İlknur mutluydu. Yüzünde bir huzur gülümsemesiyle gözlerini açtı. Yanında oturan Emirin sıcak nefesi başının arkasına dokunuyordu, bir kez daha gülümsedi.
Düğün balayı parası cebinde birikmişti. Dün Emire bunu söyledi, yarım saat boyunca onun ne kadar akıllı olduğunu, seçiminde yanılmadığını dinledi. Fakat iki hafta önce hâlâ kararının doğruluğundan şüphe eden İlknur, Emirin ailesiyle tanıştığında yabancı insanlara karşı içten bir tiksinti hissetmişti.
Kararlarını belirleyen şey, İlknurun zengin gelini olmasıydı; büyükannesinden kalan eski bir ikili yani minik, tozlu bir araba ona miras kalmıştı. Bu arabayla birlikte, üçü de o eski dairede yaşamaya başladı.
Bir oda kilitliydi; büyükannenin odası. İlknur, orada büyükannesinin hayatını anımsatan her şeyi bıraktı: antika bir komodin, sallanan bir koltuk, meşhur bir çalışma masası ve renkli iplik kutularıyla dolu raflar. Düğün sonrası bu oda tamamen değişecekti Ama şimdilik her şey eski hâli gibi kalmıştı.
İlknur ara sıra akşamları o odanın kapısını aralar, sallanan koltuğa oturur, kırışık bir lambayı yakar ve düşüncelere dalardı. Emir bu oturmayı kapris ve melankoli diye suçlasa da bir şey yapamazdı; odanın içine girmez, boş yere harcanan alanı eleştirirdi.
Ailesinde en büyük çocuktı. Anne babası onu hemen bir bakıcı gibi kullandı; genç kardeşler ve ağabeyiyle ilgili bütün sorumlulukları hâlâ onun ince omuzlarına yükledi. Ancak ne zaman bir eksik bulursa: Daha iyi temizlemedin, daha iyi yıkamadın, daha iyi giydirmedin diye azarlardı. Kız kardeş ve kardeş, İlknurun her zaman suçlu olduğunu fark edip bundan fayda sağladılar. Böylece okulunu bitirince evden toplu eşyalarını alıp büyükannesinin yanına taşındı.
Büyükannesini çok severdi. Ona kardeş kuşum der, ev yapımı poğaçalarla doyurur, Allahın izniyle yaşamayı öğretirdi. Bir sabah sıcak bir battaniyeden çıkıp mutfağa koştu, kahvaltı için lor peyniri topladı. O esnada Emir de uykusundan sıyrılıp mutfağa girdi, sıcak lor peynirlerini tabağa koyup yoğurtla batırarak afiyetle yemeye başladı.
İlknur, dedi, beşinci peynir toplamasını bitirince, bu balayı fikrini bir kenara bırakalım. Parayla bir araba alalım, kredi de yeter. Ne dersin? diye sordu.
İlknur, yoğurttan parlayan Emirin yüzüne şaşkınlıkla baktı, ama bir şey söyleyemedi; bir anda dış kapı kilidinin dönmesi duyuldu.
Korkuyu hissetmeden, ön odada bir grup belirdi: gelecekteki kayınvalidesi Fatma Hanım, kızı ve 18 yaşındaki oğlu. Yanlarında üç valiz ve bir çanta yığını vardı.
Hoş geldin gelin, dedi Fatma Hanım, kapıdan içeri girerken. Dün Emirle konuştuğumuz gibi, bu işi hemen halledelim; neyi sürükleyelim ki?
İlknur yine Emire baktı; o da çabucak çantaları ön odaya alıp kadının odasının kapısına taşımaya başladı.
İlknur, kapıyı aç, dedi Emir. Orada hâlâ temizlik yapmamız lazım, koltuğu balkona taşıyalım, üzerine plastik örtelim; bir şey olmaz. Diğer mobilyaları bırakalım, Veysele yetmez mi? Eski topları bir yere at, ne olur.
Veysele yetmez demek ne demek? Neden bir şey atmam gerekiyor? Fatma Hanımın daire anahtarları nereden geldi? diye neredeyse fısıldadı İlknur, sabah ziyaretinin anlamını çözmeye çalışırken.
Nasıl yani? diye sordu gelecekteki kayınvalidesi. İki hafta içinde düğün var. Arabayı alacaksınız, Emir bana söyledi. Oda boş mu? Çocuklarınız yokken Veysel orada kalacak, ona bir yolculuk yapması bile 5 dakikaya yakışıyor.
Yeter artık, dedi Emir. Kardeşimin bir süre burada kalması için odayı boşaltalım. Eski hurdayı atma zamanı geldi; çocuk odası planlıyorduk zaten. dedi, kendinden emin bir gülümsemeyle.
Arabayı gören Elif de hemen dahil oldu, diye ekledi neşeyle Emirin kız kardeşi. Bir arkadaşım satıyor, krediyle alalım, balayı yerine deniz kenarında bir tur yaparız. Bu fırsatı kaçırmayın!
Tamam, İlknur, oda anahtarını bul, ben de aileyi lor peynirleriyle doyurayım, dedi Emir. Kahvaltı harika, yoğurtla; bir lokma daha al! diyerek İlknuru koridorda yalnız bıraktı ve mutfağa yürüdü.
İlknur oturma odasındaki eski kanepede oturdu, düşüncelere daldı Kahvaltıdan mahrum kalmak zaten belli bir durumdu. Gelecek ailesi bir sarmaşık gibi masadan, buzdolabından çalacak, akşam tekrar marketten çanta getirecekti. Emirden yardım bulamayacaktı; o taşındığında Biz İlknurun maaşından geçineceğiz, diğer harcamalarımı ev genişletmeye ayıracağım demişti.
Hayatını eski bir Köşkte mi geçireceksin? diye kibarca sordu Emir. İlknur itiraz etmedi; evlilik iki ay içinde gerçekleşecekti.
Şimdi yeni sürprizler ortaya çıktı; Emirin da büyükannesinin daire anahtarını ona vermiş olması… Ve Veyselin onlarla kalacağı kararı… Neden böyle bir belirsizlik içinde bir yabancının evinde kalmak zorunda kalacaktı?
En son çare ise meşhur araba İlknur çocukluğundan beri denizi hayal ederdi. Anne babası ona iki kez deniz kenarına götürmüştü; fakat o hiç gitmemişti. Şimdi balayı hayalini kurdu: Ege Denizi! Yunanistan! Güzel bir otel! Sicilya turu! Antik tapınaklar! Teraslarda ekşi şarap! Deniz manzaralı bir oda…
Gözleri doldu, çocuğun gibi hıçkırdı. Büyükannesinin anısı bir anda belirdi: Sevdiği koltuğunda oturmuş, iyi gözler torununa bakıyordu. Üzülme, kuşcığım, evlilik bir felaket değil. Sadece evlilik bir ölüme dönüşmesin. Sevgi aramaya devam et. Sevgi bakıma dönüşür. O bakımı bul, yanılma.
Hızlı bir karar verdi. Mutfaktan gelen aile sesleri artık akrabalarından ziyade yabancılardı. Eşi de bir yabancıydı.
Önce iş yerini aradı, iki hafta izin istedi. Sonra üniversiteden eski dostu Merveye, Evimi bak, ailesi gelmesin dedi; Merve iki apartman ötede yaşıyordu, hemen kabul etti.
Endişelenme, onları çabuk bir şekilde yönlendireceğim, dedi Merve.
Dairenin işini hallettikten sonra, İlknur tur acentasını aradı, balayı için sıcak bir paket buldu. Bavulu zaten hazırdı; deniz hayalini uzun süredir biriktirdiği eşyalarla doldurmuştu, düğüne beklemeden.
On beş dakika içinde dairesinden sessizce çıktı, arkasına Düğün iptal edildi. Anahtarları Merveye ver. Arabayı kendin al. Artık benim değil. notunu bıraktı.
Havaalanına yönelirken telefon çaldı; titreşen ekran, kaçırılan aramalar ve çığlık gibi mesajlar: Aklını kaçırdın mı?! diye bağırıyordu. Telefonu kapattı, sesini bir kez daha duydu:
Evet, çıldım! diye fısıldadı içinde bir ses, çocukluktan kalma bir melodi. Ne rezillik!
Derin bir anı içinde büyükannesinin gülümseyen gözleri yine ona bakıyordu




