Galina Marketten Eve Döndü, Alışveriş Poşetlerini Yerleştirirken Birden Oğlunun ve Gelinin Odasından Gelen Tuhaf Sesleri Duydu; Kontrol Edince Gördüklerine İnanamadı: “Valya, Nereye Gidiyorsun?” diye Şaşkınlıkla Sordu—Gözyaşları İçinde Cevap Veren Gelini Elinde Bir Mektup Tuttuğunda Galina Okudukları Karşısında Donup Kaldı

Gülderen market alışverişinden eve döndükten sonra poşetlerinden yiyecekleri çıkarmaya başladı. O esnada, oğlunun ve gelininin odasından alışılmadık bir ses duydu ve endişeyle kontrol etmeye karar verdi. Kapıyı açınca, gelini Edanın eşyalarını valizlere yerleştirdiğini gördü. Şaşkınlıkla sordu:

Eda, nereye hazırlanıyorsun böyle?

Gidiyorum buradan! dedi Eda, gözleri yaşarırken.

Ne demek gidiyorsun? Nereye? Neler oldu? dedi Gülderen.

Eda sessizce bir mektup uzattı. Gülderen mektubu eline aldı, açıp okuduğunda donup kaldı.

Oğlu Erdal, Edayı evlendikten sonra kendi köyüne, anne babasının evine getirmişti. Gülderen çok mutlu olmuştu; otuzunu çoktan geçmiş oğlu sonunda evlenmeye karar vermişti. Erdal uzun yıllar bekledi, gezdi dolaştı ama sonunda yuvaya döndü. Artık gücü azalmakta olan annesine destek olur diye düşünmüştü.

Evleri rahattı; baba yıllar önce vefat etmiş, fakat geride sağlam bir ev ve geniş bir tarla bırakmıştı. Her şeyi ailesi için yaptı o adam; ama Gülderen ikinci çocuğu doğuramadı, sonra da hiç hamile kalamadı. Köy yaşamı zordu, çiftlik işleri sabah akşam bitmek bilmiyordu. Bir gün kocası iyice yoruldu, hastalandı ve yatalak oldu. Gülderen üç yıl ona baktı ama nafile O zamandan sonra, hem traktör kullanmayı hem de bahçeyle uğraşmayı öğrenmişti.

Eda daha gençti; Erdaldan on yaş kadar küçük olsa gerekti Gülderenin tahminine göre. Narindi, kırılgandı. Gülderen kendi gençliğini hatırladı, onun gibi gelin gelmişti evlerine; küçücük bir bavuluyla, neredeyse hiç eşyası yoktu. Ama oğlunun sevdası, onun kaderiydi. Üstelik Eda yetimdi, o yüzden daha da sahiplenmişti.

Köydeki tüm genç kızlar Edaya imreniyordu. Erdal hem yakışıklı hem de varlıklıydı. Zamanında her genç kız onunla evlenme hayali kurmuştu. Ne var ki evlendikten sonra Erdal başkasını umursamadı; hemen işten eve, çocuklarına koştu. Edadan iki oğlu ve bir kızı oldu.

En küçük çocuk beş, büyük çocuk on yaşına gelince, Erdal bir arkadaşıyla birlikte İstanbula çalışmaya gitmek istedi.

Daha ne parası istiyorsun oğlum? Her şeyimiz var, dedi annesi, İki maaşınız var, benim de emekli maaşım Ambar dolu. Çiftliği kim yönetir? Artık gücüm yetmiyor.

Yeter artık anne! Çiftlik işleri baydı. İşe gireceğim, ailemi de şehre götüreceğim. Çocuklar okumalı. Evi de satıp gelsin herkes. Sen de bizimle gelirsin.

Erdal, okulumuz burada. dedi Eda, kocasını ikna etmeye çalışarak.

Sen zaten şehirlisin. O halde şehre gideriz.

Yetiştirme yurdunda büyüdüğüm için mi öyle diyorsun? Ne annemi, ne babamı bilmem. Ama annen senin annen; yaşlandı, ona destek lazım. Üç çocukla şehirde nasıl olacağız? dedi Eda, gözlerinden yaşlar süzülerek.

Kapat şu konuyu! Tartışmak istemiyorum. Üzerine başına da dikkat et biraz. Sürünmüş gibisin.

Gülderen ile Eda uyumlu bir şekilde yaşadılar. Gülderen gençliğini hatırladıkça, Edaya daha çok şefkat duydu. Özellikle torunlarıyla ilgilenince, Edayı neredeyse kızı gibi sevdi. Eda da kaynanasını benimsemiş, ona “anne” demeye başlamıştı neredeyse en başından beri.

Bir gün Erdal, bavulunu alıp gitti. Mektup yolladı, zaman zaman aradı. O sıralarda cep telefonu yoktu. Altı ayda bir ziyarete gelir, hediyeler getirip biraz para bırakır sonra yine İstanbula dönerdi. Arkadaşı geri döndü fakat Erdal İstanbulda kaldı. Bir gün arkadaşı, Erdalın zengin bir hanımda kaldığını, işsiz olduğunu söyledi. Gülderen Edaya bir şey çaktırmadı; gerçekten öyle mi bilmiyordu. Fakat köylülerin de konuştukları duyulmuştu. Bir gün Eda perişan halde, sessizce eşyalarını toplamaya başladı.

Nereye gidiyorsun kızım? diye sordu Gülderen.

Eda sessizce bir not uzattı. Adeta kısa bir nottu:

Eda, üzgünüm, ama başka biri var. Ev annemden bana kalacak, ona göre. Vaktini boşa harcama, git. Kendine ve çocuklara sahip çık. İşte az bir para. Bundan sonrasında kendi yolunu çizersin. Erdal.

Çıktı gitti işte. Böyle yaşayan yaşasın, ama siz hiçbir yere gitmiyorsunuz. Çocukların yüzünü yabancı yerde ağlatmam, ben de sensiz yaşayamam. Kimse sizi bu evden çıkaramaz, izin vermem, dedi Gülderen kararlı bir şekilde.

Bir gün, Erdal yeni evlendiği kadınla ve yeni aldığı arabasıyla köye geldi. Çocuklarını evde bulacağından habersizdi. Annesi haber vermemişti. Kızı, on iki yaşına gelmişti ve babasını görünce sarılıp ağladı. Büyük oğlu yanına yaklaştı ama Erdal onu kucaklamak isterken, çocuk sadece kız kardeşini tutup götürdü; ortanca oğlan da peşlerinden gitti.

O bir hain, ne babası, dedi büyük oğlu. Hadi işlerimiz var, çalışmalıyız.

Erdal sessizce izledi, oğlu traktöre atlayıp patates tarlasını sürmeye başladı. Diğer çocuklar da tavşanları besliyordu. Çiftlik küçülmemiş, aksine büyümüş, daha önce hiç tavşanları yoktu ki Çocukları büyümüş, o ise bunu hiç görememişti.

Anneleri nerede? Seni burada yalnız bıraktı mı? diye sordu Erdal annesine.

Sen gibi düşünme. Gelininin adı Eda, unuttun mu? Az sonra işten gelir. Sizi özel bir sebepten mi görmek istedin ikiniz birden?

Konuşmaya geldik, önemli.

Söyle ne diyeceksen, çabuk ol ki Eda gelmeden çıkıp gidin.

Seni almaya geldik.

Ben çocukları zannettim. Onların annesi var. Sana gelince, ailenle kal. Şimdi evi, tarlayı satarsan çok para geçer eline. İstanbulda yanına ev alınır. Yeter ki sat.

Çocuklar ne olacak? Niye susuyorsun?

Eda da şehre gitsin. Kiraya çıkar. Orada olanak daha fazla.

Olanak var da, gitmek isteyen yok. Çoktan giderlerdi.

Sana söyledik; biz alıcı da bulduk. Ama fazla oyalanma, kararını ver.

Verecek kararım yok. Bu evde artık ben yokum, sahibesi değilim.

Neden öyle diyorsun anne?

Tam o sırada Eda içeri girdi.

Ne güzel, kimler gelmiş!

Eda, Erdalın hiç görmediği kadar güzelleşmişti. Annesinin küpelerini takıyor, saçlarını modaya uydurmuş, giyimiyle alımlı bir kadın olmuştu. O eski Edadan eser yoktu. Karşılaştırınca yeni eşinden daha güzel görünüyordu. Erdal dalgınlaştı, ta ki yeni eşi ona dirsek atana kadar.

Anne, çay demler misin? Misafir gelmiş, dedi Eda.

Misafir artık gider. Söylemek istediğini söyledi. Hayırlı yolculuklar, oğlum, annene uğradığın için sağ ol ama bir daha seninle yolum kesişmesin istiyorum, dedi Gülderen.

Anne, bak telefon numaram. Düşünürsen ara, dedi Erdal, masaya bir kâğıt bırakıp çıkarken.

Erdal, annesinin veda gününde tekrar geldi sadece. Eda aradı, sonuçta oğlu. Çocuklar büyümüştü, büyük oğlu da baba olmuştu. Erdalın çocukları ona karşı yabancı gibi soğuk davranıyordu; kızı ise hiç konuşmak istemedi.

Eda, çocuklar büyüdü, ev bana ait. Geri döndüm, burada yaşayacağım. İstersen kal, istemezsen kalma.

Eda hiçbir şey demeden komodinden belgeleri çıkardı. Ev, Gülderenin Edaya bağışladığı şekilde yıllar öncesinden Edaya aitti. Üstelik o yıl, Erdal ona terk mektubu yazmıştı. Erdal sessizce evi terk etti, Eda ardından gidip alıkoymadı. Bağını koparmıştı çoktan. Şimdi yanında sadece çocukları ve torunları vardı.

Hayat her zaman istediğimiz gibi gitmez. Ama cesaret ve sevgiyle kurulan yuvalar, zamanla acının yerine huzur getirir. İnsanları en çok sevenler, en zor günde tutunacağınız dallar olur. Bazen en büyük zenginlik, kalbinizin bir köşesinde sakladığınız vefalı insanlardır.

Rate article
Lifequest
Galina Marketten Eve Döndü, Alışveriş Poşetlerini Yerleştirirken Birden Oğlunun ve Gelinin Odasından Gelen Tuhaf Sesleri Duydu; Kontrol Edince Gördüklerine İnanamadı: “Valya, Nereye Gidiyorsun?” diye Şaşkınlıkla Sordu—Gözyaşları İçinde Cevap Veren Gelini Elinde Bir Mektup Tuttuğunda Galina Okudukları Karşısında Donup Kaldı