Biraz kendim için yaşamak ve doya doya uyumak istiyorum, dedi eşi kapıdan çıkarken.
Üç ay İşte bu delilik tam üç ay sürdü. Üç ay uykusuz geceler, Alper ağlayınca yan dairedeki komşular duvarlara vurup duruyordu. Üç ay boyunca Elif gözleri kıpkırmızı, elleri titrek, bir zombi gibi dolaşıyordu evin içinde.
Ve Okan Okan eve bulut gibi asık suratla gezinip duruyordu.
Şu halimle işte dilenci gibi görünüyorum biliyor musun? dedi bir gün aynaya bakarken. Gözümün altında torbalar yorgan gibi.
Elif yine sustu. Alperi besledi, salladı, tekrar besledi. Bitmeyen bir döngü. Okan ise, eşi olmak yerine, sadece şikayet edip yakınmaktan başka bir şey yapmıyordu.
Bak, belki annen iki saatliğine gelebilir? dedi bir akşam, duştan yeni çıkmış taze ve dinlenmiş sesiyle. Şöyle düşündüm, bir hafta Filizin Bodrumdaki yazlığına gideyim mi?
Elif biberonla donup kaldı.
Dinlenmeye ihtiyacım var, Elif. Cidden söylüyorum, dedi Okan, spor çantasını doldurmaya başladı. Uzun süredir düzgün uyuyamadım.
Elif mi uyuyordu sanki? Gözleri kendiliğinden kapanıyordu, ama yatağa uzanır uzanmaz Alper ağlamaya başlıyordu. O gece dördüncü defa.
Bana da zor, diye fısıldadı Elif.
Zor tabi, biliyorum, diye savuşturdu Okan, çantasına sevdiği gömleği sokuştururken. Ama benim işim sorumluluk ister. Böyle suratla müşteri karşısına çıkamam.
O an, tuhaf bir şey oldu. Elif, kendilerini dışarıdan görmeye başladı birden: O, yağlı sabahlığıyla, dağınık saçlarıyla ve ağlayan bebekle. Okan ise, valizini toplayıp onlardan kaçan adam.
Biraz kendim için yaşamak, uyumak istiyorum, dedi Okan, Elifin yüzüne bile bakmadan.
Kapı sertçe kapandı.
Elif, ağlayan bebeğiyle evin ortasında kala kaldı. İçinde bir şeylerin yerle bir olduğunu hissediyordu.
Bir hafta geçti. Sonra bir hafta daha.
Okan üç kere aradı Nasıl gidiyor? diye sordu. Sesi yabancıydı, sanki eski bir tanıdıkla konuşuyor gibiydi.
Hafta sonu geleceğim.
Gelmedi.
Yarın kesin gelirim.
Yine gelmedi.
Elif çılgınca ağlayan Alperi salladı, bez değiştirdi, mama hazırladı; her beslemeden arta kalan yarım saatlerde uyuyabiliyordu.
Her şey yolunda mı? diye sordu arkadaşı Cansu.
Harika, dedi Elif yalan söyleyerek.
Neden yalan söylüyordu? Utanıyordu. Utanıyordu çünkü eşi bırakıp gitmişti. Bir başına bebekle kalmıştı.
Sanki daha kötüsü olamazdı! Ama gariplikler asıl markette başladı Okanın iş arkadaşı Sedayle karşılaştı.
Eşin nerde? diye sordu Seda.
Çok çalışıyor.
Anladım. Erkekler hep aynı, çocuk olunca işe sığınıp kaçıyorlar. Seda eğildi: Okanın sürekli iş seyahati oluyor muydu?
Hangi seyahat?
Geçen hafta İstanbula gitmişti ya! Seminerdeydi, fotoğrafları gösterdi.
İstanbul? Ne zaman?!
Elif hatırladı, geçen hafta Okan üç gün aramamıştı. Yoğundum, demişti.
Meğer yoğundan değilmiş. İstanbulda eğleniyormuş.
Okan cumartesi döndü. Elinde çiçeklerle.
Kusura bakma, işim çoktu. O yüzden gelmedim.
İstanbula gittin mi?
Okan elindeki çiçekle dondu.
Kim söyledi?
Kimin söylediği önemli değil, neden yalan söylüyorsun önemli.
Yalan yok. Sadece sen üzülürsün diye söylemedim, yalnız gittim ya.
Yalnız?! O, bebekle birlikte zaten hiçbir yere gidecek durumda değildi!
Okan, yardım istiyorum. Hiç uyumadım haftalardır.
Dadı tutalım.
Nasıl tutacağız? Elime para verdiğin yok ki.
Nasıl vermiyorum? Evin kirasını, faturaları ben ödüyorum.
Peki ya mama? Bez? İlaç?
Sessiz kaldı. Sonra:
Belki işe başlarsın? Yarı zamanlı. Evde boş oturmaktan iyidir. Dadı da tutarız.
Evde oturmak Sanki tatil yapıyor gibi!
O an Elif Alperi kucağına aldı, Okana baktı ve anladı: Bu adam onu hiç sevmemişti.
Gerçekten.
Hiçbir zaman.
Git.
Nereye?
Dışarı. Ailen mi, yazlık mı, nereye istersen. Ama geri gelme, aile mi özgürlük mü daha önemli olduğuna karar vermeden.
Okan anahtarlarını aldı ve çıktı. İki gün sonra bir mesaj attı: Düşünüyorum.
Bu arada Elif bir an olsun uyuyamadı. Ama çok düşündü.
Hayal edin, aylar sonra ilk kez yalnız kalmışsınız düşüncelerinizle.
Annesi aradı:
Elif, nasılsın? Okan evde mi?
İş seyahatinde.
Yine yalan söyledi.
Geleyim mi biraz? Yardım ederim.
Ben hallederim.
Ama annesi dayanamadı, geldi.
Ne halde yaşıyorsunuz? etrafa baktı. Allah Allah, Elif kendine bak!
Elif aynaya baktı. Evet, durum vahim.
Okan nerde?
İşte.
Akşam saat sekizde?
Elif sustu.
Ne oluyor?
Ve Elif ağlamaya başladı. Ama öyle bir ağladı ki, çocuk gibi: sesli, hıçkırarak.
Gitti. Biraz kendim için yaşamak istiyorum, dedi.
Annesi sustu. Sonra:
Ne ahlaksız adam! Tam bir zavallı!
Elif şaşırdı. Annesi hiç böyle konuşmazdı.
Hep düşünürdüm, Okan zayıf biri ama bu kadarını beklemezdim.
Anne, belki ben suçluyum? Belki anlamalıydım?
Elif, zor mu senin için?
Sadece bu soruyla Elif anladı: Hep Okanı, onun yorgunluğunu, rahatını düşünmüş. Kendini hiç.
Ne yapacağım?
Yaşayacaksın. Onsuz. Bazen yalnız daha huzurlu olur insan.
Okan cumartesi geri geldi. Tatile çıkmış gibi bronzlaşmıştı. Demek düşünüyordu.
Konuşalım mı?
Konuşalım.
Masaya oturdular.
Elif, seni anlıyorum, zor. Ama bana da kolay değil. Anlaşalım mı? Ben para göndereceğim, ara sıra geleceğim. Şimdilik ayrı yaşayacağım.
Ne kadar?
Ne?
Para. Ne kadar vereceksin?
On bin lira.
On bin lira. Bir çocuk, mama, ilaç, yiyecek
Okan, defol!
Ne?!
Duydun. Sakın bir daha gelme.
Elif, ciddi teklif ediyorum!
Teklif mi? Sen özgürlük istiyorsun. Peki benim özgürlüğüm?
O an Okan bir şey dedi, her şeyi açıkladı:
Ne özgürlüğü ya? Sen annesin!
Elif ona baktı: İşte gerçek Okan. Çocuk ruhlu, bencil anneliği hapis sanıyor.
Yarın nafaka için dava açacağım. Kanuna göre maaşının çeyreğini.
Cesaretin yetmez!
Yeter.
Okan çıktı, kapıyı sertçe kapattı. Ve Elif ilk kez fark etti: Nefes almak kolaylaştı.
Alper ağladı. Ama Elif artık biliyordu: Başarabilecek.
Bir yıl geçti.
Okan iki kez tekrar dönmeye çalıştı.
Elif, bir daha dener miyiz?
Geç kaldın.
Okan Elifin cadı olduğunu söyledi. Hiç inandırıcı değildi.
Elif dadı buldu, hemşire olarak işe başladı.
İşte Dr. Serhat ile tanıştı.
Çocuğun var mı?
Oğlum Alper.
Babası?
Kendini yaşamakla meşgul.
Tanıştırdı. Serhat Alpere oyuncak araba getirdi. Birlikte oynadılar, güldüler.
Sonra hep birlikte parkta gezdiler.
Okan duydu. Aradı:
Çocuk bir yaşında, sen başkasıyla!
E, ne bekliyordun? Ömrümü sana mı adayacaktım?
Ama sen annesin!
Evet, anneyim. Başka?
Okan bir daha aramadı.
Serhat farklıydı. Alper hastalanınca hemen geldi. Elif çok yorulunca, yazlığına götürdü.
Şimdi Alper iki yaşında. Serhata dayı diyor. Okanı hiç hatırlamıyor.
Okan evlendi. Nafaka ödüyor.
Elif artık kızgın değil.
Şimdi, o da kendisi için yaşıyor. Ve bu çok güzel.




