Tuhaf Komşular Maya Caddesi 8 numaralı apartmanın 222 no’lu dairesine yeni taşınan komşular dikkat çekti: yaklaşık 50 yaşlarında, kısa boylu ve zayıf bir çift. Adam sakallı, gri pardösü giyiyor. Kadınsa sıkça uzun etek ve renkli bereyle görülüyor. Kibar insanlar; asansörde gülümseyip kapıyı tutuyorlar—hele de elinizde ağır poşet varsa—ve en önemlisi, yeni binalarda nadir bulunan bir özellikleri var: Sessizler. Ama bu sadece ilk izlenimdi; iki hafta sonra, 221’deki Yılmaz ailesi ile 223’te oturan Demir ailesi, yeni komşularını gayet belirgin şekilde duymaya başladılar. Bu konu, akşam yemeklerinde aile sohbetlerine konu oldu. Yılmazlar, kırklı yaşlarda, uzun yıllardır evli bir çiftti: — Yeni komşuları gördün mü? — Dün asansörde karşılaştık. — Nasıl buldun? — Gayet normal insanlar, sıradan. Neden sordun? — Meğer aşktan gözleri dönmüş… — Nasıl yani? — Siz gündüz evde yokken ev sessizleşiyor, her şey duyuluyor. Üç gündür oyunlar falan dönüyor dairede. Hani, yetişkin oyunları… — Şaka yapıyorsun! — Hem de nasıl! Resmen film gibi, hayat değil sanki… —Haha, ilginçmiş! — Duyarsan sen de şaşırırsın. Ama bu kadarı rahatsız ediyor açıkçası, işe konsantre olamıyorum. — Boş ver yahu, insanların ellisi var, hâlâ “oyun” oynuyorlar! (Yılmaz, içinden “Bizde öyle mi ya” diye geçirdi, ama ses etmedi.) Hafta sonu Yılmaz’ın eşi de istemeden sahneye kulak misafiri oldu; bu defa “klasik” bahçıvan-ev sahibi oyunu oynanıyordu. Çift, duvar boyunca kızararak dinledi. Demir ailesi ise apartmanın en genç çiftiydi; neredeyse otuz yaşlarındalar ve ilk bebeklerini bekliyorlardı: — Kaan, yeni komşuları gördün mü? — Dün girişte karşılaştık. N’olmuş ki? — Çok ilginç insanlar. Kadın adama restoran yemeği hazırlar gibi yemek yapıyor, adam ise ona her gün hediye getiriyor. — Nereden biliyorsun? — Her gün yürüyüşe çıkıyorum, dairelerinden öyle kokular geliyor ki… Birkaç defa da adamı çiçeklerle gördüm, bir seferinde hediye paketiyle. Eve resmen sevgilisine koşar gibi koşuyor. — Hmm… — Belki evli değiller, sevgililerdir? — Bilmem ki… Ama aynı evdeler. — Mutfakta da şakalaşıyorlar. Bulaşık sesi yoksa kahkahaları duyuluyor. Sanki yeni evli gibiler. — Tamam, haberler başladı, bakmam lazım… Cuma günü Kaan, çiçek ve şarapla asansöre binen komşuyu görünce, bu romantizmin sıradan olmadığını bir kez daha anladı. Zaman geçti, tuhaf komşular bir aydır dairedeydi. Yılmaz ailesi artık seslere alışmıştı. Ama komşular bir türlü “oyun”lara doyamıyordu—her gün başka bir senaryo ya da sadece tatlı nefesler ve gıcırdayan yatak yayları… Sanki dünyada son günlerini yaşıyor gibiydiler. Bir akşam, Yılmaz’ın eşi Vera kocasına gözlerini kaçırarak dedi ki: — Bugün AVM’ye gittim, kendimi birden iç çamaşırı reyonunda buldum. Bak ne aldım—diyerek sabahlığını açtı. Yılmaz’ın gözleri parladı. — Ben de geçenlerde yetişkinler mağazasına uğradım. Bak bakalım, seversin belki! — Denemeden bilemezsin—diye kızardı Vera. Aynı anda, 222 no’lu dairedeki komşu kulağını duvara dayamıştı: — Başladılar, —diye fısıldadı. Derken, Kaan Demir de öğlen vakti kuyumcuya uğramaya karar verdi; eşini epeydir şımartmadığını fark etmişti. Hangi dükkâna girse aklı hep eşindeydi. O sırada tanıdık bir mont gördü: — Esra! Ne arıyorsun burada? Eve daha yol var. — Öylesine, canım; sen? — Sana küpe aldım işte, al bakalım. Esra mutlulukla eşine sarıldı: — Teşekkürler sevgilim! Ben de bu akşam karidesli makarna yapacağım, en sevdiğin. — Off, ağzım sulandı valla. — Geç kalma, 19:00’da hazır olacak, soğumasın. — Tamam—dedi Kaan ve içinden “Çiçek de alayım” diye geçirdi. 222 no’lu dairedense şu sohbet yükseldi: — Ne var, ne yok? — Mutfağa geçti, değişik kokular geliyor. Onlarda da süreç başladı. Bir ay sonra Yılmazlar gözle görülür şekilde gençleşmişti. Birbirlerinden gözlerini alamıyorlar, fırsat buldukça baş başa kalmak için plan yapıyorlardı—hatta bazen çocuklardan kaçarak otelde geceleme bile… Demirlerde ise bebek yolda; ama çift yeniden sevgili gibi sinemaya, restorana gezmeye, eski yemek tariflerini denemeye, hediyelerle birbirini şımartmaya başlamıştı. — Ee, durum ne? —diye sordu 222’den kadın. — Gayet iyi. Matras biraz gıcırdıyor ama anlaşılan çocuklar evde. Ama çok daha eğlenceli oldular, her konuşmalarını dinliyorum, emin olmak için. — Diğerleri de iyi. Mutfakta kumru gibi ötüyorlar, gülüşüyorlar. Hem harika kokular geliyor dairelerinden. — Güzel! Üç ayda toparlandılar. Birkaç hafta daha kalır, işi iyice pekiştiririz. — Tamam. Sırada kim var? — Simonoğlu, 4. blok, 65 no’lu daire. 66’da rutin ve yorgun bir aile, birbirlerini unutmuşlar. 64’te de yine yatak işleri aksıyor, düzen lazım! — Anlaşıldı. Şimdilik sen kasetleri kaldırma, biraz daha gürültü yap. Restorandan siparişi iptal etmiyorum. Aromaterapik yağlar da biterse haber et. Şu gülleri de yenilemek lazım, geçen hafta koydukların solmuş. — Alırım ben. Belimi ov, sonra da yatalım artık…

GARİP KOMŞULAR

Beşiktaştaki İstiklal Caddesinde, numarası 8 olan apartmanın 222 numaralı dairesine yeni komşular taşınıyor. Elli yaşını az geçmiş, evli bir çift. Her ikisi de kısa boylu, ince yapılı insanlar. Adamın sakalı beyaz, üzerinde hep gri bir kaban var. Kadının ise uzun etekleri ve desenli beresiyle sokakta sıkça karşılaşıyorsun. Oldukça nazikler; asansörde gülümseyip selam veriyor, elinde ağır poşet olan olursa kapıyı tutmayı ihmal etmiyorlar.

Şimdiki apartmanlarda en önemlisi sessizlik denir ya, işte bu yeni komşular ilk başta tam da öyle gözüküyorlar.

Ama bu sadece ilk iki haftayla sınırlı kalıyor. On beş gün dolmadan yan dairede oturan Yılmaz ailesiyle, diğer yan komşu Şahinler, yeni komşuları şimdi çok net duymaya başlıyorlar.

Bu konu, eve geldiklerinde yemek masalarında dönüp dolaşıp dedikodunun ana konusu oluyor.

Mesela, on beş yıldır evli olan ve kırklı yaşlarını geçmiş Yılmaz çifti aralarında şöyle konuşuyor:

Yeni komşuları gördün mü?
Evet, dün asansörde karşılaştık.
Sence nasıl insanlar?
Gayet normal görünüyorlar, sıradan. Niye sordun?
Meğerse ne kadar aşk dolularmış
Ne demek şimdi bu?
Gündüz herkes dışarı çıkınca apartman sessizleşiyor ya, o zamanlarda Üç gündür odada neler oluyor neler. Hani yetişkin işleri yani
Ciddi misin?
Evet, hem de değişik değişik. Resmen film seyrediyoruz, hayatlarını yaşıyorlar
Haha, ilginçmiş!
Sen kendin de duyarsın bir gün, beraber gülersin ama iş yaparken insanı biraz geriyor, dikkat dağıtıyor.
Aman takılma bu kadar. Adamlar ellisinde, hayata bağlılar, oyun oynuyorlar işte.
İçinden Bizden geçti tabii, diyor adam, ama yüksek sesle tabii söylemiyor.

Hafta sonu Yılmaz da kendini istemeden komşuların oyunlarını dinlerken buluyor. Klasik bahçıvan ve ev sahibesi senaryosu oynanıyor. Yılmazlar duvarın öbür tarafında yanakları kızararak dinliyorlar.

*****

Yan dairede oturan Şahinler ise apartmanın en genç çifti. Otuzuna yaklaşmışlar, beş yıllık evliler, ilk bebeklerini bekliyorlar.

Emrah, yeni komşuları gördün mü?
Dün apartmanda karşılaştık. Ne olmuş?
Ne tatlı insanlar. Kadın sürekli eşine nefis yemekler pişiriyor, adam da her gün hediye getiriyor. Bir gün bile hediyesiz girmiyor.
Nereden biliyorsun?
Her gün yürüyüşe çıktığımda, koridora yayılan mis gibi kokudan belli oluyor. Birkaç kez adamı çiçekle gördüm, bir seferinde ise hediye paketli poşetle dolanıyordu. Eve sevgiliyle buluşuyormuş gibi koşuyor resmen.
Hımmm.
Belki de evli değiller, sevgililerdir?
Bilmiyorum Ama aynı evde yaşıyorlar sonuçta.
Mutfağa kadar sesleri geliyor, kıkırdamalar, neşeli kahkahalar Tıpkı gençler gibi.
Anladım. Ben de haberleri izlemeye gideyim.
Cuma günü, Şahinlerin Emrahı, apartman girişinde çiçek ve şarap taşıyan yeni komşuyla karşılaşıyor. Adamın gözleri parlıyor, belli ki akşamdan beklentisi büyük.

*****

Zaman geçiyor. Garip komşular, 222 numaradaki dairelerinde bir ayı dolduruyorlar.

Yan dairedeki Yılmazlar, artık duvarın öbür tarafından gelen seslere alışmış durumdalar. Ama belli ki yeni komşular bir türlü doyamıyor, her gün farklı bir oyun, yoksa tatlı tatlı iç çekmeler ve gıcırdayan karyola. Sanki son günleriymiş gibi hevesle birbirleriyle ilgileniyorlar.

Bir akşam, Vildan Yılmaz kocasının gözlerine bakmadan konuşuyor:
Bugün alışveriş merkezine uğradım, istemeden iç çamaşırı reyonuna daldım. Bak bakayım ne aldım, dedi ve sabahlığını açtı.
Nihat Yılmazın gözleri parladı, istemsizce dudaklarını yaladı.
Ben de geçen gün mağazaya uğradım, yetişkinler için bir şeyler aldım. Umarım hoşuna gider, dedi adam.
Denemezsek bilemeyiz ki diye yanakları kızararak karşılık verdi Vildan.

*****

Bakalım şimdi ne olacak, diye mırıldanıyor yan komşu, kulağını duvara dayamış.

*****

Emrah Şahin, bir öğle arasında Kapalıçarşıdaki bir kuyumcuya uğruyor. Fark ediyor ki, uzun zamandır eşine sürpriz yapmamış. Oysa eskiden her hafta ufak bir şey alır, hatta gün içinde çantasında favori çikolatasını bile taşırdı.

Bir anda tanıdık bir kaban dikkatini çekiyor.
Münevver! diye sesleniyor eşine Ne işin var burada? Eve epey uzaksın.
Sadece biraz dolaşmak istedim Ya sen?
Sana küpeler aldım. Al bakalım dayanamıyor ve hediye ediyor.
Münevverin yüzü aydınlanıyor:
Teşekkür ederim sevgilim! diyerek kocasını öpüyor Ben de akşama karidesli fettucine yapmayı düşündüm. Hani eskiden yapardım ya? Buradaki karidesler çok taze.
Harika! Aklıma tadı gelince ağzım sulandı.
Bugün geç kalma, yemeği 19.00da hazırlarım, tekrar ısıtmakla uğraşmayayım.
Tamam, çiçek de alayım eve dönerken, diyor içinden Emrah.

*****

Ne var ne yok? diye soruyor kadın, 222 numaralı daireden.
Yine değişik bir şeyler pişiriyor, gülümseyerek cevaplıyor adam diğer tarafta da işler iyi gidiyor.

*****

Bir ay daha geçiyor ve Yılmazları gören tanıyamıyor; on yaş gençleşmiş gibiler. Birbirlerine doyamıyor, sürekli bir arada olmak için fırsat kolluyorlar. Hatta ara sıra çocukları bırakıp otelde kalıyor, tüm gün birbirlerinin peşinden ayrılmıyorlar. Birlikte konuşacakları konular çoğalıyor, her iş kolaylaşıyor.

*****

Şahinlerde de doğum yaklaşırken, ikisi de yeniden flört etmeye başlamış. Bir gün sinemaya, başka gün restorana, arada bir sergiye gidiyorlar. Münevver eski tarif defterini bile ortaya çıkarmış. Emrah ise her hafta hediye alıyor; çantasında mutlaka bir çikolata saklamazsa içi rahat etmiyor. Akşam haberlerini ne zaman izlediğini bile hatırlamıyor artık.

*****

Ne haber onlarda? diye soruyor kadın, yine 222den.
Gayet iyi, arada yatağı gıcırdatıyorlar sessizce. Anlaşılan çocuklar evde. Yine de çok keyiflendim, onları düzenli dinliyorum.
Diğer tarafta da işler yolunda. Mutfaktan kahkahalar yükseliyor, ev restoran gibi kokuyor.
Ne iyi! Üç ayda toparladık işi. Birkaç hafta daha kalsak pekişir.
Peki, sırada kim var?
Simonoğlu apartmanı, 4 numara, 65 numaralı daire. 66da evliliği unutmuş çift var, isimlerini bile anımsamıyorlar artık. 64te ise her zamanki gibi, yatak odasında işler karışık ve temizlik gerekli!
Anladım. O zaman şimdilik kasetlerini kaldırmıyorum, biraz daha ses çıkar. Restoran siparişini de iptal etmiyorum. Aromatik yağların da bitmemiş. Bu arada geçen hafta suyunu tazelediğin güller soldu. Bir buket daha almak gerekecek.
Alırım. Şimdi belimi ov da yatıp biraz uyuyalımO gün apartmanda beklenmedik bir hareketlilik baş gösteriyor. Bahçede, apartmanın yaşlı yöneticisi Rıza Bey yeni gelen çiftin yanına yaklaşıyor; elinde mis kokulu bir ekmek sepeti. Kuşlar dallarda şakıyor, mahallede ilkbahar havası. Yılmazlar sabah yürüyüşünden dönüyor, yüzlerinde mutlu ve canlı bir ifade, Şahinler ise birlikte apartmandan çıkıyor, genç kadının karnı yuvarlanmış, el ele gülüyorlar.

222 numaralı dairenin kapısında kısa boylu adam ve desenli bereli kadın, sepeti kabul edip teşekkür ediyorlar. Rıza Bey şaşkın “Sizi hiç yaşlılar gibi görmedim,” diyor. Kadın yanıtlıyor: “Hayat boyunca herkesin içinde uyuyan bir tazelik var, yan daireye veya karşıya biraz hediye, biraz kahkaha, bazen bir film sesiyle… Uyanıverir. Biz sadece hatırlatıyoruz.”

Adam hafifçe eğilip mırıldanıyor: “Komşuluk, bazen bir fincan kahveyle, bazen duvara fısıldanan bir sırla güçlenir.” Kadın gülümsüyor, başıyla onaylıyor.

O günden sonra apartmanda herkesin evinin içinden bir ayrı cıvıltı yayılıyor. Kimi kendi aşkını, kimi kendi oyununu yeniden buluyor. Akşamları apartmanın koridorlarında, yemek kokuları ve kahkaha sesleri birbirine karışıyor. Eski apartman sessizliği gitmiş, yerine uğultulu, hayat dolu bir harmoni gelmiş.

222 numaradan gelen ince melodiler arasında bazen eski bir şarkı, bazen bir şiir fısıltısı duyuluyor. Merak edenler şöyle diyor: “O garip komşular mı? Meğer hayatı geri getirmişler, haberimiz yokmuş”

Ve her bahar geldiğinde, o apartmanda pencereler açılıyor, cam kenarlarında çiçekler çoğalıyor, bir masal gibi hepsi yeniden başlıyor.

Rate article
Lifequest
Tuhaf Komşular Maya Caddesi 8 numaralı apartmanın 222 no’lu dairesine yeni taşınan komşular dikkat çekti: yaklaşık 50 yaşlarında, kısa boylu ve zayıf bir çift. Adam sakallı, gri pardösü giyiyor. Kadınsa sıkça uzun etek ve renkli bereyle görülüyor. Kibar insanlar; asansörde gülümseyip kapıyı tutuyorlar—hele de elinizde ağır poşet varsa—ve en önemlisi, yeni binalarda nadir bulunan bir özellikleri var: Sessizler. Ama bu sadece ilk izlenimdi; iki hafta sonra, 221’deki Yılmaz ailesi ile 223’te oturan Demir ailesi, yeni komşularını gayet belirgin şekilde duymaya başladılar. Bu konu, akşam yemeklerinde aile sohbetlerine konu oldu. Yılmazlar, kırklı yaşlarda, uzun yıllardır evli bir çiftti: — Yeni komşuları gördün mü? — Dün asansörde karşılaştık. — Nasıl buldun? — Gayet normal insanlar, sıradan. Neden sordun? — Meğer aşktan gözleri dönmüş… — Nasıl yani? — Siz gündüz evde yokken ev sessizleşiyor, her şey duyuluyor. Üç gündür oyunlar falan dönüyor dairede. Hani, yetişkin oyunları… — Şaka yapıyorsun! — Hem de nasıl! Resmen film gibi, hayat değil sanki… —Haha, ilginçmiş! — Duyarsan sen de şaşırırsın. Ama bu kadarı rahatsız ediyor açıkçası, işe konsantre olamıyorum. — Boş ver yahu, insanların ellisi var, hâlâ “oyun” oynuyorlar! (Yılmaz, içinden “Bizde öyle mi ya” diye geçirdi, ama ses etmedi.) Hafta sonu Yılmaz’ın eşi de istemeden sahneye kulak misafiri oldu; bu defa “klasik” bahçıvan-ev sahibi oyunu oynanıyordu. Çift, duvar boyunca kızararak dinledi. Demir ailesi ise apartmanın en genç çiftiydi; neredeyse otuz yaşlarındalar ve ilk bebeklerini bekliyorlardı: — Kaan, yeni komşuları gördün mü? — Dün girişte karşılaştık. N’olmuş ki? — Çok ilginç insanlar. Kadın adama restoran yemeği hazırlar gibi yemek yapıyor, adam ise ona her gün hediye getiriyor. — Nereden biliyorsun? — Her gün yürüyüşe çıkıyorum, dairelerinden öyle kokular geliyor ki… Birkaç defa da adamı çiçeklerle gördüm, bir seferinde hediye paketiyle. Eve resmen sevgilisine koşar gibi koşuyor. — Hmm… — Belki evli değiller, sevgililerdir? — Bilmem ki… Ama aynı evdeler. — Mutfakta da şakalaşıyorlar. Bulaşık sesi yoksa kahkahaları duyuluyor. Sanki yeni evli gibiler. — Tamam, haberler başladı, bakmam lazım… Cuma günü Kaan, çiçek ve şarapla asansöre binen komşuyu görünce, bu romantizmin sıradan olmadığını bir kez daha anladı. Zaman geçti, tuhaf komşular bir aydır dairedeydi. Yılmaz ailesi artık seslere alışmıştı. Ama komşular bir türlü “oyun”lara doyamıyordu—her gün başka bir senaryo ya da sadece tatlı nefesler ve gıcırdayan yatak yayları… Sanki dünyada son günlerini yaşıyor gibiydiler. Bir akşam, Yılmaz’ın eşi Vera kocasına gözlerini kaçırarak dedi ki: — Bugün AVM’ye gittim, kendimi birden iç çamaşırı reyonunda buldum. Bak ne aldım—diyerek sabahlığını açtı. Yılmaz’ın gözleri parladı. — Ben de geçenlerde yetişkinler mağazasına uğradım. Bak bakalım, seversin belki! — Denemeden bilemezsin—diye kızardı Vera. Aynı anda, 222 no’lu dairedeki komşu kulağını duvara dayamıştı: — Başladılar, —diye fısıldadı. Derken, Kaan Demir de öğlen vakti kuyumcuya uğramaya karar verdi; eşini epeydir şımartmadığını fark etmişti. Hangi dükkâna girse aklı hep eşindeydi. O sırada tanıdık bir mont gördü: — Esra! Ne arıyorsun burada? Eve daha yol var. — Öylesine, canım; sen? — Sana küpe aldım işte, al bakalım. Esra mutlulukla eşine sarıldı: — Teşekkürler sevgilim! Ben de bu akşam karidesli makarna yapacağım, en sevdiğin. — Off, ağzım sulandı valla. — Geç kalma, 19:00’da hazır olacak, soğumasın. — Tamam—dedi Kaan ve içinden “Çiçek de alayım” diye geçirdi. 222 no’lu dairedense şu sohbet yükseldi: — Ne var, ne yok? — Mutfağa geçti, değişik kokular geliyor. Onlarda da süreç başladı. Bir ay sonra Yılmazlar gözle görülür şekilde gençleşmişti. Birbirlerinden gözlerini alamıyorlar, fırsat buldukça baş başa kalmak için plan yapıyorlardı—hatta bazen çocuklardan kaçarak otelde geceleme bile… Demirlerde ise bebek yolda; ama çift yeniden sevgili gibi sinemaya, restorana gezmeye, eski yemek tariflerini denemeye, hediyelerle birbirini şımartmaya başlamıştı. — Ee, durum ne? —diye sordu 222’den kadın. — Gayet iyi. Matras biraz gıcırdıyor ama anlaşılan çocuklar evde. Ama çok daha eğlenceli oldular, her konuşmalarını dinliyorum, emin olmak için. — Diğerleri de iyi. Mutfakta kumru gibi ötüyorlar, gülüşüyorlar. Hem harika kokular geliyor dairelerinden. — Güzel! Üç ayda toparlandılar. Birkaç hafta daha kalır, işi iyice pekiştiririz. — Tamam. Sırada kim var? — Simonoğlu, 4. blok, 65 no’lu daire. 66’da rutin ve yorgun bir aile, birbirlerini unutmuşlar. 64’te de yine yatak işleri aksıyor, düzen lazım! — Anlaşıldı. Şimdilik sen kasetleri kaldırma, biraz daha gürültü yap. Restorandan siparişi iptal etmiyorum. Aromaterapik yağlar da biterse haber et. Şu gülleri de yenilemek lazım, geçen hafta koydukların solmuş. — Alırım ben. Belimi ov, sonra da yatalım artık…