Eski Sevgilim Yıllar Sonra Akşam Yemeğine Davet Etti Ben de Gittim, Ona Kimden Vazgeçtiğini Göstermek İçin
Bir rüyanın ortasında uyandım sanki; telefonumun titrek sesi bir çay buharının aralığından yankılanıyor. Kapalı ve narin bir akşamda, İstanbulun nemli karanlığında, adımın yankısını duyar gibi oldum. Yıllardır sesini işitmediğim eski sevgilimden bir mesaj:
Merhaba. Biliyorum, tuhaf. Ama bana bir saatini ayırır mısın? Seni görmek istiyorum.
Gönlümde bir sessizlik uğuldu, midemde boş bir kuyuya taş atıldı sanki. Neden şimdi? diye fısıldadı bir düşünce, uzak bir cami avlusunda yankılanır gibi. Mesajın geldiği an sıradan bir çarşambaydı; işim bitmişti, çayımı demlemiştim, Boğazda bir vapurun hüzünlü düdüğü gibi yalnızlığım uzuyordu. Telefonum tezgahta, onun ismi titrek bir ışıkla gözüme çarpıyor, yıllardır ilk kez. Dört uzun yıl.
Şaşkın değildim, meraklıydım artık canım yanmıyordu, acının tortusu geçmişti.
Ne kalp emojisi vardı, ne seni özledim. Dramatik de değildi. Sanki hâlâ hakkıymış gibi, ölçülü bir davet. Bir yudum çay aldım, kendime yıllar önceki halimi hatırlatıp gülümsedim: O eski Melis… titreye titreye düşler kuran, belki işarettir diye günlerce kendini harcayan kız.
Şimdi öyle değildim.
Şimdi seçen bendim.
On dakika sonra cevap verdim:
Kabul. Bir saat. Yarın. 19:00da.
Hemen döndü:
Sağ ol. Adresi yollarım.
O anda hissettim, beni artık tanımıyordu. Ben başkayım artık, başka biri olmuşum; oysa o da değişmişti, ama bana ait olmayan bir şekilde.
Ertesi gün bir buluşmaya hazırlanır gibi hazırlanmadım. Sanki bir tiyatro sahnesinde, kimsenin maskesini takmadan oynamaya gidiyordum. Dolabımdan koyu zümrüt yeşili, yalın ve zarif bir elbise aldım. Ne fazla iddialı, ne de mahcup. Son zamanlardaki duruşuma uygun.
Saçlarım serbest, makyajım hafif, parfümüm pahalı ve temkinli.
Amacım pişmanlık yaratmak değildi.
Anlatmak istiyordum farkı devasa.
Restoran, İstanbulun kalbinde, Kadıköy ya da Nişantaşında ince zarafetiyle boy gösteren bir yerdi; tok bir şarap kadehi sesi, alçak kahkahalar ve loş avize gölgeleri arasında her kadın daha güvenli, her adam daha emin görünüyordu. O oturuyordu; daha derli toplu, daha soğukkanlı. Çünkü sürekli ikinci bir şansı başkaları tarafından ona tanınmış bir adamdı.
Beni görünce kocaman gülümsedi:
Sen harika görünüyorsun.
Bir baş hareketiyle teşekkür ettim.
Ne fazlası, ne eksiği sadece olması gerektiği kadar.
Oturduktan hemen sonra, sanki gecikirse ben gidecekmişim gibi, konuşmaya başladı:
Son zamanlarda seni düşünüyorum.
Son zamanlarda mı? dedim, hafifçe dudaklarımı kıvırarak.
Utanarak güldü.
Biliyorum, kulağa tuhaf geliyor
Ben sustum. Çünkü sessizlik, lafla kurtarılmaya alışmışlar için bir cezadır. Siparişi verdik, şarabı o seçmek istedi; yine gösteriş merakıyla, eski hükmetme alışkanlığını yitirmemiş gibi.
Yıllar önce beni de böyle kontrol ederdi.
Ama artık üzerinde kontrol kuracak bir ben yoktu.
Yemek gelene kadar başarılarından, işinden, etrafındaki insanlardan, her şeyin çok hızlı değişmesinden bahsetti.
Artık onu istemeyen bir kadının sabrıyla dinledim.
Bir ara hafifçe öne eğildi:
Biliyor musun en tuhafı ne? Kimse senin gibi olmadı
Etki bırakabilirdi; eskiden yumuşardım belki de. Ama numaraları öğrenen biri kolay etkilenmez.
Çünkü erkekler hep konforları tükenince döner, sevgi doğunca değil.
Sakin bakışımı ona çevirdim:
Bu ne demek?
İç geçirir gibi:
Sen gerçek, saf, sadıktın.
Sadık
Vaktiyle her şeyi özetleyen, her yanlışı bana yutturan kelime. O kendi yolunu, arkadaşlarını, arzularını, başkalarını ve en çok da kendisini ararken, ben sadık kalmıştım
Sadık, utancı bardakta birikmiş su gibi içime damlarken.
Ta ki bardak taşıp o bana Hassaslaştın sen diyene kadar.
Yumuşak ama soğuk gülümsedim:
Beni buraya sadece güzel sözler için çağırmadın.
Afalladı, böyle doğrudan okunmaya alışık değildi.
Evet hakkın var. Özür dilemek istedim.
Sustuk.
Bıraktığın için, durdurmadığın için, savaşmadığın için üzgünüm.
Daha gerçekçiydi belki ama Gerçek bazen geç gelir. Geç gelen gerçekse hediye değil, yalnızca bir gecikmedir.
Neden şimdi? diye sordum.
Bir an sustu.
Çünkü seni gördüm.
Nerede?
Bir etkinlikte. Konuşmadık. Farklıydın
İçimde ince bir kahkaha: Çünkü bir adam ancak seni kendisine muhtaç olmadığında fark eder.
Ne gördün peki? dedim, saldırmadan.
Bir yutkunma arası:
Dingin, güçlü bir kadın. Herkes sana dikkat ediyordu sanki
İşte hakikat:
Seni sevdiğim için değil, artık kolayca ulaşamayacağım için buradayım.
Onun açlığı bu işte.
Onun susuzluğu.
Aşk değil.
Devam etti:
Ve düşündüm; büyük bir hata yaptım.
Yıllar önce bu cümleler gözlerimi yaşartırdı.
Kendimi önemli hissederdim.
İçim ısınırdı.
Şimdi sadece baktım.
O bakışta ne acı, ne öfke
Sadece berraklık.
Bana bir şey söyle. dedim, fısıltıyla.
Ben giderken ne söyledin benim için?
Şaşırdı.
Ne demek istiyorsun?
Arkadaşlarına, annene, herkese Ne dedin?
Kıvrık bir gülüş:
Anlaşamadık dedim.
Başımla onayladım.
Gerçeği söyledin mi? Korumadığın için kaybettin mi? Yanımdayken yalnız bıraktığın için gittiğimi?
Cevap vermedi.
Ve bu, cevabın kendisiydi.
Artık bir kapanış ya da af beklemiyordum.
Sesimi geri alıyordum.
Elini uzattı, ama dokunamadı; sadece bir sınır yokladı, hâlihazırda hakkı var mı diye.
Baştan başlayalım. dedi usulca.
Elimi telaşla çekmedim, yavaşça kucağıma aldım:
Biz artık başa dönemeyiz. Çünkü ben sonradayım, başta değil.
Şaşkın bir göz kırpışı.
Ama ben değiştim.
Sakince:
Kendini affedebileceğin kadar değiştin. Beni tutacak kadar değil.
Bu sözcükler sertti, bana bile.
Ama kızgınlık değil, doğrulukla söyledim.
Ve ekledim:
Beni çağırdın çünkü hâlâ gücün var mı görmek, eski yumuşaklığımı bulmak istedin. Ardım sıra gelecek miyim, gözlerinle beni etkileyecek misin, denemek istedin.
Yüzü kızardı.
Yok, öyle değil
Biliyorum ki tam da böyle. dedim bir rüya tınısıyla, Ve utanacak bir şey yok. Sadece işe yaramıyor artık.
Kendi yemeğimin ücretini masaya bıraktım paralar; birkaç yeni Türk Lirası, incelikle.
Halinle kapına bırakılmış bir jest daha istemiyordum.
Ayağa kalktım.
O da panikle kalktı.
Böyle mi gidiyorsun? dedi fısıltıyla.
Paltomu aldım.
Ben zaten yıllar önce böyle gitmiştim. O zaman seni kaybettiğimi sanmıştım; oysa kendimi buluyormuşum.
Bir kez daha baktım ona;
Şunu unutma: Beni kaybettin çünkü beni sevmediğinden değil, hiçbir yere gidemeyeceğime emin olduğun için.
Ve çıktım.
Ne hüzünle, ne acıyla
Aşkından daha kıymetli bir şeyi geri almışçasına;
Özgürlüğümü.
Peki sen, eski sevgilin değişmiş diye dönerse, ona bir şans mı verirdin, yoksa açıklama bile yapmadan kendi yolunu mu seçerdin?




