Oğlumun evindeki Noel yemeğinde, bana dönüp “Bu yıl Noel sadece çekirdek aile için, sen olmadan daha iyi olacak,” dedi ve ben şaşkınlık içerisinde kalakalmışken, herkes kadeh kaldırırken, tanımadığım bir numaradan telefonum aniden çaldı.

Yılbaşı akşamı damadımın evinde otururken, o bana bakar ve Bu yıl yılbaşı sadece en yakın aileyle, sensiz daha iyi olur der. Şok içinde kalmışken, herkes kadehini kaldırdığında telefonum tanımadığım bir numaradan çalar.

Hemen eve dönmen gerekiyor, keskin bir ses sessizliği deler.

Kimsin? Ne istiyorsun? diye sorarım.

Bana güven ve şimdi git, diye ısrarla tekrarlar ve hemen kapatır.

Bu uyarının aceleci telaşını hissedip masadan kalkarım, nezaketimi bir kenara bırakırım. Arabaya bindiğimde, evime doğru yönelirken, ne olduğunu anlamaya çalışırım, kalbim çarpıntıyla çarpar.

Gün öncesi öğleden sonra telefonun çalması, sanki bir bıçak gibi sessizliğimi deler. Oğlum Emir, sesini soğuk ve uzak tutar.

Anne, bu yıl yılbaşını sadece en yakın aileyle, sensiz kutlayacağız.

Bu sözler midemde büyük bir kaya gibi hisseder. Eski deri koltuğumda donuk bir şekilde otururum, arkamda ocak huzurla çıtırdar. Pencerenin önündeki renkli yılbaşı ışıkları artık yalnızlığımı tiye alır gibi yanar.

Ama oğlum, biz her zaman Ne oldu? Bir şey mi yaptım? diye sorarım.

Hiçbir şey olmadı, der soğuk bir kesinlikle. Sadece sakin, sade bir tatil istiyorum. Şebnem de bu kararı destekliyor.

Göğsüm sıkışır. Şebnem, yıllardır her yıl hindiyi bana saklayan gelinim, geçen ay bana eşim Ahmetin özel iç harç tarifini sormuş, yardım etmiş kadındı. Telefonu kapattığımda gözlerim yılbaşı ışıklarını bulanık bir akışa çevirir, saat sekizde çalan duvar saatinin çanları, oğlu­mun sesindeki kesinliği vurgular.

Pencere dışından kalın kar taneleri düşerken, karşı sokaktaki evler sıcak bir sarı ışıkla parlar. Aileler masalarda toplanmış, neşeli hikâyeler ve kahkahalar paylaşır. Karşı evdeki ağaç, süslü bir yılbaşı ağacı, altına özenle paketlenmiş hediyeler bekler.

Ne yaptım ki? diye kendime fısıldarım camda yansıyan soğuk yansıma karşısında. Parmaklarımla buğunun üstünde anlamsız desenler çizerken, geçmiş aylarda Emir ile yaşadığım tüm anıları zihnimde tekrar ederim. Gelenekleri korumak için fazla baskıcı mı oldum? Ahmetin anısını tutmak için çok ısrarlı mıydım?

Kar tanelerinin her birini, sokak lambalarının altındaki amber ışıkta izlerim. Çocuklukta Emir, pencereye burnunu sürerek kar tanelerini sayar, bana kış maceraları okurmuş. O çocuk şimdi yabancı bir yabancı gibi durur.

Gece yavaş yavaş geçer, ocak nihayet tamamen söner, geriye soğuk kül ve yanık meşe kokusu kalır. Mutfakta bir çorba kutusunu ısıtmak için mikrodalga çalıştırırım, ama içimden bir ses hâlâ Emirin sesini arar, bir ipucu bulmaya çalışır.

Eski telefon rehberini karıştırmaya karar veririm, belki onu bir kez daha arayıp bir şeyleri telafi edebilirim. Çekmeceden sarı sayfaları çekerken bir fotoğraf albümü kayar dışarı. Elime titreyen ellerle kapağını açarım. İlk sayfada beş yaşındaki Emir, dişli bir gülümsemeyle büyük bir yılbaşı ağacının altında bir ahşap uçak tutar. Diğer sayfada Ahmet, un tozu saçlı başının üzerinde, şeker bisküvi hamurunu yoğururken neşeyle güler.

Üçümüzün bir fotoğrafı Ahmet, küçük Emiri göğsüne sımsıkı tutmuş, ben de iki çocuğu kucaklamış, hep birlikte kameraya gülmüşüz. O zamanlar hiç kırılacak bir şey yokmuş gibi görünürmüşüz.

On beş yıl önceki o yılbaşı sabahını hatırlarım; Emir, Superman pijamalarıyla merdivenlerden koşmuş, Ahmet, meşhur tarçınlı çöreklerini yaparken ben, onun heyecanına sahte bir şaşkınlık takınırmışım. Ne zaman o mucize dolu his kaybolmuş? Çocuk, soğuk bir yabancıya dönüşmüş mü?

Diğer sayfalara bakarım; her fotoğraf bir bıçak gibi içimi deler. Ahmetin son yılbaşı, beş yıl önce, kanser elllerini yorgun bırakmış ama hâlâ her hediyeyi tek tek ambalajlamaya ısrar etmiş. O yıl Emir daha az gelir, her zaman iş bahaneleri bulmuş.

Umut, aileyi bir arada tut, Ahmet, ölümcül bir hafta içinde, morfine bağlı gözleriyle bana fısıldamıştı. Söz ver bana, Robertla aradaki boşluğu asla büyütme.

Ben de kesin bir şekilde söz vermişim. O söz ne kadar çökertildi?

Mikrodalganın sesli uyarısı duyulur ama ben duymam. Her şey, bir zamanlar tam ve bütün olduğumuz anlara dönüşür. Albümü özenle kapatır, Ahmetin fotoğrafını pencere kenarına koyarım, sabah uyanınca ilk gördüğüm şey olsun diye.

Kıyafetlerimi çıkarırken, Ahmetin yan yatağı devasa ve boş kalır, beş uzun yalnız yıl boyunca hâlâ yankılanır. Bu gece, Robertin kaybı gibi, bir boşluk daha katlanır, sanki Robertin ortadan kaybolması evin içinde iki kat yalnızlık yaratmış gibi.

Sabah ışığı kapalı perdelerden süzülür, kahvaltı masasına uzun gölgeler çizer. Gazete kase içinde, soğuyan bir kasenin yanına katlanmış, sürekli ölüm ilanlarını okurum; her geçen yıl bu karanlık bir anlam kazanır.

Telefonun tiz çaldığı anda, gece yarısı yılbaşı akşamı yaşanan tartışmanın ardından beklenmeyen bir arama hissedilir. Arayan numara Robert olur, kalbim bir anda hızlanır.

Anne, der, neredeyim? Çok merak ettik.

Şimdi dönüyorum, yakında konuşuruz, diye cevap veririm, sesim beklediğimden daha temkinli.

Bu kez sesinde gerçek bir sıcaklık hissederim.

Dün geceki aram için özür dilerim. Tamamen hatalıydım.

Rahatlamanın dalgası hızla içime dolar, masanın kenarına tutunurum.

Oğlum, seni duyduğuma çok sevindim. Bir şey yapmadım diye korktum, der.

Hayır anne, sen hiçbir şey yapmadın. İş stresiydi, seni yanlış kişiye yönlendirdim. Şebnem, aile geleneklerinin ne kadar önemli olduğunu hatırlattı. Yılbaşı akşamı sana gelmeni gerçekten istiyoruz.

Tabii ki, gelirim, derim, sevinç damarı gibi kabarcıklar içinde. Babanın meşhur hindisini ve kızılcık sosunu yaparım.

Bir an durur.

Şebnem çok heyecanlı, ekler. Çocuklar büyükannesinden daha fazla hikâye ister.

Sesi bir şeyler sakladığını hissettirir; sanki bir senaryo okurmuş gibi.

Robert, nasıl bu kadar çabuk fikrini değiştirdin? Dün kesin bir karar vermiştin, derim.

Yanlış yaptığımı fark ettim, bu kadar, diye cevap verir, sorumu boğar. Şimdi gitmem lazım, iş çağırıyor. Yılbaşı gününde öğle vakti görüşürüz.

Bekle, sadece özel bir konuşma yapabilir miyiz?

Seni seviyorum anne, yakında görüşürüz.

Arama aniden kesilir. Elimde telefon, gözlerim ona bakar, sanki cevaplarını saklıyor.

İçim bir an için saf bir sevinçle dolar; yılbaşı kurtarılmış, aile yeniden birleşmiş gibi hissederim. Ancak sessizlik içinde bir şüphe belirir, soğuk ve sinsice, pencerenin kırık camından içeri süzülen hava gibi. Emirin sesindeki ton hâlâ eksik bir şeyler taşır. Kelimeler doğru, özür düzgün, ama ton mekanik, bir kontrol listesi okur gibi durur.

Mutfak penceresinden dışarıya bakarım; dün geceki beklenmedik kar, bahçeyi bembeyaz bir cennet yapmış. Mahallenin çocukları dev bir kardan adam yapıyor, neşeleri bana doğru yankılanıyor normal bir aile, normal bir Aralık sabahı.

Belki fazla düşünüyordur, diye mırıldanırım Ahmetin hatırasına, sabah rutinime devam ederken. Çöpler lavaboya, gazete çöp kutusuna; o rahatsız his, sadece artar. Emir, daha derin bir konuşmadan kaçınmış gibi, telefonu kapatıp kaçmış gibi.

Şebnem aslında aile geleneklerinin temel olduğunu hatırlattı, diye tekrar eder ses. Ne zaman Şebnem bunu hatırlattı? ve Neden onun izni lazım ki? diye sorarım.

Üç gün içinde enerji patlaması yaşarım; 22 Aralıkda, Ahmetin ölümünden beri hiç hissetmediğim bir coşku var, Noel şarkıları mırıldanarak kahvem hazırlarım. Not defterim menü planları ve market listesiyle dolar; Hindî, kızılcık sosu, Ahmetin iç harcı diye yüksek sesle tekrar ederim, her şey mükemmel olmalı. Bu, aile geleneklerinin hâlâ derin bir anlam taşıdığını kanıtlamak, kayıp zamanın bağlarını yeniden kurmak demektir.

Kasabanın en işlek etçisinin dükkanında, yılbaşı kalabalığı içinde, en iyi hindiyi isterim. Kilo ağır bir hindiyi seçer, tam fiyatını öderim, hiçbir pazarlık yapmam. Hindiyi evime taşıma hayalimde zaten canlandırırım.

23 Aralıkta, kalabalık bir alışveriş merkezine girer, oyuncak dükkanında Deniz için bir ahşap uçak seti alırım; eski fotoğraftaki uçak hatırasını canlandırmak isterim. Sedaya bir sanat seti alırım, renkli kalemlerin bir gökkuşağı gibi olduğu bir kutu.

O gece, kış bahçesinden taze otları toplarım, Ahmetin el yazısıyla yazılmış tarif notasını yan tarafa koyarım. Sarımsak, biberiye, zeytinyağı ve Ahmetin gizli bir beyaz şarap damlası ile karışımı hazırlayıp hindinin derisinin altına sürer, sanki eski bir ritüeli gerçekleştiririm.

24 Aralık sabahı soğuk ve gri, ama moralim beklenmedik bir şekilde hafif. Çocukların hediyelerini bir askeri disiplinle paketler, köşeleri kusursuz kırpar, kurdeleleri simetrik bir yay gibi bağlarım. En sevdiğim yılbaşı gömleğini ütüler, üzerine bir tutam parfüm sıkıp kendime bir zırh gibi takarım.

Akşam yaklaştıkça, Emirin son bir doğrulama araması gelmez. Hindiyi getirmeli miyim? Çocukların alerjisi var mı? gibi sorular aklıma gelir.

Komşum Frank, pencereye bakarak sorar:

Hope, yarın büyük planların var mı?

Yılbaşı akşamı Robert ve ailesiyle, derim. Belki çok çabuk oluyor, gerçek bir aileye dönüşeceğiz.

Frank hafifçe başını sallar, Gerçekten harika bir haber. Mutluluğu hak ediyorsun.

O gece yatağa uzandığımda, hindinin soğuk bir yerde dinlenmesi, hediyelerin kapıya yakın beklemesi, sadece kalbimde çarpan bir heyecan var.

Sabah ışığı pencereye süzülür, masanın üzerindeki gazete katlanmış, kahvem buharlanır, ölümleri incelerken bir anlık bir hüzün hissi artar. Telefon birden çalar, ekranda Robert yazar.

Anne, der, neredesin? Çok merak ettik.

Hemen dönüyorum, yakında konuşuruz, diye cevap veririm, sesim temkinli ama kararlı.

Gün öncesi, bir telefon çaldı; Biri evine gird bir ışık bir şey var demişti. 9da bir komşu, Bir ışık gördüm, evde bir şey varmış, demişti, ama kimse tam anlayamazdı.

İlk olarak arabamı sürer, gece karla kaplı sokaklar içinde Ahmetin evine doğru yol alırım. Çam ağaçları kırmızı ve altın ışıklarla süslenmiş, kapının önünde bir kutu dolu hediye bekler.

Robertın evi kapısı aniden açılır; Şebnem gülümseyerek beni karşılar, Umay, sonunda geldin, hemen içeri gir, üşümeyecek bir şeyler yapalım.

İçeride ocak yanar, yılbaşı müziği hafifçe çalar, renkli ışıklar parke zemininde gökkuşağı gölgeleri oluşturur. Deniz, Büyükanne Umay, hediyeleri getirdin mi? Şimdi açabilir miyiz? diye bağırır.

Sabır, der Şebnem, hindiyi elime alırken, Bu çok ağır, ne kadar yaptın?

Ahmetin marinadında 24 saat sarımsak, biberiye ve sabır var, diye açıklıyorum, atkımı çözerek.

Murat ve Yusuf Harrison, Şebnemin anne babaları, içten bir sıcaklıkla beni selamlar. Robert sonunda ortaya çıkar, kravatını çok dikkatli bir şekilde bağlar, gülümsemesi dudaklarına kadar uzanır ama gözleri bir an için donuklaşır.

Gelmen çok değerli, anne, gerçekten çok anlam katıyor.

Ben bir an durur, Deniz elimi tutup beni yemek odasına çeker.

Yılbaşı masası mum ışığında parıldar, Şebnemin ince porselen takımı ve katlanmış peçeteler düzenli bir üçgen halinde. Hindim ortada, altın rengi derisi ışıkta parıldar.

Kesmek ister misin, Umay? der Şebnem, elektrikli bir bıçak uzatarak.

Bıçakla hindiyi dilimlediğimde, etin saflığı kemikten düşer, baharatlı kabuk bir melodi gibi etrafa yayılır. Tüm aile, lezzete hayran kalır.

Konuşma akıcı bir şarap gibi akar; Yusuf emeklilik projelerinden bahseder, Murat Şebnemin yemeklerini över, çocuklar okul ve arkadaşlarından sohbet ederO gece, gerçeğin ve sevginin ışığı altında, umutla yeni bir yılbaşı daha başladı.

Rate article
Lifequest
Oğlumun evindeki Noel yemeğinde, bana dönüp “Bu yıl Noel sadece çekirdek aile için, sen olmadan daha iyi olacak,” dedi ve ben şaşkınlık içerisinde kalakalmışken, herkes kadeh kaldırırken, tanımadığım bir numaradan telefonum aniden çaldı.