Bunlar Benim Çocuklarım Değil! Kardeşine Yardım Etmek İstiyorsan Et, Ama Benim Sırtımdan Değil: Ailesini Kendi Elleriyle Dağıtan ve Çocuklarını Bize Yüklemeye Çalışırken Kendi Hayatını Kurmaya Çalışan Baldızımla Yaşadıklarımız

Bunlar benim çocuklarım değil. İstersen ablana yardım et, ama benim üzerimden değil. O ailesini dağıttı, sonra da çocuklarını bize kakalayıp kendi hayatını kurmaya kalktı.

Eviniz ne kadar güzel olmuş, kardeşim. Gerçekten kıskandım.

Ceyda parmağını masa örtüsünde gezdirirken, mutfağı adeta bir ekspertiz gibi inceledi. Şule, salata kabını masaya koyup kocasının karşısına oturdu. Kaan ise ablasına gülümseyip, eşinin peçeteyi nasıl yumruk gibi sıktığını fark etmedi.

Çok uğraştık. Uygun bir yer bulana kadar altı ay bekledik.

Bu ev için dairelerini satıp buraya, Eskişehire, Kaanın ailesine daha yakın olmaya geldiler. Bahçeleri, bostanları, sessizlikleri vardı Şule yıllardır bunun hayalini kuruyordu. İki ay önce o hayal gerçek olmuştu.

Benim ise ailemi koruyamadım, Ceyda iç çekip tabağa baktı. Üç ay geçti ama hâlâ duman altındayım. Gece uyanıyorum, kimse yok yanımda. Çocuklar Baba nerede? diyor. Ne diyeceğimi bilmiyorum…

Baş köşede oturan Gülten Hanım, kızının elini okşadı:

Üzülme, kızım. Zamanla düzelir her şey. En önemlisi çocuklar sağlıklı. O adam da bir gün pişman olacak, göreceksin.

Dört yaşındaki yeğenleri Mert sandalyeden inip salona koştu. Ardından bir ses: Bir şey rafdan yere devrilmişti.

Mert, dikkat etsene! Ceyda, yerinden bile kalkmadan bağırdı.

Üç yaşındaki Elif annesinin kucağında mızırdanmaya başladı, ilgi istiyordu. Ceyda dalgınca onu sallarken konuşmaya devam etti:

Şimdi, bari siz yanımda oldunuz. Annemin ameliyat sonrası hali malum, kendi ayakta zor duruyor, kimse yardım edemiyor.

Benim de zar zor bir taksiyle getirdiler, dedi Gülten Hanım dizini ovuşturarak. Dördüncü kat asansörsüz, tansiyonum fırlıyor. Zor bela çıktım, az daha bayılıyordum. Torunlara bakmak ne mümkün…

Şule kalkıp sıcak yemeğe geçti. Pencerede fide saksıları: Domatesler, ilk defa kendi ektiği, minicik filizler. Bir ay sonra bahçeye dikebilecek. Hayatında ilk defa kendi domatesini yiyecekti.

Ara sıra çocukları bırakmamda bir sakınca olmaz değil mi? Ceyda’nın sesi mutfaktan yankılandı. Mecbur kalırsam, nadir. İş bulmam gerek, doktorlara gitmek lazım, avukatla boşanma için görüşeceğim. Çocukları ne yapayım?

Şule arkasına döndü. Ceyda, kendini acındıran eski bir bakışla Kaan’a bakıyordu. Yirmi yedi yaşında ama inceliklerini ezberlemiş.

Kaan başıyla onayladı, ablasına merhametle bakıp:

Tabii Ceyda. Yardım ederiz. Değil mi Şule?

Herkes gözünü ona dikti. Üç çift bakış: Beklentili, doğru cevabı isteyen.

Elbette, dedi Şule. Zorunda kalırsan.

Ceyda sevindi.

Canımsınız benim! Zaten çok kısa olur, valla iki saatten fazla sürmeyecek.

Misafirler on bir gibi ayrıldı. Kaan annesi için taksi çağırdı, merdivenlerden tutarak indirdi her adımda sızlandı kadın. Ceyda çocukları uyuklayarak eski Şahinine bindirip vedalaştı: Harika bir akşam oldu, en iyisisiniz!

Şule sofrayı topladı, tabakları lavaboya dizdi. Kaan arkadan sarıldı, saçlarının arasına öptü.

Ne güzel oturduk ya. Annem mutlu, Ceyda’nın keyfi yerine geldi. İyi ettik buraya taşınmakla.

Hmm.

Yorgun musun?

Biraz.

Şule, asıl rahatsız olduğu şeyi içinden söylemedi. Ara sıra, mecbur kalırsam… ifadesi kulaklarında dönüp durdu. O cümlelerin nasıl her gün, nasıl olsa kolaya dönüşeceğini iyi biliyordu.

Bir hafta sonra Ceyda sabah aradı.

Şule, bana yardım et. Acil doktora gitmem lazım ama annem çocuklarla baş edemez. Sadece üç saat, öğlene alırım.

Şule bilgisayara baktı, açık duran çeyrek dönem raporuna. Cuma günü müşteriye teslim etmesi gerekiyordu.

Ceyda, rapor yetişiyor…

İkisi de çok sakin, kendileri oynar! Televizyon açarsın, susarlar. Lütfen Şule, gerçekten mecbur kaldım.

Yarım saat sonra çocuklar oradaydı. Öğlen oldu, Ceyda yoktu, akşamdan sessizce geldi çattı.

Altıda Kaan eve döndü. Salona bakıp çocukları gördü:

Ooo, ablam hâlâ gelmedi mi?

Hayır. Öğlen alırım dedi, sonra mesaj attı gecikecekmiş.

Olsun, omuz silkti, buzdolabından bir kutu bira aldı. Neticede yabancı değiller, bırak biraz dursunlar.

Şule sustu. O arada Mert halıya meyve suyu dökmüş, Elifin çantasında ise tek bez kalmıştı.

Ceyda dokuz gibi geldi. Üstü başı özenli, saçlar yapılmış, kahve kokusu yayılıyordu.

Affet, işlerim uzadı. Canımsınız ya, kurtardınız beni!

Şule raporu gece üçe kadar bitirdi. Kafasında çocuk cıyaklaması, düşünemiyordu bile.

Dört gün sonra yeniden… İş görüşmesi çok önemliymiş. Ceyda çocukları sabah dokuzda bıraktı, üçte alırım sözünü yineledi. O gün Kaan izinliydi gece nöbetinden yeni gelmiş ve evde uyuyordu. Öğlen kalkıp mutfağa geldi:

Onlar hâlâ burda mı?

Gördüğün gibi.

İyi ya, çay koyup televizyonu açtı. Boşver, bana bırak.

O, bırakıyordu salonda futbol izlerken Şule çocuklarla bilgisayar arasında mekik dokuyordu. Mert iki kere Dayı, beraber oynayalım diye geldi, ama Kaan hiç ilgilenmedi: Sonra, şampiyonluk maçı izliyorum.

Ceyda çocukları sekizde aldı.

Üçüncü haftanın sonunda bu durum sistemli hale gelmişti. Haftada üç, bazen dört; doktor, avukat, görüşme, arkadaş buluşmaları… İki saat her zaman akşama uzuyordu.

Bir gün çocuklar nihayet gittikten sonra, Şule kocasının karşısına oturdu.

Kaan, böyle gitmez.

Neye gitmez?

Haftada üç gün. Ben işlerimi yetiştiremiyorum.

Kaan kaşlarını çattı:

Şule, kız zor durumda. Kocası terk etti, iki çocukla tek başına. Biz aileyiz.

Anlıyorum. Ama çocukları öğlen alacağım deyip gece onda gelmek yardım değil…

Ne yani?

Şule suistimal ve sırtıma binmek demek istedi, fakat kocasının yüzüne bakıp sustu.

Annem aradı bugün, Kaan devam etti. Ceydanın zamana ihtiyacı var dedi. Hayatı mahvoldu. Ben abisiyim, yardım etmeliyim.

Peki ben?

Sen de eşimsin, sanki cevap çok açıkmış gibi söyledi. Biz bir aileyiz.

Şule pencereye döndü. Dışarısı kararıyordu, cam kenarında filizler uzamış, ekilmek için bekliyordu. Cumartesi ilgilenecekti onlarla.

Tartışmanın anlamı yoktu.

Cuma akşamı Kaan işten gelip kapıdan:

Ceyda aradı. Yarın çocuklara bakmamızı rica etti. İki görüşmesi var, arabayı da servise götürecekmiş.

Şule bilgisayarını kapatıp ona baktı.

Kaan, bu her hafta böyle olmaz.

Napalım Şule? Kız kardeşim işte. Ne var bunda, sen zaten evdesin…

Evdeyim ama ev hanımı değilim; evden çalışıyorum. Farkı var.

Çalışırsın, çocuklar çizgi film izler. Olur biter.

Şule itiraz edecek oldu fakat Kaanın yorgun, gergin yüzüne bakınca sustu. Cumartesi için fide ekimini planlamıştı filizler hazırdı artık.

Tamam, dedi. Getirsin.

Sabah Ceyda on bir gibi geldi. Şule kapıyı açınca donup kaldı. Ablası yeni bir elbise giymişti, saçı başı yapılmış, makyajlı, adeta buluşmaya gidiyor gibiydi.

Canımsınız, iyi ki varsınız! dedi, çocukları içeri itti. Beşte alırım, en geç altıda.

Çantan nerede?

Arabada, hemen getiriyorum!

Bir dakika içinde çantayı Şulenin eline tutuşturdu.

Bez, kıyafet koydum. Hadi ben kaçtım!

Kapı kapandı. Şule iki çocukla, yarım çantayla evde bir başına. Kaan ise garajdaydı komşuya yardım edeceğim deyip kaybolmuştu.

Birde Mert çizgi filme sıkılıp evi altüst etmeye başladı. Elif ise açım diye ağladı, sonra susadı, sonra da kucağa alınmak istedi. Şule mutfak ile çocuklar arasında bölündü, zorla yemek yapmaya çalıştı.

Kaan içeri bir uğradı.

Nasılsınız bakalım?

İdare ediyoruz, diye fısıldadı Şule. Fideyi bahçeye dikmem lazım, yardımcı olur musun?

Hemen geliyorum, ellerimi yıkayayım.

Şule bahçeye çıkıp fide saksılarını, aletleri yerleştirdi. Yerlere çöktü, çukur kazmaya başladı. On dakika sonra evden büyük bir ses, sonra ağlama geldi.

Şule aletini atıp koştu.

Salonda Kaan koltukta telefonla uğraşıyordu. Mert cam kenarına çıkmış, bir çiçek saksısı yere yuvarlanmıştı. Toprak ve domates filizleri her yere dağılmıştı. İki aydır büyüttüğü fideler, parça parça…

Ne oldu?

Cam kenarına çıktı! dedi Kaan, ekrana bakmaya devam ederek. Yetişemedim.

Şule yerlere dağılmış toprağa, kırık yeşil filizlere baktı. O, sadece bir fide değildi. Hayaline dikilen emekti o.

Teyze, kızdın mı? dedi Mert korkarak.

Hayır, dedi Şule yere çömelip kırıkları toplamaya başladı. Git dayına yardım et.

Kaan telefonu bıraktı.

Boş ver, yeni fide dikersin.

Şule cevap vermedi. Boğazına bir düğüm takıldı. O, sadece fide değildi. Hayal ettiği huzurlu yaşama dair son umuduydu.

Saat beş oldu, Ceyda hâlâ yoktu. Altıda mesaj: Biraz gecikeceğim. Yedide ise hiçbir ses yok. Şule aradı, telefonu kapalıydı.

Sekize çeyrek kala dışarıdan araba sesi geldi. Şule baktı siyah, lüks bir SUV kapıya yanaşıyordu, sanki sanayiden değil, bayiden çıkmış gibi.

Kapı açıldı, Ceyda indi. Yüzü gülüyor, ruj taze, saçlar dağılmış, ayakkabılar topuklu. Direksiyonda kırklara yakın, deri ceketli bir adam vardı.

Sağ ol Levent, görüşürüz, dedi şen kahkahalarla.

Araba uzaklaştı. Ceyda merdivene döndü ve Şuleyi gördü.

Aaa, merhaba! Geciktim, kusura bakma. Görüşme sonrası eski bir tanıdıkla karşılaştım, eve bıraktı.

Şule, şarabın ve tatlı bir likörün kokusunu duydu, hiçbir görüşme ya da sanayi falan olmadığı belliydi. Sadece çocukları bırakıp, kendi keyfine bakmıştı.

Görüşmen nasıl geçti? dedi ifadesizce.

Ne? Ha, iyi geçti. Dönecekler bana.

Servis ne oldu?

Bir anda duraksadı.

Haftaya dediler, sıra varmış.

Yalan. Hiç çekinmeden.

Bu arada, dedi Ceyda telefonu yoklarken, Çarşamba da müsait misin? Yine bir görüşmem var.

Hayır.

Hayırı kısa ve sert söyledi. Ceyda gözlerini kaldırdı.

Nasıl yani hayır?

Düz, hayır. Çarşamba olamaz.

Neden? Nasıl olsa evdesin…

Evde çalışıyorum. Kendi planlarım var.

Ceyda’nın kaşları çatıldı, yüzü titredi, gözleri doldu.

Şule, ne halde olduğumu biliyorsun. İki çocukla tek başıma… Desteğe ihtiyacım var, sizden başka kimsem yok sandım. Bir gün bile yardımcı olamayacak mısın…

Destek oldum. Üç haftadır. Ama bakıcı ya da kreş değilim.

Sana ne oldu? Sadece çocukları idare ettin. Onlar sana yabancı değil ki!

Bana ait değiller, dedi Şule şaşırarak kendi sesindeki sakinliğe. O senin çocukların, Ceyda. Sorumluluk da senin.

Kapıda Kaan göründü. Son kısmını duymuştu, suratı asıktı.

Ne oluyor burada?

Ceyda hemen abisine döndü, sesi titredi.

Abi, eşin bana yardım etmiyor! Sadece bir gün diyordum, o ise…

Ağlamaklı bir elini göğsüne bastırdı.

Hangi halimde olduğumu biliyorsunuz. En azından sizden destek görürüm sanmıştım. Demek ki…

Yarım bıraktı, elini sallayıp arabaya yürüdü. Kapıda dönüp:

Biraz daha vicdanlı olmalı insan, Şule. Vicdanlı.

Telefonundan taksi çağırdı. Beklerken kapıda sessizce oturdu, Şuleye bakmadı. Uyuklayan çocukları alıp, tek kelime etmeden çekti gitti.

Şule kapıda durdu. İçinde bir şey kıpırdadı suçluluk mu, utanç mı? Belki de çok mu sert oldu?

Kaan arabaya bakıp, sonra eşine döndü.

Niye böyle yaptın?

Nasıl yaptım?

Kadıncağız rica etmiş sadece. Sen ise… devam etmedi, içeri gitti.

Bir hafta sessizlik. Sonra Kaan işten dönüp kapıdan:

Ceyda aradı. Yine önemli bir görüşmesi varmış. Bu kez izin verelim mi? Nolur artık…

Kaan, biz konuştuk…

Son kez diyor. Bak, bu defa uzatırsa ben ilgileneceğim.

Yorgun, şaşkındı. Ablasıyla eşi arasında kaldı.

Peki. Son defa.

Ertesi gün Ceyda eve daldı, çocuklara sarıla sarıla:

Harikasınız ya, hemen gitmem lazım!

Kapı çarptı, Şule iki çocukla baş başa kaldı.

Öğleye doğru telefonunu açtı, mailleri kontrol etti. Bir baktı, sosyal medyada tanıdık bir yüz: Ceyda. Yeni bir fotoğraf. Bir kafede arkadaşlarının arasında, bir adam omzunu sarmış. Altta yazı: Sınıf arkadaşlarımla buluştum! Normal hayata ne kadar hasret kaldım.

Yirmi dakika önce paylaşılmış.

Şule ekrana baktı, birden tüm taşlar yerine oturdu. Ne görüşmesi, ne doktoru, ne servisi… Ceyda çocukları bırakıp, kendi hayatını yaşıyor. Ve terk eden koca? Belki de sandığı kadar vicdansız değil; belki de yalnızca yorulmuştur.

Kaanı aradı.

Gel, kendi yeğenlerine kendin bak.

Ne diyorsun? İşteyim.

Annene söyle, alsın torunlarını. Ben daha bakmayacağım.

Şule, ne oldu ki?

Gir ablanın sosyal medyasına, nerede olduğuna bak. Sonra konuşuruz.

Uzunca sustu. Sonra pes ederek:

Tamam, erken çıkmaya çalışırım.

Kaan iki saat sonra geldi. Eve girip çocuklara, sonra da eşine baktı.

Fotoğrafı gördüm, dedi sessizce.

Ne düşünüyorsun?

Belki gerçekten sınıf arkadaşlarıdır…

Kaan, ablan her seferinde keyifli geliyor, geçen sefer de bir adam bıraktı. Göremiyor musun?

Ama o çocuklar benim yeğenlerim, sesi yükseldi. Olanlara ne suçları var?

Ben mi suçluyum? Şulenin içi öfkeyle kabardı. Onlar benim çocuklarım değil. Bakıcı olmak zorunda değilim. Ablana yardım edeceksen, kendi yolunla yap.

Sonuçta benim kardeşim!

Kardeşin her şeyi dağıttı. Şimdi çocuklarını bize kakalıyor, kendi keyfine bakıyor.

Ne diyorsun Şule!

Gerçeği söylüyorum. Her defa işim var deyip çocukları bırakıyor, sonra akşam alkollü geliyor. Yalan söylüyor. Bana bu yeterli. Sana da yeterli olmalı.

Kaan sustu, yüzünü ovuşturdu.

Tamam, dedi nihayet. Duydum seni.

Ceyda gece geldi. Çocuklar kanepede uyumuştu. Sessizce içeri girip, bir şeyler bahane etmeye başladı trafikmiş, telefon bitmiş ama Kaan böldü.

Ceyda, bu sondu.

Nesi sondu?

Çocukları bırakıp bütün gün ortadan kaybolmak. Biz bakıcı değiliz.

Ceyda bir Şuleye bir Kaana baktı, gözlerinden bi şeyler aktı.

Eşin mi sana doldurdu?

Hayır, kendi kararımdı.

Ceyda burun kıvırıp, uyuklayan Merti kucağına aldı.

Anlaşıldı. Aileymişsiniz güya.

Kapıyı öyle çarptı ki ev sarsıldı.

Sabah mutfakta çay içerken telefon çaldı. Ekranda Anne yazıyordu.

Kaan açtı.

Efendim anne?

Şule kesik kesik sesler duydu: Gülten Hanımın öfkeli tonu.

Bu ne böyle! Kardeşine yardım edemiyorsun! Ben kendim bakamıyorum, biliyorsun…

Anne, bizim de kendi hayatımız var artık.

Ne güzel! Ev aldınız, vicdanı attınız. Bunu da gördüm!

Telefon kapandı. Kaan gözleriyle Şuleye döndü:

Annem kırıldı.

Fark ettim.

Sessizleştiler. Güneş pencereden vuruyordu. Cam kenarında boş saksı, topraksız. Şule ona bakarken düşündü: Bir ay önce buraya huzur, kendi evi, kendi bahçesi, kendi hayatı için gelmişti. Elinde ise başka çocuklar, başka dertler ve borçlu sayan bir akraba kalmıştı.

Kaan elini onun ellerinin üstüne koydu.

Affet, daha önce bitirmeliydim.

Şule susup, sadece onun elini sıktı. Bu bir zafer değildi. Kaynana kırgın, Ceyda öfkeli, önlerinde uzun bir soğuk savaş vardı. Ama ilk kez yorgunluk yerine hafif bir rahatlama hissetti. Sonunda hayır diyebilmişti. Ve kocası bunu duymuştu.

Gerisi sonra.

Rate article
Lifequest
Bunlar Benim Çocuklarım Değil! Kardeşine Yardım Etmek İstiyorsan Et, Ama Benim Sırtımdan Değil: Ailesini Kendi Elleriyle Dağıtan ve Çocuklarını Bize Yüklemeye Çalışırken Kendi Hayatını Kurmaya Çalışan Baldızımla Yaşadıklarımız