30 Aralık 2025
Bugün annemle büyük bir tartışma yaşadım. Büyük anneye kim bakmış olursa olsun, bu daire benim olmalı! diye bağırdı. Ama aslında daire yasal olarak bana ait; annemle bu konuda hiç uzlaşamıyoruz.
Annem bir dava açma tehdidiyle bana yaklaşıyor. Neden? Çünkü büyük annemin dairesi onun ya da benim değil, kızıma, yani küçük kızım Aysuya kalmış. Annem bu durumu haksız buluyor. O, dairenin kendisine geçmesi gerektiğini düşünüyor, ama büyük annem başka bir karar vermiş. Neden böyle? Muhtemelen biz, yani ben ve eşim, son beş yılı onun evinde geçirip ona baktık.
Annemi egoist bir insan olarak nitelendirebiliriz. Kendi istekleri her zaman başkalarının ihtiyaçlarından önce gelmiş. Üç kez evlenmiş, ama sadece iki çocuğu var: ben ve daha küçük kız kardeşim Elif. Elif ile aramız iyi, annemle ise pek olmaz.
Babamı hatırlamıyorum; annem beni iki yaşındayken boşanmış. Altı yaşına kadar annemle ve büyük annemle birlikte Yaşarbaşı Köyü’nde kaldık. Bir sebeple büyük annemi rahatsız edici bulmuştum; annemin sürekli ağlaması bu hissettiriyordu. Yetişkin olduğumda anladım ki büyük anne çok iyi bir insandı; tek istediği kızının ayakta durmasıydı.
Annem ikinci kez evlenince, üvey babam Şahinle yaşamaya başladık. Bu evlilikte Elif doğdu. Şahin yedi yıl boyunca bizimle kaldı, ardından boşandı. Bu kez büyük anneme dönmedik; Şahin bizi bir süre kendi evinde barındırdı. Üç yıl sonra annem tekrar evlendi, yeni eşiyle birlikte bir apartmana taşındık.
Yeni kayınpederim çocuk sahibi olmaktan mutlu değildi ancak bize zarar vermedi; sadece bizi görmezden geldi. Annem de yeni eşine gözü pekken, bizi umursamazdı, sürekli boşanma sahneleri gibi tartışmalar yaşardı. Ayda bir kez evden çıkıp eşyalarını toplamak isterdi, ama Şahin onu durdururdu. Elif ve ben bu duruma alıştık, annemi artık dikkate almazdık.
Elifin eğitimiyle ilgilenmek benim sorumluluğum oldu. Annem zaman bulamıyordu. Büyük anne ve babamız bize çok yardımcı oldu. Sonra ben yurduma, Elif ise büyük annemin evine yerleşti. Babam (Mehmet) ona sürekli destek verdi. Annem ise sadece tatil günlerinde arar, bir şey söylemezdi.
Annemin bu tavrı bana yabancı gelmedi; alıştım zaten. Elif ise annesinin ilgisizliğine aldırmazdı, özellikle annesi mezuniyet törenime gelmediğinde çok kırıldı.
Yıllar geçti, Elif evlendi ve kocası Ahmetle İzmire taşındı. Ben ve sevgilim (Ali) ise hâlâ İstanbulda bir kiralık dairede yaşıyorduk. Büyük annemi sık sık ziyaret eder, onunla çok yakın bir bağ kurmuştuk, ama rahatsız etmemeye çalışırdım.
Büyük annem hastalandı, hastaneye kaldırıldı. Doktorlar ona iyi bakılması gerektiğini söyledi; o günden itibaren her gün ona eşlik ettim. Alışveriş yapar, yemek hazırlardı, temizlik yapar, ilaçlarını zamanında aldırırdım. Altı ay boyunca bu rutin devam etti. Bazen Ali de yardımcı olur, evde tamiratlar yapar, evi toplardı.
Bir gün büyük annem, Siz de benim evime taşının, böylece kiraya para harcamazsınız, dedi. Biz de sevinçle kabul ettik, çünkü onunla ilişkimiz iyiydi ve Aliyi çok severdi. Altı ay sonra hamile kaldım. Çocuğumun babasını tutmaya karar verdik. Büyük annem torun beklediği için çok sevindi. Düğünümüzü aile büyüklerimizle bir kafede yaptık, annem hiç gelmedi, telefonla bile tebrik etmedi.
Kızım iki aylık iken büyük annem bir kaza geçirdi ve bacağını kırdı. Hem büyük anne hem de bebekle ilgilenmek benim için çok zor oldu. Annemim yardımını istedim, ama o sonra dedi ve bir daha gelmedi. Sözünü tutmadı.
Altı ay sonra büyük annem felç geçirdi, yatağa bağlı kaldı. Onu bakmak benim için neredeyse imkânsızdı; Ali olmasaydı nasıl dayanırdım bilemezdim. Zamanla iyileşmeye başladı; konuşmaya, yürümeye, yemeye başladı. Felçten sonra iki buçuk yıl daha yaşadı, torununu yürürken izledi. Sessizce, huzur içinde uyuyarak öldü. Biz çok üzüldük; büyük annemi çok sevmiştik, eksikliği büyük.
Annem sadece cenaze törenine geldi. Bir ay sonra da daireyi kendine aldım diye beni tahrik etti, evin kendisine kalacağını düşündü. Bilmediği şey, büyük annemin doğumumdan hemen sonra daireyi bana devretmiş olmasıydı. Bu yüzden annem hiçbir şey almadı.
Annem buna kızdı, Dairenin anahtarını bana ver, yoksa dava açarım, dedi. Ne kadar sinsice! Büyük anneyi kandırdın, ona daireyi vermedin, şimdi burada yaşıyorsun! demekle kalmadı, Kim büyük anneye bakmış olursa olsun, bu daire bana ait! diye bağırdı.
Ben artık kesin bir karar verdim. Noter ve avukattan danışmanlık aldım; büyük annemin bize verdiği daireyi koruyacağız. İkinci çocuğumuz (kızım Aysu) olursa kesinlikle büyük annemin adını taşıyacak.
Bu süreç bana şunu öğretti: Gerçek sevgi, başkalarının çıkarlarını gölgede bırakıp sorumluluk alabilmekten gelir; hırsın peşinde koşmak sadece kalp kırıklığı getirir.




