Murat beni eski eşimle kıyasladı ve ben ona Leyiya geri dön dedim.
Leyla çorbaya bir tutam şeker ekmeyi çok severdi. Tam bir tutam, kaşığın ucunda, ama işte o tat bir anda çorbayı başka bir seviyeye taşırdı. Seninkisi ise sanki sirke dökülmüş gibi ekşi.
Nazan bir kepçe elinde donmuştu, Murat ise dumanı tüten, kızılkırmızı mercimek çorbası dolu tabağı masadan itiyordu. Taze maydanoz, sarımsak ve yoğun et suyunun aroması mutfağı sarıyor, akşam yemeği için sıcak bir atmosfer yaratıyordu. Ama bir isim, gündelik bir ses tonuyla söylendiğinde, o sıcaklığı bir anda soğuk bir mezarlığa çeviriyordu.
Leyla. Muratın eski eşi. Efsanevi bir kadın, hayalet gibi iki yıldır evde hâlâ hâkim.
Murat, Nazan sakin bir sesle konuşmaya çalıştı, içi hayal kırıklığıyla sıkışmıştı. Büyükanne tarifine göre çorba yapıyorum, sen hep beğenirdin. Bir hafta önce bile övmüştün, ekstra bir şey istediğini söylemiştin. Ne değişti?
Murat omzunu silkeledi, bir parça tam ekmek kopardı ve televizyondan gözlerini ayırmadan çiğnemeye başladı.
Değişti bir şey yok, Naz. Sadece aklıma geldi. Leyla baharatları hafifçe tutardı. Dengeyi hissederdi, bir yetenek bu. Öğrenemezsin. Sen gayret ediyorsun, fark ediyorum. Sadece gerçeği söylüyorum. Ye, çorba soğuyacak.
Nazan kepçeyi yavaşça tencereye geri koydu. İştahı tamamen kayboldu. Murata karşı otururken onun profilini izledi. Murat orta yaşlı, yanaklarındaki incelikli sakal ve omuzları geniş bir adamdı. Üç yıl önce tanıştıklarında, o benim için bir idealdi. Boşanmış, çocuğu yok, ciddi, sorumluluk sahibi. Eski evliliği hakkında pek konuşmazdı: Karakterimiz uyuşmadı derdi. Nazan, bir bilge kadın olarak ona takılmaz, onun geçmişine saygı duyardı.
Kim bilebilirdi ki geçmiş bu kadar canlı olur?
Düğünden sonraki ilk altı ay bir peri masalıydı. Sonra, görünmez bir kapı açılmış gibi, Muratın içinde anılar aktı. Önce nadir, tesadüfi yorumlardı: Leyla da aynı vazoyu kullanıyordu, Leyla bu filmi severdi. Nazan bunları duymazdan gelmişti, normal karşılamıştı. Zamanla kıyaslamalar sıklaştı ve en kötüsü, Nazana karşı yöneldi.
Gömlek ütülenmemiş, Murat bir sabah işe giderken söyledi. Aynaya bakarak yakasını incelerken Dikiş bozuk. Leyla her zaman özel bir sprey kullanır, ütüsü ise buharlı bir cihazdı. Pantolon dikişleri keskin olurdu, birini kesebilirdi. Bizimki Pek de olmaz ama köyde işe yarar.
Nazan sabah altı uyanıp Murata kahvaltı yapıp gömleği ütülüyordu, bir düğüm boğazına düştü.
Murat, benim ütüm normal. Biliğim gibi ütülüyorum. Beğenmezsen kuru temizlemeye gönder, ya da kendin ütüle.
Murat aynada şaşkın bir ifadeyle baktı.
Neden bu kadar hırçınlaşıyorsun? Sadece tecrübe paylaşıyorum. Belki sprey alırsın? Daha iyi olur. Leyla her zaman bu tür ayrıntılara dikkat ederdi. Evi hiç bir toz kalmazdı.
Ben de evde düzeni korurum, Nazan, iki saat boyunca banyoyu temizlediğini hatırlayarak sessizce karşılık verdi. Ve ben de tam zamanlı çalışıyorum, tıpkı sen gibi.
Leyla da çalışırdı. Her şeyi yetiştirirdi. Tamam, ben gidiyorum, akşam geç kalacağım, anneme yardım edeceğim, musluk tamiri yapmam lazım.
Kapı çarptı. Nazan sessiz dairede yalnız kaldı. Pencereden Muratın arabasına bindiğini izledi. Leyla, Leyla, Leyla adı kafasında bir plak gibi dönüyordu. Leyla bir melek, mutfak dehası ve temizlik perisi ise neden boşandılar? Murat hep insanlar değişir ya da günlük rutin sıkıcıdır diyerek cevap veriyordu.
Akşam Nazan akşam yemeği yapmadı. Moral yoktu, zaten Leyla gibi bir şey çıkarmazdım. Hazır dolma aldı, ısıttı ve bir kitap okumaya oturdu.
Murat dokuz civarında, aç ve sinirli bir şekilde döndü.
Anne selamını iletti, homurdanarak ayakkabılarını çıkarırken söyledi. Fatma Hanım da seni özledi. Peki, neden annemin tarif ettiği pastayı denemiyorsun? Leyla her hafta sonu fırını doldururdu, evin içinde tatlı kokusu, bir huzur. Biz ise hep paket yemekle yetiniyoruz.
Nazan kitabı kapattı. Sükunet giderek zorlaşıyordu.
Fatma Hanım kendi pastasını yapabilir, isterse, dedi Nazan. Ben hamurla uğraşmak istemiyorum.
İşte! Murat parmağını kaldırdı, sanki suçüstü yakalamış gibi. Sevmezsen, kadın ocak yakmalı. Leyla
Yeter! Nazan dayanamadı, sandalyesinden fırladı, kitap kütür kütür yere çarptı. Yeter, Murat. Bu ismi adım gibi duyuyorum. Leyla pişiriyor, ütülüyor, temizliyor, doğru nefes alıyor! Eğer o kadar mükemmelse, neden birlikte değildiniz?
Murat şaşırdı. Nazanın bu patlamasını beklemiyordu.
Şey sebepler vardı. Karakteri zor, otoriterdi. Komutan gibi davranırdı.
Ben de mi, sadece kullanışlı mıyım? alayla güldü Nazan. Sessizim, dayanıyorum, çabalıyorum. Sen yine onun erdemlerine beni iter gibi davranıyorsun. Bıktım artık.
Abartma, Murat mutfağa yönelerek bağırdı. Akşam ne var? Yine hazır yemek mi? Leyla asla marketten alınan bir şey yemesine izin vermezdi. Midesine iyi bakardı.
Nazan sessizce yatak odasına gitti. O gece tavanı izleyerek uyuyamadı. Bir plan doğdu; ya evlilikleri son bulacaktı ya da kurtulacaktı. Üç kişi; ben, Murat ve Leyla hayaletiyle yaşamaya daha fazla tahammül edemezdim.
Cumartesi geldi. Temizlik ve alışveriş günüydü. Ama bu sefer her şey planlandığı gibi gitmedi.
Sabah telefon çaldı, Fatma Hanım, kayınvalidesi.
Naz, selam, sesi bal ile zehir karışımıydı. Yarın babamın mezarlığa gideceğiz, çit boyamamız lazım. Yolda bir kaç poğaça yap, ama lahana yok, Murata mide yanması olur. Etli olsun, hamuru ince yap, bizim ailedeki gibi.
Nazan derin bir nefes alarak giriş aynasına baktı.
Fatma Hanım, yarın rapor dönemim var, evden çıkamam. Poğaçayı metro yanındaki fırından alırım, orada çok güzel.
Nasıl çalışıyorsun? kızdı kayınvalidesi. Pazar günü çalışmak günah. Kocayı aç bırakmak da günah. Leyla asla tembellik etmezdi, geceleri bile krepleri çevirirdi, Murat isterse.
O zaman Leyla pişirsin, Nazan aniden bağırdı, telefonun ucunu kapattı.
Murat, konuşmayı duyup banyodan diş fırçasıyla çıktığında:
Neden anneme bağırıyorsun? O yaşlı bir kadın.
Bağırmıyorum, sınır koyuyorum. Ben Leyla değilim, Murat. Ben Nazanım. Gece pastalar yapmayacağım.
Tabii ki, Murat lavaboya su sıçrattı. Sen sadece kağıt işlerine bakarsın. Kadınlık yok sende. Leyla gerçek bir kadındı, hem kariyerine sahip, hem kocayı mutlu ederdi. Sen
Elini salladı ve mutfak çaydanlığını çaldı. Nazan, odanın ortasında dondurucu bir kararlılıkla duruyordu. Her Leyla sözü, cam bir vazoya çarpan çekiç gibi bir darbe oldu. Vazo zaten çatlamıştı ve son parça düşmek üzereydi.
Sakin adımlarla yatak odasına gitti, tekerlekli büyük bir bavul çıkardı, yatağa koydu.
Murat odaya uzanarak sandviç çiğnerken:
Nereye gidiyoruz? İş seyahati mi? Yoksa anneme yardımcı mı?
Nazan cevap vermedi. Şık bir şekilde Muratın gömleklerini, pantolonlarını, kazaklarını, çoraplarını bavula koymaya başladı.
Ne yapıyorsun? Murat çiğnemeyi bıraktı, gözlerinde şaşkınlık, ardından endişe. Naz?
Yardım ediyorum, Murat, sakin bir sesle yanıtladı, onun gözlüğünü katlarken. Anladım ki sana layık değilim. Şekerli çorba yapamam, yakalı kolu ütüleyemem, gece pastası pişiremem. Ben kötü bir ev hanımıyım, düşük kaliteli bir eşim. Seninle Leylanın mükemmelliği arasında bir yarışa giremem.
Hangi mükemmellikten bahsediyorsun? Murat bağırdı. Bu sirki bırak!
Nazan kaçınarak:
Kesme. Her şey düşündüm. Sen sürekli stres altındasın, benim ekşi yemeklerimle, tembelliklerimle başa çıkıyorsun. Leylayla güzel günleri hatırlıyorsun. Ben senin acını istemiyorum. Seni seviyorum, Murat, mutlu olmanı istiyorum. Ama mutluluğun eski evliliğinde kalmış gibi.
Bavula alt çamaşırlarını atıp:
Tek çözüm: Leylaya geri dön.
Oda bir an için sessizliğe büründü, sadece duvar saati tıkırdadı ve Murat derin bir nefes aldı.
Delirdin mi? fısıldadı. Hangi Leyla? Beş yıl önce boşandık! Başkası var, galiba Bilmem!
Önemli değil, Nazan kollarını bağlayarak, fermuarı çekerken. Sen ona çok sıkça, detaylarıyla bahsediyorsun, o hâlâ seni seviyor diye kesin. O mükemmel kadın seni bekliyor. Geri dön, tövbe et, doğru çorbayı pişirsin, ütüyü buharlı yapar, mutlu olursunuz. Ben yokum.
Bavul yere kondu, tutamağını dışarı doğru uzattı.
İşte, Murat. Eşyalar toplandı. Diş fırçası, tıraş makinesi, her şey. Hemen gidebilirsin. Fatma Hanım sevinir, Leyla ne kadar kutsal diye tartışır, ben ise bir hatayım.
Murat boğazını kısarak, balık gibi nefes almaya çalıştı. Nazan, yumuşak bir kadın olarak, onun eleştiri alevlerine alışkındı; bu kadar sert bir adım atacağını hiç düşünmemişti.
Naz, bırak. Bir şeyler söylemek istemiştim. Neden hemen paket topluyorsun? Çocuk oyunu! gülümsemeye çalıştı, ama gülüşü kırıktı. Her şeyi geri alalım. Mezarlığa gitmem, evde kalıp raporla ilgilenirim
Nazan başını salladı. Gözlerinde öfke yoktu, sadece yorgunluk ve hayal kırıklığı vardı.
Hayır, Murat. Bu bir anaokulu değil. Bu özsaygı. Altı yıldır dayandım. Mükemmelliğe yetişmeye çalıştım, yeni tarifler öğrendim, çabalandım. Ama bir hayaletle yarışmanın kaybı her zaman gerçek bir insanı yenmez. Ben artık ikinci sınıf bir eş olmayacağım.
Bavulu koridora itti.
Git, annede kal. Düşün. Ya da Leylaya dön. Ama ben senin kapını bir daha tutmuyorum.
Murat on dakika boyunca şaka yapmaya, bağırmaya, acımasızlıkla suçlamaya çalıştı; ama Nazan dimdik durdu. Kapıyı iki kilitle kapattı, yere yığıldı ve gözyaşları bir rahatlamanın damlaları gibi aktı. Evde nihayet sessizlik hâkim oldu, Leyla hayaleti sanki çıkıp gitmişti.
Bir hafta geçti. Murat annesinin evinde kalıyordu. Fatma Hanım her gün telefon açıp, Nazanı geri al diye bağırıyor, senin pastaların lazım değil diyordu. Nazan hatlarını kaldırmadı. Kendi istediği yemekleri yapıyordu: hafif salatalar, buharda balık, pizza siparişi. Kimse tuz eksik ya da dolap tozu demiyordu.
Perşembe akşamı Nazan işten çıkıp binanın önünde tanıdık bir araç gördü. Murat içinde oturmuş, başını direksiyona koymuş, başını bir yana eğmişti. Görünüşü dağılmıştı: gömleği eski, üç günlük sakal, gözleri yorgun.
Naz, konuşmamız lazım, dedi.
Söyle, Naz durdu, içeri davet etmedi.
Ben aptaldım, anladım.
Ne anladın? Leyla seni geri almadı mı? Naz bir kahkaha attı.
Murat kızardı, gözlerini yere indirdi.
Ona aradım, fısıldadı. Nasıl gidiyor diye merak ettim. Belki bir şans vardır diye.
Ve?
Beni reddetti. Sen bir dert çıkarıcısın, tiranım dedi. Şimdi eşim elini tutup, toz zerreye bile takılmıyor dedi. Benimle beş yılımı mahvettiğin için teşekkür ederim dedi.
Nazan kahkahayı yükseltti, içten bir kahkaha. Parçalar bir araya geldi.
Demek ki Leyla bir hayal ürünüydü? Kendi eksiklerini gizlemek, sürekli şikayet etmek için bir bahanen mi? sordu.
Sanırım, Murat tereddüt etti. Annemde yaşamak zor. Sabah akşam beni kabalıyor, bir şeyi yanlış koyuyorum, birini çok gürültüyle horluyor. O da babasını anıyor, ideal diye
Nazan ona bir an baktı, hafif bir merhamet hissetti. Adam, şimdiki anNazan gülümseyerek kapıyı kapattı ve yeni, huzurlu hayatına doğru adım attı.




