Ne kadar defa kayınvalideme gecikerek gelmemesini söylemiş olsam da, sesini duymamış gibi davranıyor. Bir türlü anlamıyor ki, bir yıl önce doğan o minik evlat, bir ritüele alışmalı. Saat yirmi civarı uyku perileri henüz gelmediğinde, onu yatağa koymazsam iki saatlik cehennem felaketini garantilemiş gibi hissediyorum.
Onunla konuşmak bir hayal gibi; ne kadar ikna etmeye çalışsam da, kayınvalidem Ben burada olma hakkına sahibim diyerek, evimize ansızın girmeye devam ediyor. O bir saatlik bir an için içeri girip çocuğumla gülüyor, onu oyalıyor, ardından yarım geceyi beşiği sallayarak geçiriyorum. Sonra bebek huzursuzlanıyor, ağlamaya başlıyor.
Bugün yine beşiği rutin gibi sallıyordum. Kocam Mehmet ve ben, bir film seçmiş, gözlerimizi perdeye dikerken kapı çaldı. Mehmet kapıyı açtığında, bir anda karşısında annesi Ayşe duruyordu; gözleri bir çökertme gibi karanlıkta parlıyor, bir anda bütün odanın ışıkları titredi.
Kızgınlık bir sis bulutu gibi üzerimde dolaşıyordu. Çocuğum diş çıkarmaya yeni yeni başlamış, uykuya dalmakta zorlanıyordu; her sessiz dakikayı bir mücevher gibi sayıyorduk. Kendimi sakinleştirmeye çalıştım; Sakin ol, o benim kocamın annesi, diye fısıldadım kendi kendime.
Birden elimi yanağımın üzerine koyup acı içinde bağırmaya başladım: Tam zamanında geldiniz! Diş ağrım var, dayanamayacağım! Tek başıma dişçiye gitmek istemiyorum; bir sürece beşiği sizinle tutun, hemen döneceğim.
Mehmet ne bir şey anlayabildi ne de bir şey söyleyebildi; aceleyle giyindi ve evden çıktık. Ne tür bir gösteri bu, neyin içinde kayboldun? diye sordu kocam, gözleri hâlâ sisli bir rüyanın içinde.
En azından bir yerlerde yalnız kalabiliriz; telefonumuzu da kapatmayı unutma! dedim, sesim hâlâ duvarların yankısı gibi çınlıyordu.
Gece yarısı eve döndük; Ayşe taksiyle geri dönmek zorunda kalmıştı. Bebek, eski bir çocuk yatağında, etrafı kirli bezler ve dağınık giysilerle doluydu; oyuncaklar, emzikler, çıngıraklar bir sanat kaosunun parçaları gibi etrafa saçılmıştı.
Kayınvalidem yorgun, makyajı dağılmış, eteği bebek kakağıyla lekelenmiş bir haldeydi. O günden sonra daha nadir, daha erken gelmeye başladı; gecenin karanlık gölgesinde bir hayal gibi geride kaldı.




