Arkadaşımın annesi, onun oğlu Mert’le gizlice buluştuğum gerçeğini bilmeden, beni herkesin önünde aşağılamıştı.
Mert ve ben, evinin yakınındaki bir bakkalda tanıştık; o zamanlar boş zamanlarımda orada çalışıyordum. On dokuz yaşındayken maddi bağımsız olmayı, bir birikim hesabı açmayı hayal ederdim, bu yüzden ekstra vardiyalar alırdım. Annem ve babam bu çabamı takdir eder, Sen hem okula gidiyor, hem de para biriktiriyorsun, ne güzel! derdi. Ben de yeni bir elbise alabilmek ya da bir haftalık bir İstanbul gezisi için iki bin beş yüz lira biriktirebilirdim. Mert de, kendi hâliyle çalışmıyor olsa da, benim yarı zamanlı işimi iyi bir başlangıç olarak görürdü.
Zamanla ilişkimiz yeşerdi. Mert bana çiçekler verir, ben ona çikolata ikram eder, bazen de dükkan kapanınca gecenin ilerleyen saatlerinde oturur, boş rafların arasında sohbet eder, müşterilerin yokluğunu fırsat bilerek birbirimize gülümserdik.
Bu mutluluk iki haftaya kadar sürdü. Sonra Mertin annesi bir gün beni alçaltıcı bir dille azarladı ve ben derhal onunla görüşmek istemediğim gibi, kendimden de utanmaya başladım.
Akşam vardiyasında, annesi Mert ile birlikte dükkâna girdi. Oğlunun bana göz kırpıp bir gülümseme paylaştığını fark etmedi. Kasada bir arıza meydana geldi; kasa takıldı ve müşterilerden biri, Ben buraya bir milyon kez geldim, sadece bana bir fiş bile vermediniz, bana dolandırıcılık yapıyorsunuz! diyerek bağırdı, beni hain ve dolandırıcı olarak nitelendirdi.
Bak Mert, bu yüzden çok çalışıp öğrenmen gerektiğini anlıyorsun, bir daha burada durup kasa takıldı diye mırıldanmazsın! dedi annesi, sesini yükselterek.
O an, arkadaşımın annesinin çocuğunun annesi olduğu gerçeğiyle, kuyrukta bekleyen tanıdık yüzlerimizin beni fısılda diye konuşacağı düşüncesiyle utançtı. Mert, annesinin kötü bir gün geçirdiğini söyleyerek beni bağışlamamı istedi, ama ben affedemedim. Dükkanı bırakıp işi bıraktım. Şans eseri, Almanyada daha düşük bir maaşla ama daha fazla saat çalışabileceğim bir iş buldum; artık Mertin annesi gibi birine maruz kalmayacaktım.
Şimdi düşünüyorum da, her meslek bir vazife ve bir gerekliliktir; öğrenci olduğumuzda çare çok sınırlıdır. Bazı aileler çocuklarını kahraman gibi görebilir, fakat bu, bir gün bir üniversite diplomasına sahip birinin markette kasiyer olarak çalışamayacağı anlamına gelmez. Hayat, bazen herkesin bir kasada durup kasa takıldı dediği anlar sunar; önemli olan o anlarda dimdik durabilmek.




