– Eşin iyice şımarıp sınırlarını aşmış. Nasıl davranması gerektiğini ona açıklamalısın, – diye akıl verdi Maksim’in annesi. – Merveciğim, benim yarın taşınma kutlamam var! O kadar çok kişiyi davet ettim ki, biliyorsun, yeni dairede henüz hiçbir şey yerleşmemiş. Bana yardımcı olur musun? – Tabii ki, Nihan Hanım, – diye yanıtladı Merve, oysa hafta sonu için başka planları vardı. Ve maraton başladı. Otuz kişilik kanepeler. Sezar salatası. Et tabağı. Meyve şöleni. Salon süslemesi. Mobilyaların düzeni. Düşünün, cuma akşamı romantik bir yemek hayal ederken kendini “Migros”ta alışverişte buluyorsun. Cumartesi sabah altıdan itibaren başkasının evinde yemek hazırlıyorsun. – Baran, bari sandalyeleri yerleştirmeme yardım et! – dedi Merve kocasına. – En güzel nasıl olur sen daha iyi bilirsin zaten! – deyip geçiştirdi Baran, telefonda haberler okurken. Saat üçte Nihan Hanım’ın evi baştan aşağı değişti. Oturma odasında şık bir açık büfe, her şey zevkli şekilde düzenlenmiş, çiçekler kusursuz yerleşmişti. Merve yorgunluktan tükenmiş gibi hissediyordu. İlk misafirler tam dörtte geldi. Nihan Hanım’ın eski komşuları, arkadaşları, iş arkadaşları. Herkes ev sahibine sarılıyor, evi övüyor, yeni ev hediyesi veriyordu. Merve mutfakta ekstra limon kesiyordu. – Gelinin nerede? – diye sordu misafirlerden biri. – Mutfağa koşuyor işte, – dedi Nihan Hanım umursamazca el sallayarak. – Merve! Gel bir selam ver! Merve geldi, gülümsedi, selam verdi. – Ne kadar ilgili bir gelininiz var! – dedi şık bir kıyafet giymiş bir kadın hayranlıkla. – Ellerine sağlık! – Tabii ki, ben onu güzel yetiştirdim, – diye gururlandı Nihan Hanım. – Artık sağlam bir destekçim var. Ve işin en ilginç kısmı başladı: Merve’ye sandalye bile kalmadı. – Ah Merveciğim, zaten oturacak zamanın yok ki, – diye özür diler gibi açıkladı Nihan Hanım. – Sen ikramlara göz kulak ol, tabakları getir. Merve başını salladı. Başka ne yapabilirdi ki? Bir kenarda garson gibi tabak taşıyor, şampanya dolduruyor, kullanılan peçeteleri topluyordu. Masada ise keyifli sohbetler, kadeh kaldırmalar, kahkahalar. – Nihan, eski işinden bahsetsene, – dedi bir arkadaş. Merve, kendisinin parçası olmadığı anıları sessizce dinledi. – Merve, meyveleri tazeler misin? – diye yüksek sesle seslendi Nihan Hanım. Merve mutfağa gitti. Üzüm yıkadı, tabağa dizdi. – Ne güzel olmuş! – dedi misafirler. – Nihan Hanım, size gerçek bir usta yardım ediyor! – Baran çok akıllı, kendine becerikli eş seçti! – diye ekledi şık kadın. – Eminim evde her zaman her şey düzenli! Herkes güldü. Baran da gururla sırıttı. Neye gurur duyuyordu? Bedava ev yardımcısına mı? Ama hikaye bitmedi. Masanın sohbeti daha cesur hale geldi. Misafirler rahatladı, ortam samimi, sesler yükseliyor. – Nihancığım, Barancık üniversitede tüm kızları peşinden koşturuyordu, anlat hadi! – diye şakalaştı bir arkadaş. – Suzuki saçmalık! – dedi Nihan Hanım, ama ilgilendiği belli oldu. – Tüm okul ona aşıktı, daha 20’sinde ne yakışıklıydı! Herkes güldü. Baran utandı gibi yaptı ama annesinin övgüsüne alışık olduğu belli. Merve bardakları silerken kimse onun varlığıyla ilgilenmiyordu. Sanki dekorun bir parçasıydı; gerekli ama görünmez. – Üniversitede kızlar sıraya giriyordu onun için! – diye övünmeye devam etti Nihan Hanım. – Dekan bile şaka yapardı: “Baran Don Juan olacak!” Gerçekten öyle oldu! Merve’den önce kaç ilişkisi vardı! – Anne, yeter, – diye mırıldandı Baran. – Ne var? Merve de anlar ki tek kadın değil, – güldü Nihan Hanım. – Erkek hayatı görmeli! Yoksa aile kuramaz ki! Kostümlü kadın onayladı: – Doğru söylüyorsun Nihan. Kadınlar için de iyi; deneyimli eş olmalı. – Kesinlikle! – dedi Nihan Hanım. – Merve ise sakin. Kıskançlık yok! Herkes Merve’ye döndü. Tepki beklediler. Gerçekten “sakin” mi? Merve başını salladı. Alternatifi yoktu. – Merve, Baran’la nasıl tanıştınız? – diye sordu komşu. Merve tam cevap verecekti ki, annesi araya girdi: – Bankada! O zaman Baran yönetici olmuştu, Merve danışmandı. Hemen anlaşılmıştı – ciddi, sorumlu kız. Sorumlu. Sanki iş görüşmesi referansı. – Baran’a dedim ki: Dikkat et bu kıza. Öyle havailik yok, tam ev kadını. Aileye uygun! Düşünün; sizin hakkınızda “aileye uygun” diye konuşuluyor. – Şahane seçim! – dedi şık kadın. – Ne kadar elinden iş geliyor! Herkesin taşınma kutlamasını organize etti, misafirleri ağırladı. – Aynen, – gururla onayladı Nihan Hanım. – Hemen anladım – aileye emanet edilir. Şimdiki gençler gibi değil; onlar hep kendini düşünür. En çirkin kısmı ise Baran’ın susmasıydı. Anneye “Yeter artık!” demiyor, karısının pazarlık malı gibi yorumlanmasına ses çıkarmıyordu. – Bebeğiniz ne zaman planlanıyor? – diye kaçınılmaz soru geldi. – Nihancığım, torunu çok istiyorsun! Nihan Hanım iç geçirdi: – Çok istiyorum! Ama gençler hep erteliyor – iş güç diyorlar, zaman geçiyor! Merve’nin yüzü kızardı. Oysa iki yıldır çocuk sahibi olmaya çalışıyorlardı. Gizlice doktora gidiyor, vitamin alıyor, umutsuzca ayları sayıyordu. – Onların özel meselesi, – dedi komşu zarifçe. – Tabii ki! – dedi Nihan Hanım. – Ama ben hep hatırlatırım – vakit geçiyor! Torun isterim! Merve dudaklarını ısırdı. “Hatırlatmak” mı? Her hafta soruyordu, “Yeni bir haber var mı?” Hep mahcup oluyordu. – Belki hazır değiller, – dedi misafirlerden biri. – Ne hazırlığı! – dedi Nihan Hanım. – Biz gençken hemen doğuruyorduk, şimdi bahaneler! Anne içgüdüsü değişmedi ki! Merve pencereye gitti. – Merveciğim! – diye seslendi Nihan Hanım. – Niye sessizsin? Gel, önemli konuşuyoruz! Merve yaklaştı, Baran’ın koltuğunun yanında durdu. – Görüyorsunuz Baran’ın ne uyumlu eşi var, – diye devam etti Nihan Hanım. – Söylesen yapar. Şimdiki gençler gibi değil, onlar hep şikayetçi. – Eşin hakları ne olacak? – diye sordu şık kadın. – Önemli olan koca mutlu, aile huzurlu olsun. – Doğru! – başka bir misafir de onayladı. – Kadın mutluluğu ailede, çocukta. Merve içinden sıkılırken dönüp ona bakmadılar, onun yerine konuştular. – Nihancığım, Baran’ın ilk ciddi kız arkadaşını hatırlıyor musun? – diye sordu bir kadın. – Adı Elif’ti galiba? – Aman, hatırlatma! – güldü Nihan Hanım. – Vardı öyle biri. Güzel ama inatçıydı. İyi ki ayrıldılar! – Neden ayrıldılar? – diye sordular. Nihan Hanım bakışını gezdirerek: – Huysuzdu. Her şeye söz söylemek isterdi, hep baş kaldırırdı. Evlilik için felaket! Baran’a dedim ki, sakın ha, düşün iyi düşün. İnatçı eş istemezsin! Baran huzursuzca kıpırdandı, ama sustu. – Doğru söylemişsin! – dedi şık kadın. – Anne çocuğa en uygun kızı seçer. Yoksa ömür boyu mutsuz olurdu. – Merve, biraz daha buz getirir misin? – dedi Nihan Hanım. Merve mutfağa gitti, buz aldı, derin düşündü. Ve aniden fark etti; o bu davetin bir parçası değil, hizmetlisi. Merve mutfakta buz kovasını tutarken pencereden dışarı baktı. Akşam olmuştu. Balkonda ışıklar yanıyordu, başka evlerde insanlar kendi hayatlarını yaşıyordu. Salondan kahkahalar geliyordu. Karaoke söyleniyordu. – Merveciğim! – dedi Nihan Hanım, – Buz nerede? Bir de kahve koy lütfen! Merve makineyi çalıştırdı, buz kovasını aldı, salona gitti. – İşte emekçi kadın geldi! – dedi şık kadın eğlenceli şekilde. – Mervecim, niye bu kadar ciddisin? Eğlen biraz! – Yorgun, – dedi Nihan Hanım. – Tüm gün ayakta. Ama kadın her şeyi bilmeli. Kadın kaderi bu – aileye bakmak. – Tabii! – dedi komşu. – Erkek çalışsın yeter! – Ben çalışmıyor muyum? – dedi Merve kısık bir sesle. Herkes döndü. – Ne dedin canım? – diye şaşırdı Nihan Hanım. – Çalışmıyor muyum dedim? – dedi Merve daha net. Baran kaşlarını çattı: – Merve, ne alakası var şimdi? – Hani Galip Teyze diyor ya, erkek çalışır dinlenir diye. Ben ne yapıyorum yani? Çalışmıyor muyum? Herkes birbirine baktı. Kimse bu tepkiye hazırlıklı değildi. – Tabii ki çalışıyorsun, – dedi şık kadın. – Ama o başka bir şey. – Nasıl başka? – Yani, – zorlandı kadın, – sen danışmansın. Baran ise proje müdürü. Daha çok sorumluluğu var. – Yani benim işim tam iş değil. Ev işleri de benim. Demek ki hem ofiste hem evde ben çalışıyorum. Baran ise sadece ofiste. Ama dinlenen o oluyor. Salonda sessizlik oldu. – Merve, ne demek istiyorsun? – dedi Baran gergin şekilde. – Şunu, – dedi Merve, kovayı masaya koyarak, – iki gündür taşınmaya hazırlanıyorum. Alışveriş, yemek, süsleme. Bugün sabahtan beri durmadan çalıştım. Masada bana bile yer yok. – Bilerek olmadı! – diye savundu Nihan Hanım. – Hesapta hata yaptık. – Hata. Düşünmediniz. Çünkü beni hizmetçi olarak gördünüz. – Merve! – dedi Baran sertçe. – Yeter artık! – Neyi? – Gerçekleri söylemeyi mi? – Merve, sakin ol, – araya girdi bir misafir. – Sinirler bozuldu. – Yeter artık! – dedi Nihan Hanım. – Misafir yanında sahne yapıyorsun! – Peki yanında evliliğimi tartışmak, çocuk meselesini konuşmak, Baran’ın eski sevgililerini anlatmak sahne olmuyor mu? Nihan Hanım bir anda beyazladı. – İstememiştim. – Elif’ten bahsettiniz. İyi ki gitti, çünkü kendi fikri vardı dediniz. Herkes onayladı – iyi ki şimdi Baran’a uyumlu biri var. Merve tüm konuklara baktı. – Biliyor musunuz? Elif haklıydı! Kendini ücretsiz hizmetli yapmaya izin vermemeliydi! – Ne demek istiyorsun? – Baran yerinden kalktı. – Ne hizmetlisi? – Bugün ne hayal ettiğimi biliyor musun? – dedi Merve daha sessizce. – Birinin “Tanışın, bu benim eşim. Bankacı; zeki ve yetenekli” demesini. Ama hep “Ne kadar evcimen. Tam aile için uyumlu.” denildi. – Merve, yani… – Ne! – diye kesti Merve. – Hep sustun! Anne seni överken sustun! Galip Teyze haklarımı tartışırken sustun! Herkes hayatımı konuşurken sustun! Sesi titredi. Biriktirdiği gözyaşları düştü. – Yeter artık! Uyumlu olmaktan yoruldum! Merve gözlerini sildi. – Kusura bakmayın, atmosfer bozuldu. Ama artık ideal gelin rolü yapamayacağım. Kapıya yürüdü. – Merve, dur! – dedi Baran. – Nereye? – Balkona. Hava almaya, – dedi durmadan. – Siz eğlenmeye devam edin. Ama bundan sonra garson olmadan. Balkon kapısı kapandı. Arkada sesler ve müzik kaldı. Yıldızlı gökyüzünün altında Merve sonunda kendisi olabildi. Ağlayabildi. Merve balkonda saatlerce oturdu. Önce kırgınlıktan, utançtan, rahatlamadan ağladı. Sonra gözyaşlarını dindirip şehir ışıklarını izledi. Evden sesler geliyordu. Misafirler gitmişti, Baran ile Nihan Hanım konuşuyordu. – Anlamıyorum, nesi var şimdi? – dedi Nihan Hanım. – Misafir yanında böyle şey mi olur! – Anne, belki o kadar haksız değil, – dedi Baran utangaçça. – Neyde haklı? Büyüklerine bağırmakta mı? Kutlamayı mahvetmekte mi? Merve dikkatle dinledi. – Bütün gün çalışan oydu. – Eee, ben de gençken çalışıyordum! Hiç şikayet etmedim! Ev kadınlığı emek ister. Kadın yerini bilmeli. Merve acı acı güldü. Hiçbir şey anlamamıştı. – Ama yine de… – Yok öyle “yine de”! Sen onunla ciddi konuş. Nasıl davranması gerektiğini anlat. İyice şımardı! Merve kapıyı açtı, içeri girdi. Baran ile Nihan Hanım kirli tabaklar arasında durmuştu. – Ciddi bir konuşma iyi fikir, – dedi Merve sakinlikle. Şaşırdılar. – Merveciğim, – Nihan Hanım yaltaklanarak başladı. – Neden böyle yaptın? Kötü niyetle değil ki. – Biliyorum, – diye başını salladı Merve. – Sadece konuşmama alışık değilsiniz. – Merveciğim, evde konuşalım, – dedi Baran. – Hayır. Ne başladıysa burada, burada bitecek. Merve yeni boşalan bir koltuğa oturdu. – Baran, yarın aileme gidiyorum. Bir hafta burada olmayacağım. Düşüneceğim. – Neyi düşüneceksin? – dedi Baran kaygılı. – Bu evde değer görüyor muyum, onu. – Abartma lütfen, – dedi Baran. – Bu abartı değil, – dedi Merve sakince. – Bu seçim. Ya ilişkimiz değişecek, ya ben kendi hayatımı değiştireceğim. Nihan Hanım burun kıvırdı: – Gençler işte! Hemen rest! – Baran, evliliğine önem veriyorsan düşün. Beni “yola getirmeyi” değil, neden balkonunda ağladığımı düşün. Bir hafta sonra Baran Merve’nin anne babasının evine gitti. Mutfak masasında oturdu, yüzüğünü çevirdi. – Merve, lütfen dön. Her şey değişecek. Merve uzun uzun baktı. – Tamam. Deneyeceğiz. Bir daha hiçbir aile toplantısında ağlamadı. Çünkü sonunda kendisine saygı göstermeyi öğrendi.

Bugün içimde taşıdıklarımı yazmak istedim, belki satırlar rahatlatır beni. Tam anlamıyla bir Türk ailesinin içinden çıkma klasiği yaşadım yine. Sabahtan beri kafam zonkluyor. Dün akşamdan başlamak lazım anlatmaya.

Kayınvalidem, Maksutun annesi Zeynep Hanım aradı:

Elifciğim, yarın yeni evim için ev açılışı yapacağım! Herkes davetli; ama biliyorsun, daha ev tam yerleşmedi bile. Bana yardım eder misin tatlım?

Tabii ki Zeynep Hanım, dedim; halbuki hafta sonunu Maksut ile baş başa geçirmek hayali kuruyordum.

Ve maraton başladı… Otuz kişilik kanepe hazırlamaları, kocaman bir kaşık salata, et tabakları, karışık meyve sunumları, salona süslemeler, mobilya yerleştirme, bitmeyen işler. Düşünün, cuma akşamı romantik yemek hayaliyle Migrosa alışverişe gitmek aynı anda oluyormuş! Cumartesi sabahı altıdan mutfakta, üstelik bir başkasının mutfağında. Kendi evim bile değil.

Maksut, yardım et bari sandalyeleri dizelim, dedim kaygıyla.

Sen zaten güzel bilirsin düzenlemeyi, dedi. Telefona gömülmüş, haber okuyordu.

Saat üçte, Zeynep Hanımın evi baştan sona değişmişti. Salon pırıl pırıl, masa zengin, çiçeklerle donatılmıştı. Eve baktım; içim tükenmişti.

Tam dörtte misafirler gelmeye başladı. İş arkadaşları, eski komşular, bütün akrabalar. Kucaklaşıp yeni evi övdüler, hediyeler getirdiler. Ben ise hâlâ mutfakta limon doğruyordum.

Elif nerede, diye merak etti bir davetli.

Mutfakta çalışıyor işte, diye Zeynep Hanım elini salladı. Elifciğim! Gel selamlaş!

Yüzüme sahte bir gülümseme takıp yanlarına gittim. Herkesle selamlaştım.

Ne kadar becerikli gelininiz var! dedi şık bir teyzemiz, Ellerinden her iş gelir!

Tabii canım, ben iyi yetiştirdim! dedi gururla Zeynep Hanım. Artık elime destek çıktı.

Ama işin asıl kısmı henüz başlamıştı. Bana oturacak sandalye bile yoktu çünkü.

Elifciğim, zaten oturmaya fırsatın olmayacak! dedi Zeynep Hanım. İkramları takip et, masadakilere yardımcı ol.

Başımı salladım; başka ne yapabilirdim ki?

Bir kenarda, garson gibi durmaya başladım. İkram taşıyorum, şampanya dolduruyorum, kullanılmış peçete topluyorum. O anda salonda neşeli sohbet, kahkahalar, kadeh tokuşturmalar. Ben ise kendi hayatımdan tamamen uzakta.

Zeynep, hatırlıyor musun, eski işinden… diye başladı bir arkadaşı.

Ben bu yabancı hayata ait olmadığımı tekrar hissettim. Sadece hizmet eden bir arka plan.

Elif, meyveleri tazele lütfen, dedi Zeynep Hanım.

Yine mutfağa gittim, üzümleri yıkadım. Bir tabağa dizdim.

Ne güzel olmuş! şaşırdı misafirler. Gerçekten usta biriyle çalışıyorsun Zeynep Hanım!

Maksuta bak, ne kadar akıllı! Ev hanımı gibi eşi var, dedi yine o şık teyze, Ev hep düzenli, yemek hep hazırdır!

Kahkahalar, takdir eden bakışlar. Maksut ise gururla sırıtıyor.

Neye gurur duyar bilmiyorum… Belki bedava bir yardımcıya sahip olmaya?

Ama daha bitmedi.

Sohbetler gevşiyor, ortam samimi, sesler yükseliyor.

Zeynep, anlat bakalım, Maksut üniversitedeyken kızlar peşinden koşturuyordu değil mi? dedi bir eski arkadaş.

Aman canım, dedi Zeynep Hanım tatlı bir edayla, Tüm bölüm ona aşıktı! Genç yaşta yakışıklıydı!

Kahkahalar patladı. Maksut güya utandı ama gerçekte alışıktı bu övgülere.

Ben ise hâlâ bardak siliyorum, bir eşya gibi kimse fark etmiyor.

Kızlar sıraya giriyordu, sürdürdü Zeynep Hanım. Dekan bile “Maksut sizin Don Juanınız olacak,” derdi. Gerçekten de öyleydi; Eliften önce pek çok ilişkisi vardı!

Tamam anne, dedi Maksut sönük bir şekilde.

Ne var ki bunda, güldü Zeynep Hanım. Elif biliyor, tek sevgilisi olmadığını. Erkekler tecrübeli olmalı!

Tabii tabii, onayladı o şık teyzem. Kadınlar için de iyi, koca deneyimli olunca!

Aynen öyle! dedi bir diğer misafir. Elif gibi ise evde huzur olur, kıskançlık yok!

Herkes bana baktı, tepki bekledi. “Huzurluyum,” diye başımı salladım. Başka çarem yoktu.

Elif, nasıl tanıştınız Maksutla? dedi bir komşu.

Tam anlatacaktım ki, Zeynep Hanım atladı:

Bankada! Maksut o zaman yönetici olmuştu, Elif ise müşteri danışmanıydı. Hemen belli oldu; ciddi, işine bağlı bir çocuk!

İşine bağlı… Sanki iş ilanı tanımı.

Maksuta da dedim; bak oğlum, evlilik için biri lazımsa, Elif uygun! Eve bakacak, aileyi koruyacak!

Ne tuhaf! Sanki alıcı gözüyle inceleniyor insan, “Aileye uygun!”

Çok akıllıca, dedi o şık teyzem. Bakın, ne becerikli! Bütün ev açılışını Elif organize etti!

Tabii ki! onayladı Zeynep Hanım gururla. O yüzden ailemi ona emanet ettim, günümüz gençleri gibi kendini düşünen biri değil!

Ama Maksut susuyordu. Hiç karşı çıkmadı. “Yeter anne,” demedi. Eşi pazara çıkmış at muamelesi görüyor; Maksut ise sadece izliyor.

Çocuk meselesi gündeme geldi kaçınılmaz olarak.

Elifciğim, torun ne zaman? dedi biri. Sen de torun özlüyorsundur Zeynep Hanım!

İç çekti Zeynep Hanım:

Çok isterim! Ama gençler sürekli erteliyor; iş güç, başka sorunlar… Zaman geçiyor!

Yüzümde ateş yanmaya başladı. Tam iki yıldır uğraşıyoruz Maksutla çocuk için. Gizliden gizliye testler, vitaminler Her şey yolunda görünüyor, ama her ay yeni bir hayal kırıklığı.

Onların kendi kararı, dedi komşu nazikçe.

Tabii ki, dedi Zeynep Hanım. Ama her hafta soruyorum, “Güzel haber var mı?” diye. Elif hep mahcup cevaplar veriyor.

Belki daha hazır değiller, diye araya girdi bir misafir.

Nasıl hazır değiller? dedi Zeynep Hanım. Biz onların yaşında çocuk doğuruyorduk! Şimdi hep bir bahane, anne içgüdüsü bitmedi ki!

Pencereden dışarı bakmaya gittim.

Elifciğim, neden moralin bozuk? Gel buraya, biz önemli şeyler konuşuyoruz! çağırdı Zeynep Hanım.

Yanında durdum, koltukta oturan Maksutun yanında.

Maksuta ne söylesen yapıyor, devam etti Zeynep Hanım. Hiçbir şekilde laf söylemez. Modern gelinler gibi değil, öyle hep şikayetçi olanları var ya…

Kadının hakkı nedir ki? dedi yine o şık kadın. En önemlisi, kocası ve ailesinin mutlu olması.

Aynen öyle, dedi bir başka misafir. Kadın için en büyük mutluluk evde ve çocukta.

Bunlar bana sormadan benim hakkımda konuşuyordu, içim gittikçe daraldı. Ben olmadan beni tartışıyorlardı.

Zeynep Hanım, Maksutun eski bir sevgilisi vardı, dedi bir davetli. Adı Asuman mıydı?

Aman sorma! dedi Zeynep Hanım gülerek. Vardı, güzeldi ama korkunç bir huyu vardı. Hep lafı olurdu. Maksuta da dedim: “Oğlum, iyi düşün, böyle baş belasıyla uğraşılmaz!”

Maksut huzursuzca kımıldadı ama sustu.

Çok doğru, dedi şık teyzem. Anne en iyi görür. Yoksa oğlun mutsuz olurdu.

Elif, biraz daha buz getir, diye seslendi kayınvalidem.

Mutfakta buz alırken bir şey dank etti. Ben bu kutlamanın parçası değilim, hizmetçisiyim.

Mutfağın camından akşam karanlığına baktım. Komşu balkonlarda hayat akıyor. Biz ise hâlâ kutlamanın içindeydik; içeriden karaoke sesleri geliyordu.

Elifciğim! Buz ne oldu? Kahveyi de yapsana! dedi Zeynep Hanım.

Kahve makinesini çalıştırdım, buz kovasını aldım salona çıktım.

İşte bizim çalışkan Elif geldi! dedi o şık teyzem. Neden bu kadar ciddisin, Elif? Bizimle eğlensene!

O yorgun, dedi Zeynep Hanım aldırışsızca. Kadının işi bitmez, evde koşturup durur. Kadının kaderi ailesine bakmaktır.

Tabii ki! dedi komşu. Erkeğin işi para kazanmak!

Ben hiç mi kazanmıyorum? diye mırıldandım.

Bütün salon bana döndü, sessizlik oldu.

Ne dedin canım? dedi Zeynep Hanım.

Dedim ki, ben hiç mi para kazanmıyorum? dedim bu defa biraz daha yüksek sesle.

Maksut kaşlarını çattı:

Elif, bu nedir şimdi?

Hani Azize teyze dedi, erkek para kazansın, dinlensin. Ben ne yapıyorum peki? Ben hiç mi çalışmıyorum?

Herkes birbirine baktı, kimse beklemiyordu bunu.

Tabii ki çalışıyorsun, tatlı bir sesle dedi o şık kadın. Ancak konu farklı…

Neymiş farkı?

Yani Maksut proje müdürü, dedi daha çok sorumluluğu var.

Demek ki danışmanlık işim sayılmıyor? Evin işi de benim. Yani ben hem işte hem evde çalışıyorum; Maksut ise sadece işte! Ama dinlenen o!

Ortama tuhaf bir sessizlik çöktü.

Elif, ne demek istiyorsun? dedi Maksut, gerilmiş bir sesle.

İki gündür ev açılışı için uğraşıyorum. Alışveriş, hazırlık, süsleme Bugün sabahtan beri çalışıyorum. Bir sandalye bile ayırmamışsınız bana.

Yanlışlık, dedi Zeynep Hanım. Hesapta bir hata olmuş.

Hata, dedim, beni hiç düşünmediniz çünkü bana hizmetçi gözüyle bakıyorsunuz.

Elif! diye çıkıştı Maksut. Yeter!

Ne yeteri? Doğruyu söylüyorum!

Elif, sakin ol, biri araya girdi. Sinirlenme.

Bırakın şu sahneyi, Elif! sertçe dedi Zeynep Hanım. İnsanların içinde rezillik etmeye ne gerek var?

İnsanların içinde özel hayatım konuşulurken sorun yok! Çocuk meselesi, eski sevgililer, hepsi konuşuluyor.

Zeynep Hanım dondu kaldı.

Aysundan bahsettiniz; sırf kendi fikri vardı diye iyi ki ayrıldı diyorsunuz! Herkes de Elif ne iyi ki var, baş ağrısı yok diye onayladı…

Hepsine tek tek baktım.

Biliyor musunuz, Aysun haklıydı! Kimseyi bedava yardımcıya çevirmemek lazımmış!

Ne diyor bu kız? dedi Maksut ayağa kalkarak.

Şunu hayal ediyordum: “Tanıştığınız, eşi Elif; bankada çalışıyor, zeki ve yetenekli.” Ama bunun yerine sadece “Becerikli, uyumlu, ev için uygun.”

Elif, abartıyorsun, dedi Maksut.

Ne abartısı?! Sen sustun! Annen konforlu demişken sustun! Herkes evliliğimizi tartışırken sustun!

Sesim titriyordu; bütün gece tuttuğum göz yaşlarım akmaya başladı.

Yoruldum kendi olduğum gibi olmaktan!

Gözyaşlarımı sildim.

Kusura bakmayın, eğlencenizi bozduysam. Ama artık ideal gelin rolünü oynayamam.

Yavaşça kapıya yöneldim.

Elif, nereye gidiyorsun? diye bağırdı Maksut.

Balkona! Biraz hava alacağım, dedim. Siz eğlenmeye devam edin; ama bir yardımcı olmadan artık!

Kapı kapandı, kalan ses ve müzik arkamda kaldı. Yıldızlı gökte nihayet kendim olabildim.

Ağladım.

Bir saat kadar balkonda oturdum. Önce öfkeyle, sonra sakinleşip İstanbulun ışıklarına baktım.

İçeriden sesler geliyordu. Misafirler gitmiş, sadece Maksut ile Zeynep Hanımın sesleri vardı.

Ne yapmaya çalışıyor anlamıyorum! dedi Zeynep Hanım. İnsanların içinde böyle davranılır mı!

Anne, haksız da sayılmaz belki, diye cevapladı Maksut.

Neyde haksız değil? Büyüklerine saygısızlık, kutlamayı mahvetmek…

Dinledim.

Bütün gün çalıştı hakikaten, dedi Maksut.

Olsun! Ben de gençken çalışıyordum, hiç şikayet etmedim! Aile fedakarlık ister, kadın yerini bilmeli.

İçimde buruk bir gülümseme belirdi. Hâlâ anlamıyor…

Ama yine de…

Hiç “yine de” yok! Sen Elifle ciddi konuş! Nasıl davranacağını anlat! Yoksa iyice başına buyruk oldu.

Kapıyı açıp içeri girdim. Salon, kirli tabaklarla doluydu.

Ciddi bir konuşma, bence iyi olur, dedim sakince.

İkisi de şaşırdı.

Elifciğim, bizi yanlış anladın, dedi Zeynep Hanım yumuşakça.

Hayır, dedim. Sadece sesimi ilk defa duydunuz.

Evde konuşsak, dedi Maksut.

Nerede başladıysa orada bitsin.

Salonda konukların oturduğu koltuğa oturdum.

Maksut, yarın anne-babama gidiyorum. Bir hafta yokum. Düşüneceğim.

Neyi düşüneceksin? dedi Maksut tedirgin.

Böyle değer görmediğim bir ailede yaşamak istiyor muyum, bunu…

Drama yapıyorsun, dedi Maksut.

Hayır, bu bir tercih. Ya ilişkimiz değişir, ya ben hayatımı değiştiririm.

Zeynep Hanım surat astı:

Gençler, hemen rest çekiyorlar!

Maksut, evliliğimiz senin için ne kadar değerli? Düşün lütfen. Bana yerimi göster demekten değil, eşin neden balkonda ağladı onu düşün.

Bir hafta sonra Maksut, anne-babamın evine geldi. Mutfakta yüzüğüyle oynuyordu.

Elif, dön lütfen. Her şey değişecek.

Uzun uzun baktım yüzüne.

Tamam, deneyelim.

Artık aile toplantılarında hiç ağlamıyorum.

Çünkü hak ettiğim saygıyı savunmayı, kendim olmayı öğrendim.

Rate article
Lifequest
– Eşin iyice şımarıp sınırlarını aşmış. Nasıl davranması gerektiğini ona açıklamalısın, – diye akıl verdi Maksim’in annesi. – Merveciğim, benim yarın taşınma kutlamam var! O kadar çok kişiyi davet ettim ki, biliyorsun, yeni dairede henüz hiçbir şey yerleşmemiş. Bana yardımcı olur musun? – Tabii ki, Nihan Hanım, – diye yanıtladı Merve, oysa hafta sonu için başka planları vardı. Ve maraton başladı. Otuz kişilik kanepeler. Sezar salatası. Et tabağı. Meyve şöleni. Salon süslemesi. Mobilyaların düzeni. Düşünün, cuma akşamı romantik bir yemek hayal ederken kendini “Migros”ta alışverişte buluyorsun. Cumartesi sabah altıdan itibaren başkasının evinde yemek hazırlıyorsun. – Baran, bari sandalyeleri yerleştirmeme yardım et! – dedi Merve kocasına. – En güzel nasıl olur sen daha iyi bilirsin zaten! – deyip geçiştirdi Baran, telefonda haberler okurken. Saat üçte Nihan Hanım’ın evi baştan aşağı değişti. Oturma odasında şık bir açık büfe, her şey zevkli şekilde düzenlenmiş, çiçekler kusursuz yerleşmişti. Merve yorgunluktan tükenmiş gibi hissediyordu. İlk misafirler tam dörtte geldi. Nihan Hanım’ın eski komşuları, arkadaşları, iş arkadaşları. Herkes ev sahibine sarılıyor, evi övüyor, yeni ev hediyesi veriyordu. Merve mutfakta ekstra limon kesiyordu. – Gelinin nerede? – diye sordu misafirlerden biri. – Mutfağa koşuyor işte, – dedi Nihan Hanım umursamazca el sallayarak. – Merve! Gel bir selam ver! Merve geldi, gülümsedi, selam verdi. – Ne kadar ilgili bir gelininiz var! – dedi şık bir kıyafet giymiş bir kadın hayranlıkla. – Ellerine sağlık! – Tabii ki, ben onu güzel yetiştirdim, – diye gururlandı Nihan Hanım. – Artık sağlam bir destekçim var. Ve işin en ilginç kısmı başladı: Merve’ye sandalye bile kalmadı. – Ah Merveciğim, zaten oturacak zamanın yok ki, – diye özür diler gibi açıkladı Nihan Hanım. – Sen ikramlara göz kulak ol, tabakları getir. Merve başını salladı. Başka ne yapabilirdi ki? Bir kenarda garson gibi tabak taşıyor, şampanya dolduruyor, kullanılan peçeteleri topluyordu. Masada ise keyifli sohbetler, kadeh kaldırmalar, kahkahalar. – Nihan, eski işinden bahsetsene, – dedi bir arkadaş. Merve, kendisinin parçası olmadığı anıları sessizce dinledi. – Merve, meyveleri tazeler misin? – diye yüksek sesle seslendi Nihan Hanım. Merve mutfağa gitti. Üzüm yıkadı, tabağa dizdi. – Ne güzel olmuş! – dedi misafirler. – Nihan Hanım, size gerçek bir usta yardım ediyor! – Baran çok akıllı, kendine becerikli eş seçti! – diye ekledi şık kadın. – Eminim evde her zaman her şey düzenli! Herkes güldü. Baran da gururla sırıttı. Neye gurur duyuyordu? Bedava ev yardımcısına mı? Ama hikaye bitmedi. Masanın sohbeti daha cesur hale geldi. Misafirler rahatladı, ortam samimi, sesler yükseliyor. – Nihancığım, Barancık üniversitede tüm kızları peşinden koşturuyordu, anlat hadi! – diye şakalaştı bir arkadaş. – Suzuki saçmalık! – dedi Nihan Hanım, ama ilgilendiği belli oldu. – Tüm okul ona aşıktı, daha 20’sinde ne yakışıklıydı! Herkes güldü. Baran utandı gibi yaptı ama annesinin övgüsüne alışık olduğu belli. Merve bardakları silerken kimse onun varlığıyla ilgilenmiyordu. Sanki dekorun bir parçasıydı; gerekli ama görünmez. – Üniversitede kızlar sıraya giriyordu onun için! – diye övünmeye devam etti Nihan Hanım. – Dekan bile şaka yapardı: “Baran Don Juan olacak!” Gerçekten öyle oldu! Merve’den önce kaç ilişkisi vardı! – Anne, yeter, – diye mırıldandı Baran. – Ne var? Merve de anlar ki tek kadın değil, – güldü Nihan Hanım. – Erkek hayatı görmeli! Yoksa aile kuramaz ki! Kostümlü kadın onayladı: – Doğru söylüyorsun Nihan. Kadınlar için de iyi; deneyimli eş olmalı. – Kesinlikle! – dedi Nihan Hanım. – Merve ise sakin. Kıskançlık yok! Herkes Merve’ye döndü. Tepki beklediler. Gerçekten “sakin” mi? Merve başını salladı. Alternatifi yoktu. – Merve, Baran’la nasıl tanıştınız? – diye sordu komşu. Merve tam cevap verecekti ki, annesi araya girdi: – Bankada! O zaman Baran yönetici olmuştu, Merve danışmandı. Hemen anlaşılmıştı – ciddi, sorumlu kız. Sorumlu. Sanki iş görüşmesi referansı. – Baran’a dedim ki: Dikkat et bu kıza. Öyle havailik yok, tam ev kadını. Aileye uygun! Düşünün; sizin hakkınızda “aileye uygun” diye konuşuluyor. – Şahane seçim! – dedi şık kadın. – Ne kadar elinden iş geliyor! Herkesin taşınma kutlamasını organize etti, misafirleri ağırladı. – Aynen, – gururla onayladı Nihan Hanım. – Hemen anladım – aileye emanet edilir. Şimdiki gençler gibi değil; onlar hep kendini düşünür. En çirkin kısmı ise Baran’ın susmasıydı. Anneye “Yeter artık!” demiyor, karısının pazarlık malı gibi yorumlanmasına ses çıkarmıyordu. – Bebeğiniz ne zaman planlanıyor? – diye kaçınılmaz soru geldi. – Nihancığım, torunu çok istiyorsun! Nihan Hanım iç geçirdi: – Çok istiyorum! Ama gençler hep erteliyor – iş güç diyorlar, zaman geçiyor! Merve’nin yüzü kızardı. Oysa iki yıldır çocuk sahibi olmaya çalışıyorlardı. Gizlice doktora gidiyor, vitamin alıyor, umutsuzca ayları sayıyordu. – Onların özel meselesi, – dedi komşu zarifçe. – Tabii ki! – dedi Nihan Hanım. – Ama ben hep hatırlatırım – vakit geçiyor! Torun isterim! Merve dudaklarını ısırdı. “Hatırlatmak” mı? Her hafta soruyordu, “Yeni bir haber var mı?” Hep mahcup oluyordu. – Belki hazır değiller, – dedi misafirlerden biri. – Ne hazırlığı! – dedi Nihan Hanım. – Biz gençken hemen doğuruyorduk, şimdi bahaneler! Anne içgüdüsü değişmedi ki! Merve pencereye gitti. – Merveciğim! – diye seslendi Nihan Hanım. – Niye sessizsin? Gel, önemli konuşuyoruz! Merve yaklaştı, Baran’ın koltuğunun yanında durdu. – Görüyorsunuz Baran’ın ne uyumlu eşi var, – diye devam etti Nihan Hanım. – Söylesen yapar. Şimdiki gençler gibi değil, onlar hep şikayetçi. – Eşin hakları ne olacak? – diye sordu şık kadın. – Önemli olan koca mutlu, aile huzurlu olsun. – Doğru! – başka bir misafir de onayladı. – Kadın mutluluğu ailede, çocukta. Merve içinden sıkılırken dönüp ona bakmadılar, onun yerine konuştular. – Nihancığım, Baran’ın ilk ciddi kız arkadaşını hatırlıyor musun? – diye sordu bir kadın. – Adı Elif’ti galiba? – Aman, hatırlatma! – güldü Nihan Hanım. – Vardı öyle biri. Güzel ama inatçıydı. İyi ki ayrıldılar! – Neden ayrıldılar? – diye sordular. Nihan Hanım bakışını gezdirerek: – Huysuzdu. Her şeye söz söylemek isterdi, hep baş kaldırırdı. Evlilik için felaket! Baran’a dedim ki, sakın ha, düşün iyi düşün. İnatçı eş istemezsin! Baran huzursuzca kıpırdandı, ama sustu. – Doğru söylemişsin! – dedi şık kadın. – Anne çocuğa en uygun kızı seçer. Yoksa ömür boyu mutsuz olurdu. – Merve, biraz daha buz getirir misin? – dedi Nihan Hanım. Merve mutfağa gitti, buz aldı, derin düşündü. Ve aniden fark etti; o bu davetin bir parçası değil, hizmetlisi. Merve mutfakta buz kovasını tutarken pencereden dışarı baktı. Akşam olmuştu. Balkonda ışıklar yanıyordu, başka evlerde insanlar kendi hayatlarını yaşıyordu. Salondan kahkahalar geliyordu. Karaoke söyleniyordu. – Merveciğim! – dedi Nihan Hanım, – Buz nerede? Bir de kahve koy lütfen! Merve makineyi çalıştırdı, buz kovasını aldı, salona gitti. – İşte emekçi kadın geldi! – dedi şık kadın eğlenceli şekilde. – Mervecim, niye bu kadar ciddisin? Eğlen biraz! – Yorgun, – dedi Nihan Hanım. – Tüm gün ayakta. Ama kadın her şeyi bilmeli. Kadın kaderi bu – aileye bakmak. – Tabii! – dedi komşu. – Erkek çalışsın yeter! – Ben çalışmıyor muyum? – dedi Merve kısık bir sesle. Herkes döndü. – Ne dedin canım? – diye şaşırdı Nihan Hanım. – Çalışmıyor muyum dedim? – dedi Merve daha net. Baran kaşlarını çattı: – Merve, ne alakası var şimdi? – Hani Galip Teyze diyor ya, erkek çalışır dinlenir diye. Ben ne yapıyorum yani? Çalışmıyor muyum? Herkes birbirine baktı. Kimse bu tepkiye hazırlıklı değildi. – Tabii ki çalışıyorsun, – dedi şık kadın. – Ama o başka bir şey. – Nasıl başka? – Yani, – zorlandı kadın, – sen danışmansın. Baran ise proje müdürü. Daha çok sorumluluğu var. – Yani benim işim tam iş değil. Ev işleri de benim. Demek ki hem ofiste hem evde ben çalışıyorum. Baran ise sadece ofiste. Ama dinlenen o oluyor. Salonda sessizlik oldu. – Merve, ne demek istiyorsun? – dedi Baran gergin şekilde. – Şunu, – dedi Merve, kovayı masaya koyarak, – iki gündür taşınmaya hazırlanıyorum. Alışveriş, yemek, süsleme. Bugün sabahtan beri durmadan çalıştım. Masada bana bile yer yok. – Bilerek olmadı! – diye savundu Nihan Hanım. – Hesapta hata yaptık. – Hata. Düşünmediniz. Çünkü beni hizmetçi olarak gördünüz. – Merve! – dedi Baran sertçe. – Yeter artık! – Neyi? – Gerçekleri söylemeyi mi? – Merve, sakin ol, – araya girdi bir misafir. – Sinirler bozuldu. – Yeter artık! – dedi Nihan Hanım. – Misafir yanında sahne yapıyorsun! – Peki yanında evliliğimi tartışmak, çocuk meselesini konuşmak, Baran’ın eski sevgililerini anlatmak sahne olmuyor mu? Nihan Hanım bir anda beyazladı. – İstememiştim. – Elif’ten bahsettiniz. İyi ki gitti, çünkü kendi fikri vardı dediniz. Herkes onayladı – iyi ki şimdi Baran’a uyumlu biri var. Merve tüm konuklara baktı. – Biliyor musunuz? Elif haklıydı! Kendini ücretsiz hizmetli yapmaya izin vermemeliydi! – Ne demek istiyorsun? – Baran yerinden kalktı. – Ne hizmetlisi? – Bugün ne hayal ettiğimi biliyor musun? – dedi Merve daha sessizce. – Birinin “Tanışın, bu benim eşim. Bankacı; zeki ve yetenekli” demesini. Ama hep “Ne kadar evcimen. Tam aile için uyumlu.” denildi. – Merve, yani… – Ne! – diye kesti Merve. – Hep sustun! Anne seni överken sustun! Galip Teyze haklarımı tartışırken sustun! Herkes hayatımı konuşurken sustun! Sesi titredi. Biriktirdiği gözyaşları düştü. – Yeter artık! Uyumlu olmaktan yoruldum! Merve gözlerini sildi. – Kusura bakmayın, atmosfer bozuldu. Ama artık ideal gelin rolü yapamayacağım. Kapıya yürüdü. – Merve, dur! – dedi Baran. – Nereye? – Balkona. Hava almaya, – dedi durmadan. – Siz eğlenmeye devam edin. Ama bundan sonra garson olmadan. Balkon kapısı kapandı. Arkada sesler ve müzik kaldı. Yıldızlı gökyüzünün altında Merve sonunda kendisi olabildi. Ağlayabildi. Merve balkonda saatlerce oturdu. Önce kırgınlıktan, utançtan, rahatlamadan ağladı. Sonra gözyaşlarını dindirip şehir ışıklarını izledi. Evden sesler geliyordu. Misafirler gitmişti, Baran ile Nihan Hanım konuşuyordu. – Anlamıyorum, nesi var şimdi? – dedi Nihan Hanım. – Misafir yanında böyle şey mi olur! – Anne, belki o kadar haksız değil, – dedi Baran utangaçça. – Neyde haklı? Büyüklerine bağırmakta mı? Kutlamayı mahvetmekte mi? Merve dikkatle dinledi. – Bütün gün çalışan oydu. – Eee, ben de gençken çalışıyordum! Hiç şikayet etmedim! Ev kadınlığı emek ister. Kadın yerini bilmeli. Merve acı acı güldü. Hiçbir şey anlamamıştı. – Ama yine de… – Yok öyle “yine de”! Sen onunla ciddi konuş. Nasıl davranması gerektiğini anlat. İyice şımardı! Merve kapıyı açtı, içeri girdi. Baran ile Nihan Hanım kirli tabaklar arasında durmuştu. – Ciddi bir konuşma iyi fikir, – dedi Merve sakinlikle. Şaşırdılar. – Merveciğim, – Nihan Hanım yaltaklanarak başladı. – Neden böyle yaptın? Kötü niyetle değil ki. – Biliyorum, – diye başını salladı Merve. – Sadece konuşmama alışık değilsiniz. – Merveciğim, evde konuşalım, – dedi Baran. – Hayır. Ne başladıysa burada, burada bitecek. Merve yeni boşalan bir koltuğa oturdu. – Baran, yarın aileme gidiyorum. Bir hafta burada olmayacağım. Düşüneceğim. – Neyi düşüneceksin? – dedi Baran kaygılı. – Bu evde değer görüyor muyum, onu. – Abartma lütfen, – dedi Baran. – Bu abartı değil, – dedi Merve sakince. – Bu seçim. Ya ilişkimiz değişecek, ya ben kendi hayatımı değiştireceğim. Nihan Hanım burun kıvırdı: – Gençler işte! Hemen rest! – Baran, evliliğine önem veriyorsan düşün. Beni “yola getirmeyi” değil, neden balkonunda ağladığımı düşün. Bir hafta sonra Baran Merve’nin anne babasının evine gitti. Mutfak masasında oturdu, yüzüğünü çevirdi. – Merve, lütfen dön. Her şey değişecek. Merve uzun uzun baktı. – Tamam. Deneyeceğiz. Bir daha hiçbir aile toplantısında ağlamadı. Çünkü sonunda kendisine saygı göstermeyi öğrendi.