Kızım Elif bana nikah davetini uzattığında, zarfı açar açmaz neredeyse bayılacak kadar şaşkına döndüm.
Tesadüf bir şey, iki kez evlenmiştim. Birinci evliliğimden Elif, ikincisinden ise Deniz adında bir oğlum vardı. İlk eşim, Meral, hiç çocuk istemezdi; anne olma görevini göremezdi. Elifin iyi bir çocukluk geçirmesini istediğimden, eski eşimle konuşup kızıma geri kavuşmayı başardım. Yeni eşim, Seda, Elifi kendi çocuğu gibi kabul etti, sorumluluğu gönülden üstlendi.
Elif on yedi yaşına geldiğinde bize hamile olduğunu söyledi. Bebeğinin babası, haberi alır almaz ortadan kayboldu. Elifi azarlamadık, çocuğu da kucaklayıp kabul ettik. Seda, Elifi evimize kayıt ettirelim, diyerek bir adım daha attı.
Elif iş bulamadan, Deniz anaokuluna gitmeye başlayana kadar sadece evde oturuyordu. Seda, Denizi kendi evladı gibi büyüttü, ona sevgi ve ilgi konusunda asla bir fark gözetmedi.
Bir yıl geçince Elif, yeni bir gençle tanıştı, birlikte yaşamaya karar verdiler ve evlenmeye niyetlendiler. Nikahın tüm düzenlemelerini Seda üstlendi; Elif sadece davetiyeleri dağıttı.
Davetiyeler elimize geldiğinde, ayakta durmakta zorlandım. Üzerimde sadece benim adım vardı, Sedadan söz yoktu! Hayretim büyük, içim acıdı. Seda, Elifi büyütmek için bütün kalbini harcamış, partiyi de birlikte planlamıştı, ama Elif ona hiç teşekkür etmedi.
Ben de kesinlikle Sedanın yanındaydım. Nikah günü nüfus müdürlüğüne gidip yeni evlilere mutluluklar diledim, ardından evimize döndüm. Restorana gitmeye hiç niyetim yoktu; orada oturup bana kimse davet etmiyor diye oturmak yerine, evde çayımızı içmek daha mantıklıydı.




