Serkan en güzel çiçek buketini aldı ve heyecanla buluşmaya doğru yola çıktı. Elinde renkli çiçeklerle, İstanbulda büyük meydandaki fıskiyenin yanında umutla bekliyordu. Nehir ise ortalıkta görünmüyordu. Etrafına bakındı, cep telefonundan Nehirin numarasını çevirdi; açan olmadı. Belki de gecikiyordur, diye düşündü ve tekrar aradı. Bu kez Nehir telefonu açtı.
Nehir, ben geldim, sen neredesin? diye soruverdi Serkan.
Serkan, aramızda her şey bitti! dedi Nehir birden.
Ne? Neden? diye dondu Serkan, şaşkınlıkla.
Hepsi şu buket yüzünden! dedi Nehir beklenmeyen bir şekilde.
Buketle ne var ki? diye kafası karıştı Serkan, bir türlü anlam veremedi.
Serkan çiçekçi dükkanında uzun süre dolaşıp durmuştu. Bordo güller, sarı laleler, beyaz zambaklar, saksılarda ve vazolarda çeşit çeşit çiçekler, hepsi itina ile seçilmiş, zarifçe süslenmişti. Serkan ise kararsızca bir o yana bir bu yana bakıyor, karar veremiyordu.
Nehirle daha önce yaptığı bir sohbeti hatırlıyordu ama ayrıntıları aklına gelmiyordu. Nehirin bazı çiçeklerden hiç hoşlanmadığını, bazılarını ise çok sevdiğini konuşmuşlardı. O ilk tanıştıkları gün heyecanı ve içtiği bir kadeh şarapın etkisinden, Nehirin söylediği şeylere pek odaklanamamıştı.
Normalde ağzı laf yapan, kendine güvenen Serkan bu kez sadece Nehirin güzelliğine, uzun düz saçlarına, zarif boyun hattına ve yanaklarındaki gamzelere hayranlıkla bakmıştı. Belki de aşk dediğin böyle bir şeydi?
Zaten, hangisini sevdiğinin önemi var mıydı ki? Akşam çok güzeldi. Şimdi de bir türlü aklına getiremiyordu Nehirin sevdiği çiçekleri.
O kadar güzel gerberalarımız var ki, bu mevsimde başka yerde bulamazsınız! Çok özel bir tür, dedi çiçekçi kadının sesiyle irkilerek. Serkan acele etmeli, bir karar vermeliydi.
Tam buketi seçip çıkacakken annesi aradı. Annesi son zamanlarda çok sık arıyordu.
Oğlum Serkan, karar verdin mi? Bugün cuma, haftasonu köye gelsene biraz, dedi annesi.
Yok anne, işlerim çok
Babanannen seni bekliyor, kapıdan gözünü ayırmıyor devamlı.
Anne, gerçekten çok yoğunum, sonra konuşalım olur mu?
Serkan aceleyle kapattı. Annesiyle babaanesi memleketi olan Balıkesirin bir köyünde yaşıyorlardı ve sürekli onu çağırıyorlardı. Serkan birkaç kez ertelese de, içten içe bu ısrarlardan hafifçe bunalıyordu. Yaşlı babaanne zaten hep hastaydı, ama sürekli başında beklenmez ya! O da gençti, işlerinin ve hayallerinin peşindeydi.
Hele bugün… Düşleri ve emekleri yepyeni bir tanışmaya odaklanmıştı. Bugünkü buluşma iyi geçerse, yarın Nehiri şehrin dışında bir yere, çok sevdiği o küçük sahil kasabasına götürmeyi planlıyordu. Hem annesi de hep bir gelin umudundaydı; belki yolunda giderse bu iş olurdu.
Ama bir türlü hatırlayamıyordu Nehirin hangi çiçeği sevdiğini. Kadınların şu çiçek meselelerini ezberlemek zaten çok mu elzem? diye geçirdi içinden. Satıcı hanım ise usulca izliyordu onu.
Sanırım Nehir, güllerin dikenlerinden şikayetçi olmuştu, diye düşündü Serkan, gül almamak gerek! Sonunda pembe-beyaz büyük gerberalardan oluşmuş bir buketi seçip hızlıca çıktı, çünkü işine yetişmesi gerekiyordu.
Nehirle yeni yapılan bir alışveriş merkezinin önündeki devasa fıskiyede buluşacaklardı. Serkan geç kaldı, çünkü müdür aniden toplantı koymuştu. Belki de terfi haberi alacaktı!
Serkan geç kalacağını haber verdi Nehire ve telefonunu sessize aldı. Toplantıdayken annesi de aradı ama açamadı. Sonra nefes nefese buluşma yerine yetişti, elinde gerberalı buketle.
Nehir ortalarda yoktu. Etrafa bakındı, meydanda gezinip Nehiri aradı ama göremedi. Oturup onu beklemeye karar verdi, belki o da gecikiyordur diye. O sırada annesine de henüz dönmemişti, fakat aramak istemedi, çünkü Nehirin aramasını bekliyordu. Ancak zaman geçip de hâlâ aramayınca, kendisi aradı.
Bu defa Nehir telefonu açtı.
Nehir, neredesin? Seni bekliyorum, dedi Serkan.
Biliyorum, ben kafede karşıdayım, uzunca bir süredir seni izliyorum, dedi Nehir.
Gerçekten mi? Hangi katta? Göremiyorum seni, aşağıya inseydin ya?
Nehir konuşmasına fırsat vermeden, Hem geç kaldın dedi sitemle.
Evet, özür dilerim, müdür aniden toplantı yaptı, ne yapayım!
Bir de çiçek meselesi
Çiçek? Ne olmuş ki? dedi Serkan şaşkınlıkla.
Hangi çiçeği sevdiğimi bile hatırlamamışsın!
Nehir, istediğin çiçek yoktu ki
Gül mü? Hangi çiçekçi bugün gül satmıyor? Defalarca en sevdiğim gül dedim sana Sen ise
Telafi ederim Hemen geliyorum, bulacağım seni!
Serkan kafeye girdi, Nehiri köşe masasında buldu. Yanına ilişti. Buketi sunmaya bile cesareti olmadı, masanın üstüne usulca bıraktı. Nehir yüzüne bile bakmadı.
Suçunu telafi edebilmek için en sempatik ama samimi yanını gösterdi Serkan. Çabaları sanki işe yaradı, Nehir hafifçe gülümsedi. Beraber birer Türk kahvesi içtiler, çıkarken Nehir yine bukete bakmadı.
O esnada içeriden genç, güler yüzlü bir garson kız koşup geldi, Buketiniz kaldı! dedi.
Size hediye, buyurun, dedi Serkan gülümseyerek.
Çok teşekkür ederim! Genç kız şaşkındı ama belli ki mutlu olmuştu.
Nehir ise yine üzüntülüydü.
Nehir, hemen şimdi sana kocaman bir gül buketi alayım!
Sağ ol, dedi kısa ve soğuk bir ifadeyle. Bugünlük çiçek istemiyorum.
Merdivenlerden inerlerken Serkan arkadan onu takip ediyordu. Tam o sırada annesinden tekrar telefon geldi.
Yine rahatsız etmiyorum ya?
Nehirin duymadığı gibi Serkan da yavaşça yanıtladı:
Yok anne, bu defa tam vaktinde aradın. Yarın geliyorum köye, söz.
O akşam Nehirle yolları kolayca ayrıldı. Serkan, bir daha görüşemeyeceklerini anlamıştı.
Ertesi gün, köy yollarında arabasıyla ilerliyordu. Doğanın sonsuz renkleri ve mis kokuları arasında derin bir huzur buldu. Arabasını yol kenarına çekip, taptaze çiçeklerle dolu tarlada yürüdü. Tıpkı dikkatli bir çiçekçi gibi en canlılarını ve güzellerini topladı.
İnanıyordu ki, bu defa doğruyu yapıyordu; çünkü gideceği yerde, annesi ve babaannesi bu çiçeklere fazlasıyla sevineceklerdi.
Eve vardığında, buketi ikiye ayırdı. Annesi mutluluktan oğlunu öpücüğe boğarken, babaannesi ise elleriyle kokladı çiçekleri, Ne zamandır bana kimse çiçek hediye etmemişti! dedi gözleri dolu dolu. Taze çiçeklerin kokusu gençliğinin anılarını canlandırdı ve yüzünde umut dolu bir ifade belirdi.
Serkan, babaannesinin dizine başını koyup huzur buldu. Babaannesi ise çiçekleri teslim etmek istemiyor, Dur, önce testiden serin su doldur, geniş bir vazo bul, çok dikkat et oğlum, ben onları seyredeceğim, diyordu.
O an Serkan, hayatındaki en güzel hissin, insanın sevdiklerini mutlu ettiğinde ortaya çıktığını anladı. Aşkın, sevginin ve bağların gerçek değerini, zamanında fark edebilmenin, sevdiklerini el üstünde tutmanın ne kadar önemli olduğunu düşündü.
Hayatta herkesin yolu, gönlünden geçenlerle kesişmeyebilir. Ama kalpten verilen bir demet çiçek bazen hiç tahmin etmeyeceğin kadar mutlu edebilir. Yeter ki, sevgin içten olsun ve zamanında paylaşmasını bil.
Hayat da böyledir işte: Birine hediye edilen bir avuç çiçek, bazen sevdanın, bazen şefkatin, bazen de güçlü aile bağlarının simgesi olur. Önemli olan, sevgini doğru zamanda, doğru kişilere hissedebilmektir.




