Başkalarının Mutluluğu — Anneciğiyle Başlayan Bahar: Anna’nın Küçük Bahçesinde Erken Uyanan Umutlar, Kapıda Beliren Oya’nın Sır Dolu Ziyareti, Yıllar Sonra Kavuşan Anne-Kız, Hayata Yeniden Tutunan Bir Kalbin, Gelinle Damadın, Torunların ve Koca Evin İçinde Kuşaklar Boyu Süren Sevginin Hikâyesi… Ama Her Mutluluğun Bir Bedeli ve Saklı Yanı Vardır: Görünmeyen Yüreklere Dair Bir Yaşam Öyküsü

Başkasının Mutluluğu

Meral bahçesinde uğraşıyordu o gün. Bu sene bahar erken geldi, daha mart sonu ama karın tamamı erimişti bile. Elbet soğuklar yeniden gelir, biliyor ama güneş sıcacık parlayınca Meral de kendini dışarıya attı. Düşen bahçe çitini doğrultayım, odunluğun kapısını tamir edeyim diye niyet etti. Bir iki tavuk alsam, bir de minik bir kuzu olsa Bir köpek, bir de kedi Derken kendine gülümsedi; Yeter Meral, gezip tozmadan bıkmadın mı? Her şey tamam artık. İçini temiz havayla ve çocukluğundan beri sevdiği toprak kokusuyla doldurmak için sabırsızlandı. Toprağı sürmek, inciklerine kadar ılık, pofuduk toprakta çıplak ayak dolaşmak istiyordu. Daha yaşayacağız, dedi kendi kendine yarı şakayla.

O sırada, kapının önünden bir ses yükseldi. Merhaba!

Meral irkildi. Kapıda bir kız çocuğu, şirin mi şirin bir genç kız duruyordu. Üzerinde gri, pek de ince bir mont, incecik, ten rengi çorap, ayaklarında ucuzdan, karton tabanlı ayakkabılar. Of yavrum, daha havalar soğuk, bu incecik çorapla hasta olursun! diye geçti içinden Meral. Ayakkabılar zaten bir işe yaramaz, ayakları donar kızın, düşündü.

Kızcağız mahcup halde ayağını sürüyor, bakışlarını kaçırıyordu.
Merhaba, dedi Meral, sesi biraz soğuk çıkmıştı.
Affedersiniz, ben tuvaletinizi kullanabilir miyim?
Olur, gel doğru gir içeri, ileride sağda. dedi Meral.

Kız koşa koşa içeri gitti. Meral de peşinden hafifçe güldü; hayat ne tuhaf
Çok teşekkürler, hayatımı kurtardınız. Umarak devam etti Ev arıyorum da, siz oda falan kiralıyor musunuz?
Yok canım öyle bir niyetim.
Evde kalmak istemiyorum, yurttakiler gece gündüz içer, sigara kokusu hep üzerimde. Erkekler de rahat bırakmıyor.
E peki, ne kadar verebileceksin kira?
Beş liram var, daha da yok…
Gel bakayım sen şuraya, hadi geç içeri bakalım.

Ya bir daha tuvalete gidebilir miyim?
Git hele, hele git.
Adın ne senin? dedi Meral, kızı mutfağa geçirirken.
Şey… Benim adım Şule… cılız bir sesle yanıtladı kız. Yani, Şule, ee… Şule, ne işin var burada? Meral gözlerinin içine baktı.
Ben… ben oda arıyorum…
Doğruyu söyle, Şule. Neden geldin buraya?
Bir daha tuvalete gitmek istedi, Meral şaşırdı.
Noluyor kızım sana?
Bilmiyorum, dedi Şule, gözyaşlarıyla. Dayanamıyorum, acayip yanıyor, kesiliyor…
Koş hadi, sonra konuşacağız.

Meral, kız tuvaletten çıkınca yeniden onunla konuştu.
Hadi anlat şimdi. Varsa bir derdin, korkma. Bak, çalacak bir şeyim yok zaten. Kimsesin sen, seni kim gönderdi?
Kimse, kendim geldim. Siz… Siz Meral Yıldırım mısınız?
Benim, evet…
Siz… şey, beni tanımadınız mı… anne? Ben Şule’yim… Sizin kızınız…

Meral bir süre sessizce bakakaldı, rüzgârda yoğrulmuş yüzünde bir kas dahi oynamadı.

Şule… diye fısıldadı Meral, kızım… Şulem…
Evet anneciğim, benim. Adresini bana yuvada söylememişlerdi, yasak dediler. Ben de öğretmenimden yardım istedim, biliyor musun, Asuman Hanım var ya, ne iyi insandı; bana yardım etti, araştırma yaptılar, senin adını soyadını öğrendik, sonra da adresini bulup geldik işte… Şule bir solukta anlattı.

Meral gözyaşlarına engel olamadı.
Şule… Şuleciğim… kızım…
Anneciğim! diyerek küçük kız boynuna sarıldı Meralin. Ne kadar çok aradım seni anneciğim. Mektuplar yazdım ama orada dalga geçtiler, annen seni attı dediler. Ama ben sana inandım, anneciğim… Sana hep inandım.

Meral usulca, utana sıkıla sarıldı ona. Kuru ve nasırlı elleriyle Şulenin kocaman örülmüş hırkasının üstüne tutundu.
Öyle sarmaş dolaş uzun süre oturdular, söze bile gerek yoktu.

Ne anlatacak çok şey vardı ama şimdi zamanı değildi. O eski hayatı, çocukluğunda annesinin ona gösterdiği duaları, yitirdiklerini birer birer düşündü. Sonra toparlandı.
Koşturmaca, kızına çay demledi, eline sıcak su torbası verdi, yeni elbise ördü; Şuleciğim, gül yüzlüm, nefesim, dedi iç geçirerek.
Birden, geleceği için yaşam sebebi bulmuştu. Rabbim bağışladı, her şey henüz bitmemişti.

Birkaç gün geçti…

Anneee!
Efendim canım?
Şule, annesinin yaptığı poğaçalardan birini aldı, yanakları renklenmişti artık, Meral kızını sanki bebek gibi giydirip kuşatmış, kendisi de gençleşmiş hissediyordu.
Annecim, ben galiba âşık oldum!
Yok artık!
Vallahi, çok iyi biri. Adı Volkan. Seninle tanışmak istiyor…
Bilemem tabi, bakalım…
Ama içinden de Huzur günleri kısa sürecek galiba, diye düşündü. Allah verdi, şimdi geri mi alacak?
Anne, ne oldu? Anneciğim?
Bir şey yok güzel kızım. Büyüdün sen, öyle çabuk ki, daha keyfini süremeden Affet beni, Şuleciğim
Anne, nasıl laf öyle Sen benim her şeyimsin. Sen benim annemsin! Sana torunlarım olacak, bak vallahi Nasıl sevdim seni, ne kadar aradım Kızma bana, güzel annem…

Tanışma günü geldi, Volkan merhametli, çalışkan, akıllı bir Anadolu delikanlısıydı, Meralin de içine sindi; Şuleyi böyle birine emanet etmek hiç günah olmaz, dedi kendi kendine.
Zaman fakirlik zamanıydı, kimilerinin evinde ekmek bile yoktu, kimileri kedisini köpeğini insandan daha iyi besliyordu.
Meral ile Şule ve Volkan yoksulluk çekmediler. Meralin dikişi çok iyiydi, fabrika kapanınca bir arkadaş kooperatifine geçti, orada işi de güzeldi, kızı ve damadına marka kıyafetler dikti, her şeyiyle ilgilendi.
Volkan da girişkendi, çiti tamir etti, evin temellerini kardeşleriyle yeniledi, kümese el attı, ev sanki birden yeniden canlandı.

Meralin içi ısındı, kalbi şenlendi. Yılların acısını çıkarırım şimdi, diye düşündü, bazen geceleri uykusu kaçsa da, yeni hayatına şükretti.
Bir gece yeniden uyandı, içi sıkıldı.
Annecim, bir şeyin mi var?
Yok güzel kızım, hadi uyu.
Anne, ben seninle uyuyabilir miyim?
Gel tabii, dedi Meral, köşeye çekilip kızına yer açarken.
Canımın içi, yavrum, şu anne sevgisi ne büyük nimetmiş Rabbim.

Düğünlerini yaptılar, çift Meralle aynı evde yaşamaya devam etti. Meralin sağlığı ve morali öyle düzeldi ki, iş yerindekiler bile şaşırdı.
Galiba torun geliyor, diye fısıldadı kızlara teneffüste, ay çok heyecanlıyım!
Ne güzel annenin, çok sever kızını, derdi iş arkadaşları.

Torun doğdu, Kerem! Meralin annesi Haticenin hatırasına oğlana bu isim kondu, ciddi bir kadındı Hatice, ama ne hakkaniyetliydi, anlatırken güler yüzüyle anlatırdı Meral, Ben bebek hiç tutmamıştım, ta ki Şuleden sonra

Şimdi Keremden başka düşüncesi yoktu. En güzeli, en akıllısı, tam bir babaannesi kuzusu.
Volkan eve büyük bir ek bina yaptı, Meralin daha rahat edeceği şekilde. Zaten annesiz yapamazlardı, kim düşünmüş ki ayrı kalmayı?

Volkan da kardeşleriyle inşaat şirketi kurdu, malzeme dükkânı açtılar, kendi yağlarında kavruldular.
Yine güzel haber: bu sefer bir kızları olacaktı, bir minik Zeynep! Meralin ellerinden tığ, iğne eksik olmadı; elbise, hırka, turuncu yelek, mor etek, Zeynep için her şey örüldü.
Evde çocuk kahkahası hiç eksik olmadı artık.

Her şey çok güzeldi, ama Meralin göğsü sık sık yanmaya başladı.
Anne, napıyorsun, canım benim, neden söylemedin, nerende ağrıyor?
Bir şeyim yok kızım, her şey güzel, merak etme

***

Çok geç, elimizden bir şey gelmiyor
Doktor, nasıl olur O benim annem
Anlıyorum, başınız sağ olsun

***

Şule Kızım Veda vakti, bağışla beni Zaten fazladan yaşadım. Onlar çoktan bıraktı peşimi, ama sen kurtardın beni. O gün geldin ya, canım yavrum

Anne, sakın böyle deme.
Bir söyleyeceğim var kızım, çok zor Tamam lafımı kesme Şule, ben senin öz annen değilim. Affet…
Anne! Sakın öyle bir şey deme. Sen benim Benim annemsin! Kimse böyle bir şey duymasın. Senin kızınım ben!
Evet kızım… Defterim orada. Dileğim o ki, affet beni Şuleciğim. Ben seni seviyorum, kuzum…
Ben de seni seviyorum anne… Anne… Anne…

***

Şule annesinin odasında oturuyordu, annesinin defterini okurken gözyaşlarını tutamıyordu. Orada Meralin hayatı yazılıydı. Sevdiği annesi Meralin; babası savaşta ölmüş, annesi hatun kişilerin en asığı. Meral de ona benzemiş, gençliği deli dolu, bir zamanlar yanlış adamlara gönül vermiş, talihi ters dönmüş, hata üstüne hata yapmış.

Bir gün Meralin yolu düşmüş bir hırsıza, peşinden sürüklenmiş. Gençliği, hataları, ağır acılar yaşatmış ona. Hataları üzerine hastalanmış, bir daha çocuğu olmamış. Annesinden kalan eve sığınmış, kimseye muhtaç olmadan yaşamaya çalışmış. Sonra bir gün Allah ona Şuleyi göndermişti. O fırsatı kaçırmak istemedi. Biraz da kendine annelik hissini yaşatmak istemiş.

Başlangıçta korkmuş, ya Şule gerçek annesini öğrenirse? Zamanla vazgeçmiş korkudan, insan gibi yaşamaya başlamış, hak ettiğine inanmak istemiş.
Bağışla beni Şuleciğim, af et güzel kızım, seni öz annenden bana kader verdi. İşte böyle ödünç bir mutluluğum oldu

***

Anneciğim, ağladı Şule, kıymetlim, umarım beni duyuyorsundur. Ben biliyordum… Nerdeyse başta anladım. Asıl annenin adı farklıydı, buldum onu da sırf meraktan. O benimle ilgilenmedi, yeni evlenmişti, ben ona ağırlık oldum. Yanıma yaklaşmadı, korktu. Utandı. Bana para vermeye çalıştı. Ben de kaçtım, anne. Sonra hasta oldum, ateşlendim, o gece sen bana baktın. Canım annem, iyi ki Allah yollarımızı kesiştirdi. Seni bulduğuma öylesine sevindim ki… Demek ki yanlışlık değilmiş, yukarıda kim kimi kime yazdıysa öyle olmuş. Ben yine sana muhtacım anne…

Şule Kızım
Volkan, bırak biraz ağlasın, annesini defnetti daha

***

Anneanne, anneannem Meral iyi miydi?
Çok iyiydi yavrum.
Güzel miydi?
Dünyanın en güzeli Melisim.
Kimin koydu adını?
Babası ya da annesi kızım.
Sen beni, annemin annesinin ismini mi koydun?
Evet, baban da çok isterdi.
O da beni görüyor mu?
Elbette, daima yanında, seni izliyor ve destekliyor.
Çok seviyorum seni, anneanne Meral, dedi küçük kız, papatyadan yaptığı tacı mezarına bırakarak.
Ben de seni seviyorum minik kuşum, diye hışırdadı kavak ağacı, biz de seni diye mırıldandı rüzgârŞule, Melisin elini tuttu; toprağın üzerinde birlikte oturdular, başlarını eğdiler. Baharda açmış papatyalar rüzgârda hafifçe devriliyordu. Şule derin bir nefes aldı, annesinin kokusunu, o eski mutfak telvesinde kalan huzurunu hayal etti. Bir an için, güneşin sıcağıyla gözlerini kaparken Meralin gülümseyen yüzü gözünde canlandı: Hayat bazen bir kayıptan artakalanların, bazen de başkasının mutluluğunu ödünç almakmış, diye fısıldadı içinden.

Melis, iki elini kucaklayıp annesine sığındı. Anne, Meral anneannem ne zaman cennette bize bakacak?

Şule gülümsedi, gözyaşları güneşe karıştı: O hep bakıyor, Melisim. Bahçede ilk açan çiçekte, yeni doğan kuzunun gözünde, rüzgârda sallanan papatyada. İçimizde. Yeter ki kalbimizi açık tutalım.

Küçük kız annesinin elini öptü, sonra mezarın başında eğildi, Seni hiç unutmayacağım, anneanne Meral! diye bağırdı, sesi dallar arasında yankılandı.

O gün, umut sessizce yeniden serpildi evin içinde. Şule, annesinin defterini kucağına aldı, papatyaların arasında yürüyüp eve dönerken, kendi kalbinde açan binlerce yeni çiçeği hissetti. Yaşadığı her şeyin ardından, başkasının mutluluğubazen de kendi kucağında büyümeye başlarmış. Şule bunu anladı ve yılın ilk gerçek baharı gibi, gözlerinde ışıkla gülümsedi.

Rate article
Lifequest
Başkalarının Mutluluğu — Anneciğiyle Başlayan Bahar: Anna’nın Küçük Bahçesinde Erken Uyanan Umutlar, Kapıda Beliren Oya’nın Sır Dolu Ziyareti, Yıllar Sonra Kavuşan Anne-Kız, Hayata Yeniden Tutunan Bir Kalbin, Gelinle Damadın, Torunların ve Koca Evin İçinde Kuşaklar Boyu Süren Sevginin Hikâyesi… Ama Her Mutluluğun Bir Bedeli ve Saklı Yanı Vardır: Görünmeyen Yüreklere Dair Bir Yaşam Öyküsü