Eşim Her Gün Gecikmeye Başladı: Önce Yarım Saat, Sonra Bir Saat, Sonra Daha Fazla… Mesafeli Davranışları ve Sessiz Acısının Peşine Düştüm, Başka Bir Kadın Sanırken Onu Annelerinin Mezarında, Gözyaşlarıyla Buldum

Eşim son zamanlarda her gün eve geç gelmeye başladı. Önceleri yarım saat, sonra bir saat, derken iki saate kadar uzadı. Her seferinde farklı bir bahane buluyordu toplantı uzadı, trafik vardı, acil iş çıktı. Telefonunu sessize alıyordu, az yemek yiyor, hemen duşa girip hiç konuşmadan yatağa gidiyordu. Saat kaçta geldiğini kendi kendime not etmeye başladım. Onu kontrol etmek için değil on beş yıllık evliliğimiz boyunca böyle bir alışkanlığı hiç olmamıştı.

Eskiden hep mesai bittiğinde bana mesaj atardı. Şimdi atmıyor. Aradığımda ya açmıyor, ya da çok daha sonra geri dönüyordu. Eve geldiğinde gözleri kıpkırmızı oluyordu, üzerinde sigara kokusu vardı oysa hayatında hiç sigara içmemiştir ve öyle bir yorgunluk içindeydi ki, yaptığı işle alakası yok gibiydi. Bir akşam ona, hayatında başka bir kadın olup olmadığını açıkça sordum. Hayır, dedi, sadece çok yorulduğunu ve abarttığımı söyledi. Konuyu değiştirdi, erkenden yatağa girdi.

Günler böyle geçmeye devam etti.

Bir gün, işten erken çıkmak için izin istedim. Ona hiçbir şey söylemedim. Ofisine gidip bekledim. Onu alışık olduğum saatte çıkarken gördüm, kimseyle konuşmuyordu. Arabasına bindi ama eve giden yola doğru gitmedi. Onun arkasındaki arabayla yavaş yavaş peşine takıldım. Telefonda konuşmuyordu. Gergin de değildi. Kendisini çok iyi bildiğim arka sokaklara saptı. O an bir gariplik olduğunu hissettim.

Arabayı Zincirlikuyu Mezarlığının yakınında bir yere park etti.

Arabasını mezarlığa yakın bir yere çekti. Ben de arabamı biraz daha geriye bırakıp yürüyerek peşine takıldım. Onu arabadan inerken, arka koltuktan bir poşet alırken gördüm; ağır ağır, acele etmeden yürüyordu. Telefonuna bakmıyordu, kimseyle görüşmüyordu. Bir mezarın yanında durdu. Diz çöktü. Poşetten çiçek çıkardı, gömleğinin koluyla mezar taşını sildi ve öylece kaldı, kımıldamadan.

Orası annesinin mezarıydı. Üç ay önce vefat etmişti.

Onu ara sıra ziyarete gittiğini biliyordum elbette. Ama bu kadar sık gittiğinden hiç haberim yoktu. O anda uzaktan izledim. Kendi kendine konuştuğunu gördüm. Saatlerce oturduğunu, yüzünü gizlemeden ağladığını, hava iyice kararana kadar orada kaldığını izledim. O gün orada olduğumu anlamadı bile.

Aynı akşam yine geç geldi. Hiçbir şey söylemedim. Ertesi gün yine geç kaldı. Ondan sonraki gün de. İki kez daha peşine düştüm. Her seferinde aynı mezara gitti. Her defasında elinde çiçek vardı. Hep uzun süre kaldı.

Bir süre sonra evde küçük detaylar dikkatimden kaçmadı çiçek poşetleri, mezarlığın yanındaki çiçekçiden alınmış fişler. Ne garip mesajlar vardı, ne de başka birinden gelen tuhaf aramalar. Başka bir kadın yoktu.

Bir hafta sonra oturup onunla konuştum. Peşinden gittiğimi söyledim. Hiç kızmadı, sesini yükseltmedi. Masaya oturdu ve bana, her gün gittiğini nasıl anlatacağını bilemediğini, çünkü gitmediği gün kötü bir şey olacak gibi hissettiğini anlattı. Annesinin vefatının içinde kocaman bir boşluk bıraktığını, eve gelmeden önce illa ki oraya uğraması gerektiğini, ona gününü anlatmaya, af dilemeye, aralarında halledemedikleri şeyler için konuşmaya ihtiyacı olduğunu söyledi.

O günden sonra, bana haber vermeden bir daha geç kalmadı. Bazen birlikte gidiyoruz. Bazen tek başına gitmek istiyor.

Ne bir ihanet vardı,
Ne bir başka hayat.
Sessizce yaşanan bir yas vardı.

Ben ise, onu takip ederken bambaşka bir şey bulacağımı sanmıştım, ama bulduğum sadece kalbindeki büyük bir acıymış.

Rate article
Lifequest
Eşim Her Gün Gecikmeye Başladı: Önce Yarım Saat, Sonra Bir Saat, Sonra Daha Fazla… Mesafeli Davranışları ve Sessiz Acısının Peşine Düştüm, Başka Bir Kadın Sanırken Onu Annelerinin Mezarında, Gözyaşlarıyla Buldum