vardiyası vardı), Nazlı nişanlısı Serkanla ablasının evine gitti (ikisi de birbirinin anahtarına sahipti). Antreyi seçtiler; hem küçük, hem az eşya vardı. Duvar kağıtlarını söküp açık yeşil üzerine altın desenli yeni duvar kağıdı yapıştırdılar.
Sonra eşyaları nasıl bulmuşlarsa öylece yerleştirip hiçbir şeye dokunmadılar, çıktılar.
Hiçbir şeyden habersiz eve gelen Nilüfer, şokla hemen kapının önüne çıktı; yanlış eve girdim sandı.
Yukarı baktı, kapı numarasına
Her şey doğru.
İçeri tekrar bakınca her şeyi anladı.
Nazlı!
Bunu yapmaya nasıl cesaret etti?!
Nilüfer hemen Nazlıyı aradı, telefonda bir güzel azarladı, suratına kapattı.
Yarım saat sonra Nazlı kapıdaydı.
Kim istedi senden böyle bir şey?! diye karşıladı ablası.
Niluşum, sürpriz yapmak istedim sadece. Bir bak nasıl güzel oldu: temiz, aydınlık, ferah dedi Nazlı savunarak.
Benim evimde kendi kafana göre hareket etme! Nilüfer durmadan bağırıyordu.
Kırıcı sözler yağmur gibi Nazlının üstüne döküldü.
Sonunda dayanamayan Nazlı:
Tamam, yeter. İstersen çöplüğünde tek başına yaşa. Ben bir daha bu eve gelmem!
Gerçekler görünce canını mı acıttı? Kaçıyorsun!
Sana acıyorum, dedi Nazlı sesi kısık, döndü gitti
Bir haftadır aramadı da Hiç böyle uzun küs kalmamışlardı. Tam da yılbaşı arefesinde Gerçekten de bu sene ayrı mı girecekler yeni yıla?
Nilüfer antreye çıktı, tabureye oturdu.
Gerçekten de ferahladı ev, diye düşündü; sonra gözünün önüne Nazlıyı, Serkanı getirdi; ikisi yeni duvar kağıdını itinayla yapıştırırken, yüzündeki şaşkınlığı hayal ederlerken Niye bu kadar kızdım acaba? Şahane olmuş, daha aydınlık, insanın içi açılıyor. Belki de kız kardeşim haklı
Birden telefonu çaldı
Niluşum, nazlının ağladığını fark etti, affet beni. Seni üzmek istemedim. Yılbaşından önce seni mutlu etmek istedim, o kadar
Canım kızım, ben sana dargın bile değilim, gözyaşları birlikte süzüldü yanaklarından, affedilecek bir şey yok. Haklısın, duvar kağıtları çok güzel olmuş. Yılbaşından sonra birlikte şu depoları da elden geçiririz, olur mu?
Seve seve, ablacım! Bugün de gel Ben ne yaparım sensiz yılbaşı gecesi!..
Ben de yapamam.
Hadi hazırlan, diyerek sevinçle konuşmaya başladı Nazlı, her şey hazır: canlı çam ağacımız var, süslemeler, mumlar Hepsi, senin sevdiğin gibi! Sakın dışarı çıkıp alışveriş etme, ben biliyorum seni! Her şeye hazırlıklıyım. İçimden hep barışacağımızı ve birlikte gireceğimizi hissettim. Hadi hazırlan, Serkan seni alacak.
Nilüfer tekrar pencereye yanaşıyor. Artık İstanbulun yılbaşı ışıklarıyla parlayan caddelerine bambaşka gözlerle bakıyor.
Bakıyor ve içinden şunu geçiriyor:
Teşekkür ederim anneciğim Bana böyle bir kardeş verdiğin içinNilüfer camdan şehri bir kez daha izlerken, içinde garip bir huzur dalgası hissetti. Ellerini sımsıkı birbirine kenetledi; şimdiye kadar hayatta çoğu şeyi kendisinden kıstığı, tutunduğu eşyalarla kendini güvende hissetmeye çalıştığı için bir an utandıama aynı an, içindeki barışmaya hazır annelik sevgisiyle göğsü kabardı. Geçmişin yükünü, kırılmış tabaklar gibi ufak ufak bırakabileceğini fark etti. Yavaşça gülümsedi.
Çaydanlığın cızırtısına kulak verdi; mutfağa gidip demliği doldurdu, iki fincan aldı. Kapı zili çalınca minik bir heyecanla elini saçında gezdirdi, aynada kendine göz kırptı. Kapıyı açtığında, Nazlı ve Serkan ellerinde rengârenk paketler ve yılbaşı pastasıyla karşısındaydılar. Sarıldılar; o eski, sıkı sarmalanışlarda yılların bütün üzüntüsü ve özlemi eridi gitti.
O gece çam ağacının etrafında kahkahalar, anılar ve küçük barış hediyeleri döndü. Nilüfer, uzun zamandır hissetmediği genç bir hafiflikle içinden geçenleri paylaştı, Nazlı ise çocuksu heyecanıyla yeni yıl dileklerini sıraladı. Hayatın hızla değişen akışında, eskiyle yeniyi buluşturmanın yolunun birlikte gülmek, birlikte ağlamak ve cesurca affetmek olduğunu anladılar.
Gece yarısında İstanbulun üzerinde havai fişekler patlarken, Nilüferin dudağında umut dolu bir tebessüm vardı: Kolay olmayan nice yılın ardından, yeni yıl kapısını sevgiyle, barışla ve hafif bir yürekle açıyordu. O an anlamıştı; gerçek yenilik, duvar kağıdını değiştirmekten çok, kalbini değiştirmekten geçiyormuş.




