Kocamın kardeşi “bir haftalığına misafirliğe” geldi, tam bir yıl kaldı – sonunda polisi çağırarak evden çıkartmak zorunda kaldık

Yani Nesrin, insanın başına ne gelirse gelsin… Bak kardeşimin hali ortada. Karısı evi terk etmiş, işinden de kovulmuş… Yani, garibanı da sokakta mı bırakayım şimdi? Serkan, mutfağın köşesinde, elinde havlu sıkıştırıp karısına baktı. Sanki az önce en sevdiği kupayı kırmış gibi yüzü düşüktü, oysa ortada sadece küçük kardeşi Kurthanın gelişinden bahsediliyordu.

Nesrin, elindeki market torbalarını yere bırakırken iç çekti. Bugün şirkette kaos hakimdi çeyrek raporu, maliye denetimi, üstelik öğleden sonra belindeki ağrı yeniden başlamıştı. Konu komşuyla ilgilenecek hali yoktu, hele ki on beş yıl boyunca üç kez anca gördüğü elti Kurthanın problemleriyle hiç ilgilenmek istemiyordu.

Serkan, çekirdek aileye ait iki odalı bir dairemiz var, burası lojman değil. Kurthanın Eskişehirde kendi evi vardı, niye oraya gitmiyor?

Orayı kiraya verdiğini söyledi. Sözde oğlana aldığı stüdyo dairenin taksitlerini ödemek için. Matematiği karışık yani, ben de tam çözmedim. İstanbulda iş bulacak da, yeni bir başlangıç peşinde. Bir hafta, bilemedin on gün kalırım, iş görüşmelerine gidip gelirim, dedi yahu.

Nesrin, mutfağa süzüldü, bir bardak su doldurdu. Serkan peşinden dilenci edasıyla baktı iyi huyluydu, kavgadan uzak, çalışkandı ama bir tek kötü huyu vardı: Akrabalarına hayır demeyi asla öğrenememişti. Özellikle de yitik kabul edilen Kurthana…

Peki, diyelim bir hafta. Baştan söyle, sabah altıda kalkıyoruz, gece on birde yatıyoruz. Misafir istemem, aşırı kahkaha da yok.

Kurthan ertesi akşam çıkageldi. Kapıda battal boy ekose bir torbayla bekliyordu. Torbanın bir yerinden eski tren koltuğu, diğerinden ise enteresan bir ekşi koku yayılıyordu. Kurthan, Serkandan hem iri hem gürültülü hem de muzipti.

Ooo, hanımefendi! diye bağırdı sarılmaya çalışırken, neyse ki Nesrin çevik davranıp kaçtı. Misafir başınıza dert olmayacak, söz! Tek isteğim köşe koltuk priz varsa harika olur!

İlk üç gün şaşırtıcı şekilde sorunsuz geçmişti. Kurthan öğlene kadar salondaki kanepede horlayıp, sonra iş bakmaya diye dolanıp, akşama sofrayı silip süpürür halde geri dönüyordu. Ama öyle yiyor ki, Nesrinin üç günlük dolma tenceresi akşamdan sabaha kayıplara karıştı. İki günlük köfte zulası da sabah ortada yoktu.

İstanbul havası işte, canavar gibi acıktırıyor insanı! diye kahkaha attı Kurthan, tavan kadar bir ekmekle tavayı sıyırırken.

Nesrin içinden Artık iki kat alışveriş yaparım, diye notunu aldı. Adam misafir ama, şimdi laf mı söylenir?

Bir hafta dolduğunda, Nesrin nazikçe imalı sordu:

Kurthan, işler nasıl gidiyor, bir şeyler bulabildin mi?

Kurthan birden ciddileşti, çatalı bıraktı, derin bir ah çekti.

Nesrin abla ya, piyasada yalan dolan bol. Başvuru: maaş 30 bin lira, esnek mesai… Meğer kargoculukmuş. Benim altımda iki diploma var, öyle her yere başvuramam. Ama güzel bir firmada görüşme var deyip durdular, pazartesi arayacaklar. Bir-iki gün daha sabretmem lazım.

Bir iki gün, öyle mi? Nesrin bakışlarını Serkana yöneltti. Serkan, kibrit çöpü gibi salatayı çevirmeye koyuldu, gözüyle duvardaki mefruşatı inceledi.

Yani… Hafta sonu dışarı atacak değilsiniz ya? Kurthan o muzip sırıtışıyla sırıtınca, Nesrin pes etti. İki gün neyse, dedi.

Pazartesi geçti, salı da, ama iş teklifi ortada yoktu. Kurthan gündüz dışarı çıkmayı kesti: Her akşam işten dönen Nesrin, yayılmış açılmış kanepe, televizyonda bol gürültülü yarışma, sehpadaki bisküvi kırıntıları ve buram buram ucuz erkek spreyiyle karışık içki kokusunu bulur oldu.

Kurthan, iş için aradın mı?

Aradım ya. İnsan kaynakları kadın hastaymış. Haftaya yeniden ara, dediler. Şey, bizim buzdolabında neden mayonez yok? Sandviç yapacaktım

Bu bizim lafı sinirlerini gerdi. Nesrin sustu, ama içten içe fokurdamaya başladı. Kurthan artık evi kendi mülkü gibi görüyor: Serkanın pahalı şampuanını kafasına boca ediyor, Nesrinin battaniyesiyle yayılıyor, akşam haberlerini izlerken kanal değiştiriyor.

Bir ay geçti. Dışarıda karlar eriyip çamura dönmüşken, evin içinde de bir bataklık oluştu. O akşam Nesrin patladı. Mutfakta çay makinesiyle uğraşan Serkana dikildi:

Serkan, artık konuşmak gerek.

Kurthan meselesi mi?

O mesele. Bir ay oldu! Adam çalışmıyor, iş de aramıyor, kanepede yatıyor, bizim parayla alışveriş yapıp, evi pansiyona çevirdi. Evde bir yabancı adam varken sabah sabah koridorda sabahlıkla geçemiyorum. Nereye kadar?

Nesrin… Konuştum ben. Olur olacak diyor. Şans yaver gitmedi… Yani, kardeşimi ben sokağa atamam. Rahmetli annem zaten bize Birbirinizi bırakmayın! derdi. Sen de bilirsin…

Allah uzun ömür versin, senin annen Eskişehirde. Burada yaşadığımızı görmüyor ki. Serkan, bütçe bitti… Gıda harcaması iki katına çıktı. Elektrik-su desen, adam hem yan odayı hem salonu pavyon gibi yakıyor… Bari ortak olmasını iste!

Parası yok şu an Serkan kısık sesle konuştu. Kredi kartları bloke, borçlar yüzünden. Dünkü gün söyledi bana…

Sandalyeye oturup, dünyanın başına yıkıldığını hissetti Nesrin.

İyi… Borçlar öyle mi? Bunu ne zamandır biliyorsun?

Birkaç gün. İş bir bulursa, ödeyecekmiş. Biraz daha sabret Nesrin. Bahar gelsin, sezon açılır, en olmadı şantiyede çalışır.

Sabrın sonu selamet, söz vardı ya, sonraki ayların sloganı buydu.

Bahar gelip geçti. Kurthan bel fıtığım var, inşaat olmaz, bahanesiyle iyice yayıldı. Ama bardağı kaldırıp indirirken, tam teşekküllü sağlıklıydı. Bar dolabındaki içkiler bir bir eksilmeye başladı. Bir akşam Nesrin, Serkana verilen özel viskinin de tükendiğini keşfedince evdeki kıyamet koptu.

Almadım ben! diye avazı çıktığı kadar bağırdı Kurthan, ağzındaki ekmek fırlayacaktı neredeyse. Hırsız muamelesi yapmanın ne alemi var? Belki sen içtin, bana çamur atıyorsun şimdi?! Ya da Serkan iş yerinde dağıttı!

Karıma böyle konuşmayacaksın! Serkan araya girdi ama sesi, patrona not bırakıp çıkma kadar ciddiydi.

Sen de dizginle biraz hayat arkadaşını! Kurthan terslendi. Bir bardak içkiyi bana mı çok görüyorsun? Küçük hesaplar! Vakti gelince ben kasayla alacağım zaten!

O gece Nesrin ültimatom koydu: Ya Kurthan haftaya gider, ya boşanırım, gerekirse evi bölerim, umurumda olmaz! Zaten evin peşinatını kendi ailesi vermişti, taksitleri yıllarca maaşıyla ödemişti.

Serkan dehşete kapıldı, uzun uzun balkonda kardeşiyle fısıldaştı. Kurthan suratı asık, Nesrini ters ters süzerek gün boyu idare etti.

Görünürde çare bulunmuş gibiydi: Kurthan, Gebzede bir oda tuttum, ilk maaşı alınca kesin giderim, dedi (sözde güvenlikçi olmuş). Nesrin derin bir iç çekti, İki hafta daha idare edilir, diye düşündü.

Ama tam bir hafta sonra Kurthan tek kolu alçıda döndü.

Düşüp kapıda kaydım, kolumu kırdım… dedi dramatik bir edayla.

Nesrin, alçıya bakıp içinden Bunun çilesi hiç bitmez dedi. Güvenlik işi de iptal, tabii taşınmak da.

Şimdi sakat adamı da mı sokağa atacağım yani? dedi Kurthan. Gözlerinde şeytani bir pırıltı vardı. Evin anahtarını düşürdü, adeta.

Yaz sıcağı cehenneme döndü. Kurthan, kaptan kırık kol olarak, Nesrini hizmetçi bellemişti: Nesrin abla, iki lokma ekmek, bir bardak su, Sırtıma krem sür, ulaşamıyorum, gibi istekler. Sonuncuya Nesrinin verdiği cevapla Kurthan bir daha bu cüreti gösteremedi.

Serkan eve gelmemek için mesaiye, ek işlere sığındı. Kafa dinleyecek yer kalmayınca, Nesrin de parkta saatlerce oturdu, kafelerde oyalanmaya başladı. Evleri Kurthan Sarayı olmuştu.

Altı ay geçti. Sonrası sekiz, neredeyse yıl oldu! Alçı gitti, kolu bir türlü iyileşmedi. Koltuk takımlarını yerinden oynattı, evi kendi düzenine göre yeniden dekore etti. Yokluğunda eve getirdiği tuhaf iki adamı apartman komşusu görüp Nesrine yetiştirdi. Nesrin, Bu ev üç artı bir! diye bağırırken, Kurthan mutfakla salonu da odaya sayıyordu. Her eleştiriye cevabı hazırdı:

Siz bana borçlusunuz! Ben kardeşim! Türkiyede aile kutsal! Bana mı kıyıyorsunuz? Hem ben sizin yatak odanıza mı girdim?

Kasım ayında, tam bir yıl sonra, sabır bardağı taştı.

Nesrin, o gün başı ağrıdığı için erken döndü. Daire kapısını açtığında içeriden kadınerkek gülüşmeler geldi. Koridorda yabancı bir kadının eski, çamurlu botları, askıda ucuz bir ceket… Salona girince tam bir orta halli pembe dizi görseliydi bu. Masada evde ne bulduysa yemişler, tekila şişesi yarı dolu, kanepede Kurthan, kucağında saçları sarıya boyalı bir abla, sigara külünü halıya savuruyorlar.

Aaa, ev sahibesi gelmiş! diye Kurthan, dili dolanarak, Nesrine baktı. Ya şurada bir iki duble içtik. Bu da Gülseren benim ilham perim!

Nesrinin içinde bir şalter atmıştı. Ne korku, ne vicdan, ne de koca kıyamadı artık. Sakin, net ve tok bir sesle:

Defolun. İkiniz de. Hemen. Beş dakika süreniz var.

Ne diyorsun ya? Kurthan şaşkın şaşkın yerinden doğruldu Abartma Nesrin. Abla şimdi gider, mesele olmaz…

Dışarı. Şimdi. Her ikiniz de.

Hasta mısın sen? Nerede gece vakti dışarı? Bu ev benim de evim! Serkan burada anahtar sahibi, sen de kim oluyorsun? Hanım hanımcık takılan bir sülük işte!

Kurthan hışımla yaklaştı. Nesrin olduğu yerde kalıp telefonu çıkardı:

Polisi arıyorum.

Ara! diye kalın sesiyle bağırdı Kurthan. Bir şey yapamazlar! Ben legal misafir, ailedenim!

Nesrin, hiç istifini bozmadan tuşladı.

Polisiye mi? Adres şu… Evet, iki yabancı kişi, tehdit ve alkollü. Ev sahibi benim, kendileri kayıtlı değil. Bekliyorum.

Blondie olan Gülseren, polis kelimesini duyunca içeride adeta F1 pilotu gibi hayalet oldu, bot ve ceketiyle fırtına gibi kapıdan çıktı. Kurthan ise küstahlıkla kanepede yayıldı.

Hadi bakalım. Bakalım kim haklı çıkacak? Serkan gelince görürsün sen.

Nesrin mutfağa geçti, kapısını kilitleyip Serkanı aradı.

Polisi aradım. Kardeşin kadın getirip evde alem yaptı, bana da el kaldırdı. Eğer onu savunacaksan, eve gelme. Yarın boşanma davası açarım.

Serkan bir süre sessiz kaldı. Sonra yorgun bir tonla:

Geliyorum. Ne gerekiyorsa yap, bıktım artık.

Polisler on beş dakika sonra geldi. İki koca iri yunus, tıkanmış apartman havasında resmiyetleriyle ortalığı süzdü.

Ev sahibi kim?

Ben. Nesrin kimlik ve tapu senedini uzattı. Konutun yarısı benim üstüme, satın aldım. Bu vatandaş kayıt dışı, iznim olmadan burada ve agresif. Lütfen evi terk ettirin.

Polis, Kurthana döndü.

Kimliğinizi alabilir miyim?

Kurthan cebinden çıkardı:

Kardeşin evindeyim! Türkiyede adettir! Misafiriz işte.

Polis inceledi.

Eskişehir kaydı, İstanbul yok. Hanımefendi sizi istemiyor. Yasa gereği burada kalamazsınız. Toparlanın, dışarı çıkın lütfen.

Ya noluyor ya! Ben dava açarım Serkan gelince, görürsünüz!

Eşiniz gelirse medeni hukuk devreye girer. Şimdi ise diğer ortak sizi istemiyor. Üstelik, komşulardan da fazla gürültü şikâyeti gelmiş. Gönüllü giderseniz iyi olur, yoksa karakola götürüp işlemi uzatırız. Sonunda asayişten içeri de girebilirsiniz.

Kurthan, polisleri Nesrini süzüp Gerçekten mi bitti? der gibi bakındı. Kardeşinin elinden yumuşaklıkla aldığı her şeyi resmi yetkiliye sökmek mümkün değildi.

Tamam ya… Tamam. Boğulun metrelerinizle. Ama unutmayın, unutulmaz bu!

Bir yirmi dakika kadar giyindi. Ne bulduysa torbasına fırlattı; birkaç defa özellikle mobilyalara çarpıp oraya buraya zarar vermeye çalıştı. Polisler nöbetçi gibi kapıda bekledi.

Kurthan koridora çıktığında, Serkan da kapıdan göründü. Adamcağız on yaş yaşlanmış gibiydi.

Serkan! Kurthan bağırdı Söyle şunlara! Karın beni sokağa atıyor! Bize yakışır mı?

Serkan, kardeşinin yüzüne, sonra Nesrinin kararlı gözlerine, halıdaki izmaritlere, boş şişelere baktı.

Gidiyorsun Kurthan. dedi usulca.

Ne? Beni bırakıyorsun? O kadın için mi?

Bir yıl bizim sırtımızdan geçindin, yalan söyledin, evimizi ahıra çevirdin. Sustum, çünkü kardeşimsin. Ama bu gece bitti. Eskişehire dön yahut nereye istersen. Para da verme yok artık.

Kurthan, neye uğradığını şaşırmıştı.

Defolun be! diye tükürdü, torbayı aldı, apartmanın kapısından çıktı. Polisler hadi kolay gelsin deyip çıktılar.

Teşekkürler. dedi Nesrin polise.

Kapıyı gizli tutun, kilidi değiştirin. Akraba eş, dost kolay kolay pes etmez, bilginiz olsun.

Kapı kapanınca, evde derin bir sessizlik. Serkan pencereyi açtı, soğuk kasım havasını içeri aldı, halıdaki izmaritleri toplamaya başladı.

Nesrin, eşinin yanına gitti, elini omzuna koydu.

Affet beni. dedi Serkan, başını kaldırmadan. Bunu en başından ben yapmalıydım.

Önemli olan sonunda bitti, Serkan. Bundan sonra huzur var.

Hafta sonu genel bir temizlik yaptılar. Kurthanın yayıldığı kanepeyi attılar, çünkü ne yapsalar kokusu çıkmadı. Kilidi de hemen değiştirdiler. Serkan, bu sefer kendi başına inisiyatif aldı.

Kurthan birkaç kez farklı numaralardan aradı, bilet parası yolla, ben aç kaldım deyip sitem etti, tehdit savurdu. Serkan cevap bile vermeden numarayı engelledi.

Zamanla evleri yeniden huzurlu oldu. Nesrin, akşam eve gelirken artık gerginlik yaşamıyor, mutfaktan mis gibi yemek kokuları yükseliyordu. Serkan da hayatının en acı ama gerekli dersini aldı: Aile, seni tüketene kadar sömüren değil, yanında olana denir. Kendi sınırlarını korumak da bazen en büyük iyiliktir.

Demek ki bazen, misafirin azı karar, çoğu zarardır. Huzur için kapının anahtarını, gönlün anahtarından ayrı tutmayı bilmek lazım.

Eğer bu hikaye size de tanıdık geldiyse, yeni anlatılar için sayfayı takip edebilirsiniz. Davetsiz misafir çıkarmak zorunda kaldınız mı? yorumlarınızı beklerim!

Rate article
Lifequest
Kocamın kardeşi “bir haftalığına misafirliğe” geldi, tam bir yıl kaldı – sonunda polisi çağırarak evden çıkartmak zorunda kaldık