Elif ve Mehmet yaklaşık on yıl önce evleniyor. O zamanlar otuzlu yaşlarının ortasındalar; Mehmet büyük bir şirkette müdür olarak çalışıyor, Elif ise bir kuaför salonunda hizmet veriyor. İki çocukları oluyor, Elif doğum iznine çıkıyor ve sonrasında çalışmayı bırakıyor. Parasını Mehmetin iyi maaşıyla geçiniyorlar; aylık 12000 alıyorlar, bu da hayatlarını rahatça sürdürüyor.
Mehmet kariyer odaklı bir insan; sık sık evden uzakta oluyor ve boş zamanlarını annesiyle geçiriyor. Kayınvalideleri Ayşe ise eski bir tiyatro oyuncusu; hastalık ve öfke nöbetlerini sahneye koyarak oğlunun dikkatini üzerine çekmeye çalışıyor.
Bir aile yemeğinde Ayşe Elife şöyle diyor:
Mehmet sadece benim, sen onun eşi olsan da fark etmez. Aile içinde sadece ben varım! Sen bir anne olduğun için beni anlamalısın. Ne olursa olsun, eşine hep yardım etmelisin!
Elif bu sözleri hiç unutmuyor. Ertesi sabah Mehmetten her şeyi açıklamasını istiyor. Mehmet, annesinin tavırlarını bir şaka gibi savunmaya çalışıyor.
Her şey bir noktada son bulur. Geçen yıl Mehmet işten çıkarılıyor ve üzüntüsüyle başa çıkmak için alkol içmeye başlıyor. Elif yeniden bir kuaför salonunda çalışmaya geri dönüyor.
Elif hâlâ Mehmetin bir gün aklına gelip eski haline döneceğini umuyor, ama durum sadece kötüye gidiyor. Boşanmayı dava ediyor ve Mehmet, Elifin annesine taşınıyor.
Elif bir nefes alıyor; artık bir kişi daha geçindirmeyecek. Bir ay sonra kayınvalidesi Ayşe onu arıyor:
Bana hiç söylemediğim bir şeyi mi unuttun? Eşine hep yardım etmen gerektiğini söylemiştim! Benim emeklilik maaşım yetmiyor, bu yüzden her ay Mehmete para gönderip ona destek olmanı istiyorum!
Ayşenin bu talebi Elifi şok ediyor. Elif, çocukların babasının nafaka ödemesi gerektiğini belirtiyor. Ayşe ise Seni o hâle getiren sensin diye karşılık veriyor.
Elif, Ayşenin sözlerinden rahatsız olup konuşmayı sonlandırıyor. İlginç olan, hâlâ eski eşini seviyor ama onunla nasıl bir yaşam süreceğini bilemiyor.




