Eşimin Gizemli Mesajları: Olcay ve Serkan’ın Telaşlı Bir Sabahında Yanlışlıkla Ortaya Çıkan Sırlar ve Sürprizlerle Dolu Bir Hafta Sonu

Gizemli Mesajlar

Güneş doğmadan önceki o son sessiz dakikalarda Barışla aramda geçen dün sabahı düşündüm. Yine alarmı kaçırmış, uyanmamız gereken saati geçirmişiz. Alelacele evin içinde koşturarak giyinmeye çalışırken, bir yandan da oğlumuz Canı anaokuluna hazırlamaya çabalıyorduk.

“Barış, Canı sen alacak mısın bugün çıkışta?” diye bağırdım odadan, bir elimde pantolon, diğer elimde Canın anaokuluna götüreceği çantası.

“Tamam Melis! Ama anahtarlarımı gördün mü?” diye seslendi Barış.

“Hayır, bilmiyorum,” dedim biraz sinirli, çünkü cep telefonumu bir türlü bulamıyordum. Telaşla odaların arasında dolanırken sonunda elime geçen telefonu kaptım ve Canın oyuna dalmış dikkatsizliğine rağmen onu giydirmeye çalıştım.

Okula gitmekle uğraşırken, Can’ın montunun fermuarı sıkıştı. Zaten geciktiğimiz için sinirlerim iyice gerilmişti ki, birden Can yüzünü buruşturup gözleri dolmaya başladı.

“Anne, anaokuluna gitmek istemiyorum” dedi incecik bir sesle, minik ellerini yumruk yaparak.

“Canım oğlum, ne olur kolaylık çıkar, çok geç kaldık!” Uğraşıyorum ama sesim titriyor, belli ki kendim de zor ayakta duruyorum. Diz çöküp kucağıma aldım oğlumu, saçını okşadım. “Bak, arkadaşların seni bekliyor. Oyunlar oynayacaksınız, güzel vakit geçireceksin…”

Ne söylesem de inandıramadım. O an öğretmeni kapıda belirdi, bana gülümseyerek Canın elini tuttu.

“Melis Hanım, merak etmeyin, Can bugün yine uyum sağlayacak,” dedi ve oğlumu sınıfa aldı.

Derin bir nefes aldım ama hemen aklımda stres dalgaları çarpmaya devam etti. Saatime baktıkça zamanın nasıl akıp gittiğine inanamıyordum. Hemen bir müşterimi arayıp geç kalacağımı haber vermek istedim. Çantamdan telefonumu almak isterken, bunun benim telefonum olmadığını fark ettim. Bizimkilerle aynı olan kılıflar yüzünden Barışla telefonlarımızı karıştırmışız! Müşterimin numarasını ezbere bilmiyorum, arayamıyorum; Barışı arayıp yardım istemekten başka çarem yoktu.

Tam o sırada, telefon titredi. Yabancı bir mesaj ekrana yansıdı:

Emre: “Spor salonundaki kız ne oldu? Numaramı verdi mi sana?”

Damarlarımda kanım çekildi. Mesajı tekrar okudum, tekrar tekrar… Sonra Barışın Emre ile konuşmalarını açıp satır satır okumaya başladım.

Emre: “Yakınlaştın mı bari, numarası sende mi?”

Barış: “Evet aldım, haftasonu bende buluşacağız dedik.”

Donup kalmıştım. Haftasonu? Tam da oğlum Canı anneme bırakıp kalacağım gün… Tüm vücudumu bir ağrı kapladı.

Bazen bilmemek daha iyidir, dedim kendime. Keşke şu kılıflar yüzünden telefonu karıştırmasaydık…

Kendimi toparlamam kolay olmadı. Barışa hiçbir şey belli etmemeye çalıştım. Göz göze geldiğimiz her an, sanki suçun ağırlığını üzerinde taşıyormuş gibi hissediyor ama belli etmiyordu. Haftasonu yaklaşana kadar üç gün boyunca evde dolaşıp aynı cümleleri kafamda tekrar eder hale geldim: “Belki yanlış anlamışımdır, belki masumca bir espridir…”

Ama Barış normaldi. Yemek hazırlamama yardım ediyor, bana nasıl geçti diye günümü soruyor, Canı yatağına yatırırken ilgisini eksik etmiyordu. Sanki her zamanki Barıştı Ama ben her hareketinin içinde bir sır arıyordum artık.

Çarşamba akşamı birlikte film izlerken, başımı omzuna yasladım ama içimde gözyaşımı tutmak için neredeyse kendimi ısırıyordum. Eskiden huzurlu olan bu temas bile artık bana koca bir boşluk gibi geliyordu. Sanki bir anda gerçeğim elimden alınacaktı

Cuma akşamıydı, Canı yatırdık. Ben mutfakta ellerimi soğuk suda gezdirirken gelip belimden sardı.

“Bugün çok dalgınsın Melis, bir şey mi oldu?” dedi fısıltıyla.

“Tüm gün yoğun geçti, yorgunum.” Zorla gülümsedim, yalan söyledim.

“Üzülme, böyle günler olur,” dedi ve başımdan öptü.

O gece, Barış uyuduktan sonra sessizce kalkıp banyoya geçtim. Kapıyı kilitledim, küvetin kenarına ilişip musluğu açtım. Sonunda çaresizce ağlamaya başladım.

“Neden?” diye sorup durdum kendi kendime. “Neden böyle bir şey başıma geldi?”

Defalarca tekrarladım ama yanıt bulamadım. Sonunda içimden gelen tek ses, “Sabah yine maskeni takman gerekecek,” oldu. Çünkü gerçekler çok yakındı.

Cumartesi sabahı Canı anneme bıraktım. İçimde taş gibi bir ağırlık… Annem hemen anladı bir şeylerin yanlış gittiğini.

“Melis, iyi misin kızım?” diye endişeyle sordu.

“İyiyim anne, acelem var. Barışa sürpriz yapacağım,” dedim, neredeyse kaçacak gibi oğlumu öpüp eve döndüm.

Arabada yalnız kaldığım on beş dakikada kalbim, aklım, ellerim ayrı hızlarla çarpıyordu. “O başka biriyle buluşmaya gidiyor olabilir mi, yoksa yanlış mı anladım?” Kafamın içinde deli gibi dönüp duran sorularla eve yanaştım, moturu kapattım.

Arabadan çıkmak istemedim. Geçmişteki mutlu anları düşündüğüm her saniye sanki süren huzurumu uzatıyordu. Barışla kahkahalarımız, Canla parktaki yürüyüşlerimiz, mutfakta hazırlanan şen sofralar… O anda anladım ki, bu huzur dakikası bana çok değerli gelmiş.

Cesaretimi toplayıp yukarı çıktım. Kapının önünde uzun zaman anahtarı oyalarcasına tuttum elimde. Sonra usulca döndürüp açtım. Ev karanlıktı, sadece mutfakta abajur yanıyordu. Az ileride, fısıldaşmalar ve hafif bir kadın kahkahası duydum. Bir anda içim buz kesti.

“Barış burada, şimdi gerçek yüzleşme zamanı,” dedim kendime.

Koridordan adım adım ilerledim. Sanki bedenim bambaşka birine ait gibiydi. Sonunda korkuyla kapının eşiğinden seslendim:

“Barış?” fısıldadım, sesim kendi kulağıma da yabancı geliyordu.

Biraz daha cesaretle tekrarladım:

“Barış?!”

Mutfakta iki kişi vardı: Bir erkek ve bir kadın. Erkek, Barış değildi, Emreydi! Barışın en yakın arkadaşı. Donup kaldım.

“Melis! Sandığın gibi değil vallahi, bak şimdi, evde buluşmamız gerekmiyordu ama Melis, lütfen! Otelde de buluşabilirdik ama ben hâlâ ailemle yaşıyorum, malum!” diye telaşla anlatmaya başladı Emre.

Dinleyemiyordum. Kendimi dışarıdan izler gibiydim, olanları çözmeye zihnim hiç yanaşmıyordu. Sadece gözlerimden yaşlar süzüldü. Ama bir yandan, garip bir şekilde, yüzümde bir gülümseme hissettim.

“Anladım Emre…” dedim kısık sesle, duygularıma hâkim olamadan, “Ben gidiyorum.”

Yavaşça kapıyı çekip sokağa çıktım. Soğuk hava yüzümü okşadı, kafamda karanlık bir boşluk… Ellerimle titreyerek kendi telefonumu buldum ve Barışın numarasını tuşladım.

“Alo” dedi Barış telefonda.

Kelimelerin ne anlamı vardı ki? Umutsuzca ve biraz komik bir biçimde,

“Seni seviyorum. Gerçekten seviyorum…” dedim ağlayarak, sinirli bir kahkaha ile, hem üzgün hem şaşkın.

Bir an toparlanmaya çalıştım.

“Evdeydim… Emre oradaydı… Başkası yoktu.”

“Melis, özür dilerim, lütfen bana kızma. Ofisteyim şu an, gel yanımda ol, olur mu? Yemin ederim, her şeyi anlatacağım. Duydun mu? Lütfen bana inan. Gelebilecek misin?”

“Geliyorum…”

Arabama atladım, bir an önce sevdiğim adamı görmek ve sarılmak istiyordum.

Konferans odasında yerde oturuyorduk, önümüzde bir şişe şarap. Başımı Barışın omzuna yaslamış, kadehimi avucumda tutuyordum.

“Barış, affet… Mesajlarını karıştırmak istememiştim. Hiç böyle şey yapmam…” dedim utanarak.

“O da benim suçum Melis, seni bu saçma olayın içine çekmemem lazımdı,” dedi, gözlüklerini çıkarıp yüzüne baktı.

“Peki niye onun adına konuşmak zorunda kaldın?”

“Emre benim çocukluk arkadaşım, başı derde girdi. Spor salonundayken kızın üzerine enerji içeceği dökmüş, bembeyaz takım elbisesini mahvetmiş… O günden beri kendini toparlayamadı. ‘Sana yalvarıyorum, yardım et, numarasını sen iste,’ deyip durdu.”

Barış, Emreyi taklit ederek konuştu. Ben de gülmeye başladım.

“Emre benim kardeşim gibi, yanımda utanacak hali yok. Kızla bir daha nasıl konuşacağını bilemedi. Ben de yardım ettim, numarasını aldım, işini kolaylaştırdım.”

“Peki niye eve getirdi? Otelde de buluşabilirdi.”

“Ailesiyle yaşıyor da ondan… Ev işlerini annesi yapıyor, dışarıda masraf olmasın diye. Annesi köfte yapar, çoraplarını bile ütüler.”

Haklıydı, göz göze geldik, ikimiz de bir süre güldük.

“Bari şimdi ne yapalım? Evde onlar kaldı, ben asla dönmek istemiyorum… Temizlesinler biraz. Biz otelde kalsak?”

Barış ufak bir kahkaha attı ve elini uzatıp bana sarıldı.

“Ben cimri değilim Melis, bu geceyi hak ettik. Hadi, bir otelde güzel bir akşam yaşayalım.”

Ciddiliğini bozmadan bir anda beni kucağına aldı. Kendimi onun yanında güvenli ve huzurlu hissettim, içimden kahkahalar atıyordum.

Birkaç saat önce içimde bir evliliğin yasını tutuyordum, şimdi ise Barışın kollarında dünyanın en mutlu kadınıydım.

Rate article
Lifequest
Eşimin Gizemli Mesajları: Olcay ve Serkan’ın Telaşlı Bir Sabahında Yanlışlıkla Ortaya Çıkan Sırlar ve Sürprizlerle Dolu Bir Hafta Sonu