Gülçin, kocamın eski arkadaşı, ev işlerine bir o kadar da ısrarla yardım etme teklifi yapıyordu, ben de onu kapıya yönelttim.
Gülçin, kızma ama senin davlumbazdaki yağ birikintisi öyle ki, bir gün oradan patates kızartabiliriz dedim, çaydanlık kaynadıktan hemen önce bir süngerle hızlıca silmek istediğimi belirttim. Sen işte meşgulsün, boş vakit bulamıyorsun, Ali ise tertemiz bir ortam ister.
Gülçin, mutfağın ortasındaki tabureye geçip elinde sünger ve Yağ Çıkarıcı spreyle çalışmaya başladı. Bu sprey, Meralin dolap köşesinin derinliklerinde, keskin kokusundan korunmak için saklandığı yerdeydi. Gülçin, Lavanta desenli, Meralin favori önlüğünü giymişti; sanki o mutfakta doğmuş ve son yirmi yılını burada geçirmişti.
Meral, laptopunu tutarak kapı boşluğunda donakalmıştı; birden boğazına sıcak bir sinir dalgası küldü. O, büyük bir şirkette baş muhasebeci olarak çeyrek rapor döneminde sayılar, tablolar ve vergi dairesinin bitmek bilmeyen aramalarıyla boğuşuyordu. Evde sessiz bir kahve, temizlik talimatlarıyla dolu bir ders yerine hayal ediyordu.
Gülçin, lütfen in, Meral nefesini zor alarak, son damla sabırla söyledi. Davlumbaz temizliğini ben istemedim. Belli bir temizlik programım var, mutfağa el birimi Cumartesi günü gelecek.
Ah, bu programları boş ver! Gülçin dirsek çırparken, kızıl bukleleri hareketle titreşiyordu. Kir, Cumartesi beklemez. Ali dün alerjisinin şiddetlendiğini söylemişti. Bu da toz ve yağ yüzünden. Şimdi hızlıca burayı süpürüp, bir çorba yapacağım. O da okulda kemik çorbasını severdi. Sen hep hazır yemekle doyuruyorsun, karnını harcarsın, erkeği boğarsın.
Meral, dizüstü bilgisayarının kapağını yavaşça kapattı.
Ali alerjiden şikayet etmedi, o sadece ambrozya poleniyle mevsimsel bir polen alerjisi yaşıyor dedi donuk bir sesle. Hazır yemekleri en son bir ay önce yedik. Gülçin, süngeri bırak. Bu benim evim, benim mutfağım.
O anda iç kapı çınladı, koridordan Alinin neşeli sesi yükseldi:
Kızlar, evdeyim! Hangi kokular! Gülçin, bir şeyler pişiriyor musun?
Ali, mutfağa girdi, parlatılmış bir çaydanlık gibi ışıldıyordu. Havadaki gerginliği fark etmedi. Gülçini taburede gördüğünde yüzünde bir gülümseme belirdi.
Aferin! Gülçin, tam bir elektrik süpürgesi gibisin. Meral, bak şu parlaklığı! dedi, elleriyle havayı tarar gibi. Bize zaman yetmiyor zaten.
Benim işim, maaşım, bu krediyi (TL) ödeyen işim diye fısıldadı Meral, Aliye gözleriyle bakarak. Ama o, her zaman kulağının ucundan kaçıyor.
Rahat ol, Meral, kızma. Gülçin sadece temiz kalpli. Şu an tatilde, canı sıkılmış, bize yardım etmeye gelmiş. Biz de aynı kanlıyız. Değil mi?
Tabii ki! Gülçin tabureden indi, kısa eteğini düzeltti ve Aliye dostça bir öpücük verdi. Biliyorum, sen evde ne kadar titizsin. Her şey çıtır çıtır olmalı. Meral ise kariyer peşinde, ben de ona yardımcı oluyorum.
Meral sessizce dönerek yatak odasına gitti. Kırbaç çalmak, bulağı kırmak gibi bir istek hissetti; ama kavga etseydi kutsal yardımcı gibi görünecek, kendini bir histeri gibi gösterecekti. Ali ve Gülçin, çocukluk arkadaşlarıydı; anneleri de birbirinin dostuydu; Gülçin de Alinin hayatında fon müziği gibi bir ses olmuştu. Ancak son bir ayda bu ses çok yüksek bir gürültüye dönüştü.
Boşanma sürecindeki bir başka arkadaşı gibi Gülçin, kötü Aliye evinin dağınıklığını düzeltmek misyonunu üstlendi. Arıza bildiriminde bulunmadan, yemek kutuları, perde renkleri ve salon vazolarını feng-shui deyimiyle ayarlıyor, para akışını iyileştiriyormuş gibi davranıyordu. Ali, yumuşak huylu biriydi; getirilen köfteleri keyifle yiyor, bir sorun görmüyordu.
Akşam saatleri çekti. Meral, ofiste borç alacak dengesini sağlamaya çalışırken mutfaktan çorba, bulaşık ve gülüş sesleri geliyordu.
Hatırlıyor musun, dokuzuncu sınıfta kamp gezisine gittiğimiz günü? Gülçin bağırıyordu. Sen çadır kuramıyordun, ben çubuğu çakmana yardım etmiştim!
Evet, hatırlıyorum! Ali kahkahayla bağırdı. Sen hep savaşçıydın.
Meral, kendi dairesinde bir yabancı gibi hissediyordu. Sadece su alınmak için mutfağa girdi.
Ah Meral, otur, yiyelim! Gülçin, büyük bir jestle, ocakta çorba pişirirken söyledi. Çorba içine gizli bir malzeme koydum, Ali iki kase bile bitirdi.
Teşekkürler, ama ben aç değilim Meral su doldurdu. Ali, bir şey konuşmamız lazım, yalnız başına.
Bırak, Meral, burada herkes aile dedi Ali, hardala mayonez sürerek. Gülçin her şeyi bilir.
Hayır, Ali. Yalnız konuşalım.
Ali, eşinin sesindeki metalik tonları duyunca bir nefes aldı, mendiliyle dudaklarını sildi ve yatağa yöneldi. Gülçin, üzüntülü bir bakışla, bir doktorun hasta yakınına bakışı gibi izledi.
Yatak odada Meral kapıyı kapattı ve Aliye döndü.
Ali, bu durmalı.
Ne demek istiyorsun? Ali şaşkın, göz kırparak.
Gülçin. Çok fazla. Davetsiz geliyor, eşyalarımı karıştırıyor, mutfağımda yemek yapıyor. Evimde misafir gibi yaşıyorum.
Meral, abartıyorsun. O sadece yardım etmek istiyor. Zor bir dönemden geçiyor, yalnız. Biz bir aileyiz, sıcak bir yuva. Bir de çorba çok güzel, bu hafta sen zaten yemek yapmadın.
Yemek yapmadım çünkü yılı kapatıyorum! Meral sesini yükseltti. Para kazanıyorum, Ali. Gülçini ev işçisi olarak işe almadım. Yardıma ihtiyacım olursa, temizlik şirketi çağırırım. Başkası gelip temizler, gider. Gülçin… bölgeyi işaretliyor.
Hangi bölgeyi? Ali şaşkın. Biz çocukluk arkadaşlarıyız! O benim kardeşim gibi!
Kardeşler böyle ısrarcı davranmaz. O beni eleştiriyor: yağ tabakası, hazır yemek, kariyer. Duyuyor musun? Bana kötü eş olduğunu, kendisinin mükemmel olduğunu söylüyor. Meral öfkeyle bağırdı.
Meral, iş yerinde stresin var Ali sarıldı. Düşmanları her yerde görüyorsun. Gülçin sade bir insan, ne düşündüğünü söyler. Biraz sabret, sakinleşir, başka biriyle tanışır.
Meral geri çekildi. Tartışma sonuçsuz kaldı. Ali, arkadaşına kör bir körünçükle bakmaya devam etti.
Üç gün sessizlik hâkim oldu. Meral, yardımcı ile karşılaşmamak için işte daha geç kalıyordu. Ancak cuma sabahı baş ağrısı ve migren yüzünden erken çıkmak zorunda kaldı. Kapıyı anahtarıyla açtı, tek bir şey düşündü: serin yatağa atlayıp perdeyi kapatıp sessizliğe gömülmek.
Dairede bir sessizlik hâkimdi. Meral çoraplarını çıkardı, hafifçe yürüyerek oturma odasına gitti. Boştu. Ancak havada Gülçinin tatlı bir parfüm kokusu hâlâ dolaşıyordu.
Yatak odasına yöneldi; kapı hafifçe aralıktı. İçeri girdi ve durakladı; gözlerine inanamadı.
Gülçin, ortak gardırop önünde duruyordu. Yatakta Alinin gömlekleri, kazakları, hatta iç çamaşırları bir tepe oluşturmuştu. Gülçin mırıldanarak, düzenli bir şekilde yığını yeniden yerleştiriyordu.
Ne oluyor burada? Meralin sesi kısık ama netti.
Gülçin irkildi, bir yığın tişörtü düşürdü. Yüzünde kısa bir korku anı, hemen ardından hak edilmiş bir kibir ifadesi belirdi.
Ah Meral! Fare gibi saklandın! Korktum!
Sana soruyorum, gardırobumda ne yapıyorsun? Meral içeri adım attı, buz gibi öfke dalgası başını çeviriyordu.
Düzen getiriyorum! Alinin gömleğini ütülerken buldum, dağınık olduğuna kızdı. Kırmızı, beyaz, kış ve yaz çorapları karışmış. Renk ve mevsime göre ayırdım. Gülçin ellerini göğsüne koyarak bağırdı. Oh, merak etme, senin birkaç kazakçığı çöp torbasına attım, tüylü, yıpranmış. Ali bu kadar yakışıklı bir eşle yürürken utanmasın. Kadın kraliçe gibi görünmeli, evde bile.
Meral yerdeki siyah çöp torbasını gördü; içinden sevdiği, yumuşacık, akşamları üzerime sarıldığım kazak çıktı.
Bu son noktaya gelmişti. Meral çöp torbasından kazakını çıkardı, göğsüne bastırdı, gözlerini Gülçine dikti.
Oraya bak, sessizce fısıldadı.
Ne? Gülçin gözlerini büyüttü.
Oraya, evime. Hemen çık.
Delirdin mi? Gülçin alay etti. Temizlik yapıyorum, sen beni kovuyorsun? Aliye anlatacağım, ne kadar minnettar olduğunu duyacaksın! O gelece…
O boş bir daire bulur, eğer şimdi kaybolmazsan Meral kesti. Sınırları aştın. Yatak odama girdin, kocamın iç çamaşırına dokundun, eşyalarımı attın. Bu yardım değil, işgal.
Ali için yapıyorum! Onun huzuru lazım!
Ona bir eş lazım, sinek gibi rahatsız eden bir yaban hayvanı değil! Meral bir adım daha attı, Gülçin titredi. Seni görmüyor muyum? Yerimi alıyorsun. İlk mutfak, sonra salon, şimdi yatak odası. Kendi bölgeni çorban ve düzeninle işaretliyorsun. Ama ben buranın sahibiyim.
Ben kim? Gülçin kızardı. Sen sadece bir sayı, sadece hesabın! Ali seninle sıkılıyor, soğuk! O bir adam, sevgi ve şefkat ister! Ben onu bebek gibi tanıyorum, ne istediğini biliyorum!
Eğer ne istediğini bilseydin, sen onun eşi olurdun, arkadaş değil, yemek tabağı taşıyan bir kadın dedi Meral sertçe. O beni seçti, benimle yaşıyor. Sen ise fazladan bir şey.
Gülçin şok içinde boğuldu.
Ah… bekle. Ali öğrenecek…
Tabii ki öğrenecek. Ben ona anlatacağım. Şimdi çantanı topla, bir dakika içinde çık. Meral kapıyı zorlayarak açtı, Gülçin çantasını kapıya doğru sürükledi, ayakkabılarını çabuk bağladı ve koridora fırladı.
Sen pişman olacaksın! diye bağırdı Gülçin, Meralin yanından geçerken. Tek başına kalacaksın, gururunla!
Tek başıma, senin gibi arkadaş olmadan daha iyiyim diye yanıtladı Meral, kapıyı bir kez daha çarparak kapattı.
Duvara yaslandı, gözlerini kapattı. Başından hâlâ çarpan bir nabız duyuluyordu, ama içi bir rahatlama ve temizlik hissiyle doluydu; sanki yıllardır birikmiş çöpü evden çıkarmıştı.
Bir saat sonra Ali neşeli bir melodi mırıldanarak geri döndü. Kapıyı açtığında sessizlik ve Meralin yüzüyle karşılaştı, hemen endişelendi.
Meral? Evde misin? Gülçin nerede? Sürpriz hazırladığını, düzen getireceğini söylemişti.
Meral kanepede oturuyordu, önündeki sehpadaki siyah çöp torbası hâlâ duruyordu.
Gülçin artık yok, Ali. Bir daha gelmeyecek.
Ali kaşlarını çattı, ceketi çıkararak.
Ne demek, gelmeyecek? Tartıştınız mı? Küçük bir husumet mi? Meral, sen artık bir kadın
Bu bir husumet değil dedi Meral torbayaMeral, artık evinin sessizliğinde yalnız kalmanın huzurunu tattı ve Ali de ona bir ömür boyu destek olacağına söz verdi.




