29 Mayıs, 2025 sadece gençlerin kutladığı bir bayram değil; Elif Tıtkı da bugün otuz yaşına basacak. Sayısal bir dönemeç, bir yıldönümü.
Aile büyükleri farklı şehirlerden bir araya geldi: teyzem Lütfiye Trabzon’dan, kuzenim Nil İstanbul’dan, başarılı bir BT mühendisi eşi ve iki mükemmel ikiz çocuğu ile, amcam Veysel Karstan her işin ustası, neredeyse tek başına evini inşa etmiş biri.
Elife ne sürprizler hazırlayacak?
Eşi, çocuğu ya da yüksek maaşlı bir işi yok. O da büyükannesinden kalan bir odalı eski apartman dairesinde yaşıyor Şöminenin üzerindeki cam raf, çocukluğundan beri tanıdık bir görüntü: içinde fotoğraflar, anılar birikir. Dünya değişti, derken, arkadaşları bir bir evlendi. Aslı iki kızıyla, Dilekin çocuğu okula başladı. Bir zamanların asi Kader, artık Veli ile mutlu.
Elif ise hâlâ semt kütüphanesinde çalışıyor; her kitabı tanıyor, sakin ve öngörülebilir bir hayat sürüyor.
Doğum günü bile onun günü değildi. O gün herkes erkekleri 29 Mayıs Atatürkü Anma, Gençlik ve Spor Bayramını kutluyordu. Ailede yuvarlak tarih kutlamaları gelenek olduğu için, bu sefer kaçınılmazdı.
Yüzüm buz gibi olur mu? diye düşündüm, pencereden gelen kar fırtınasını izlerken. Teyzem Lütfiye tekrar merhamet dolu bir iç çekiş yapmasın, Nil alçağından gülmesin.
İçe kapanık, yabancı bir adamla sohbet düşüncesi bile bacaklarımı titretir. Bu yüzden gerçek hayattan tanışma seçeneklerini bir kenara bıraktım; internet kaldı. Tanışma sitesinde bir ay geçirdim, pek çok cevap aldım. Ancak ciddi ya da aile kelimeleri geçince sohbetler donar. En son, Artun adındaki bir gençle konuşurken, Neden ilişki arıyorsunuz? diye sorunca, Rahat bir sohbet, bakalım, diye cevap verip bir saat içinde kayboldu.
O kışın soğuğu eksi otuz derecedeydi. Dışarıda uluyan rüzgar, içimde de aynı hışırtıyı uyandırıyordu. Elif, büyükannesinin battaniyesine sarılıp, sosyal medyayı göz gezdirmekteydi.
Kapı çaldı.
Saat sekiz civarıydı. Elif hiçbir misafir beklemiyordu; sıcak bir pijama içinde, baykuşlu bir tişört giymişti. Kapıyı açma düşüncesi onu huzursuz etti.
Çan bir kez daha çaldı, ısrarla.
Kim getirdi şimdi? diye mırıldandı, kapıya yönelirken.
Pizza mı getirdiniz? diye genç bir ses, hafif boğuk bir şekilde duyuldu.
Ne pizza? Ben bir şey sipariş etmedim! diye Elif uyardı.
Nasıl etmedi? ses şaşkınlığını gizleyemedi. Ankara Caddesi 29, soyadınız Tıtkı mı?
Adres ve soyadı tam oturdu. Elif aynada kendine bir bakış attı: dağınık saçlar, çayın kızdırdığı yanaklar ve pijama. Hayır, bu olmaz, diye düşündü, bir antrenman kıyafeti giyip derin bir nefes alarak kapıyı açtı.
Kapı önünde otuz beş yaşında, karla kaplı bir teslimatçı duruyordu; iki dumanlı kutu ve omuzunda bir termos çantası taşıyordu. Yüzü rüzgâra rağmen yorgun, gözleri hâlâ canlıydı. Ceketi havayı geçmeyecek kadar incedi.
Kesinlikle siz misiniz? diye sordu, bir parça kızgınlıkla. Peki, özür dilerim.
Teslimatçı dönüşürken, Elif aniden içi bir merhamet dalgasıyla doldu. Bu adam üşümüş, geri dönerken zaman kaybedecek ve belki de para kaybedecekti.
Durun! Çay ister misiniz? Isınana kadar. diye bağırdı.
Teslimatçı kaşlarını kaldırdı, şaşkınlığını gizleyemedi, sonra evinde gibi bir gülümseme takındı:
Olur, çok memnun olurum. O zaman pizanızı bir jest olarak kabul ederim. Bir Margherita ve bir Dört Mevsim var, hangisini istersiniz?
Beş dakika içinde küçük mutfağın içinde oturduk. Çaydanlık kaynadı, Elif ev yapımı ahududu reçelini ve misafirler için sakladığı altın sarısı ambalajlı çikolataları çıkardı. Ekmek, peynir ve beklenmedik bir insan sıcaklığı havayı doldurdu.
Ben Kadir, dedi, ellerini fincanda ısıtarak. Küçük bir fırınkafe Simidi sahibiyim. Şoförüm hastaydı, siparişler bir bir birikti; bu yüzden kendim dağıtmaya geldim. Müşterileri yarı yolda bırakmak istemedim.
Kadir sade konuştu, gösterişten uzaktı. Üç yıl önce boşanmış, çocuğu yok, aynı tip dairede ama başka bir semtte yaşıyor, yazları balık tutmayı ve gitar çalmayı seviyor. Sözlerinde köklü, sağlam bir yaşam felsefesi vardı.
Kadirin samimiyeti ve mutfak lambasının sıcak ışığı, genelde sessiz kalan Elifi açtı. Yaklaşan yıldönümünden, aileden, normal hayat trenine yetişemediği hissinden bahsetti.
Kadir dikkatle dinledi, ara vermeden başını salladı. Elif çayını içip suskun kalınca, aniden sordu:
Bak, benimle evlenir misin?
Elif boğazını kırttı.
Ne? Bu bir misafirperverlik teşekkürüdür mü? diye telaşla yanıtladı, yüzü kızardı.
Hayır, dedi, başını salladı ve gözleri ciddileşti. Sadece seni çok beğendim. Gerçek bir insan gibi… Sen burada, donmuş bir teslimatçıyı düşünürken, reçelini çıkarıyorsun. Gözlerin dürüst. Eski eşim sürekli senin gelecek vaatlerin yok derdi. Sen… seninle basit bir hayat hayal edebiliyorum.
Kadir hayatını süslü bir şekilde anlatmadı:
Baktın, fırınım var. Geliri mütevazı ama sabit. Balık tutma arabam ve dağıtım arabam var. Eski ama sağlam bir köy evimiz var, Vasilyevoda sauna da bulunuyor. İki çocuk istiyorum, bir erkek bir kız. Hemen olmaz belki ama Eğer istersen, dairelerimizi satıp daha büyük bir yer alabiliriz. Ne dersin? Çok aceleci mi? Düşünmek için zaman ister.
Elif donmuş gibi oturdu. Zihni bir dizi düşünceyle çarpıştı: Delirmiş olabilir, şaka yapıyor, umutsuz, belki de kurtuluş. Bir anda, Kadirin betimlediği yaşamı gördü; bir sahte tablo değil, gerçek bir tablo. Vasilyevodaki sauna, taze ekmek kokusu, çocukların neşesi; uzun zamandır istemeyi unuttuğu hayaller.
Elif Kadirin ellerine baktı; keskin, çalışkan, hamur ya da alet izleri taşıyan. Yüzündeki sakin açıklık ona bir şeyler vaat etti. Hayır dese, adam hemen kalkıp giderdi.
Evet, kabul ediyorum, diye sessiz ama net bir sesle yanıtladı, içindeki bir yay gibi gerilmiş bir yay serbest kaldı.
Kadir rahat bir nefes alarak kahkaha attı:
Harika! O zaman, Elif Tıtkı, pasaportunu hazırlayın. Yarın işten sonra sizi alırım, kayıtsız evlenme dairesine gideriz. Tanıdığım bir arkadaş hızlıca işlemleri halleder. Belki doğum gününüzü de yetiştiririz.
Pizza, üst kata yaşayan aynı soyadlı komşu Nermin Tıtkıya aitti; bir yanlış anlamaydı. Ertesi gün Kadir, siparişi özür dileyerek ve taze kruvasanlarla birlikte getirerek Nermine el uzattı. Nermin elini çırparak, Aman Allahım, Elif, sen ne iş başı çektin! dedi.
Bu tarz bir yıldönümü Elif hayal bile edemezdi. Doğum günü, Simidi kafenin tarçın ve taze hamur kokulu bir ziyafetiyle hatırlandı.
Aile, sakin ve güçlü Kadiri gördükçe, olayın hızını anlamasa da takdir etti. Teyze Lütfiye gözyaşıyla sevincini saklarken, kuzen Nil, Kadirin Elifin dağınık saçını düzeltirken, Bak, o senin gibi ama sadece işine odaklanan birinin bakışı gibi. diye fısıldadı.
Elif, kendisine yöneltilen kadehlere katıldı, gülümsedi ve anladı ki, en büyük koruma kalkanı göz kamaştıran başarı değil, beklenmedik bir kapıdan içeri süzülen sağlam bir omuzmuş. Çaresizlikten başlayan macerası, bir duvarın arkasına değil, bir evin içinde gerçek bir yuva bulmuş.
Bugün, hayatın akışına karşı koymak yerine, doğru kişiyle bir adım atmanın ne kadar değerli olduğunu öğrendim. Çünkü bazen en soğuk kış geceleri, sıcak bir çayın ve dürüst bir kalbin eşliğinde yeni bir baharın kapısını aralar.




