Çocuklarına kendi soyadımı verdim. Şimdi onları ben geçindiriyorum, eski eşim ise biyolojik babalarıyla mutlu mesut yaşıyor. Size anlatayım, nasıl “esprili adam”dan iki çocuğun sadece sinema parası gerektiğinde mesaj attığı, yılbaşında ise yüzüme bakmadığı resmi banka babasına dönüştüm. Her şey üç yıl önce başladı. Müthiş bir kadın olan, boşanmış ve iki çocuk annesi Elif’le tanıştım. 8 ve 10 yaşında iki çocuğu vardı. Aklımı başımdan aldı. Tam bir kör kütük âşık oldum. Elif sürekli diyordu ki: “Çocuklar sana çok alıştı, seni çok seviyorlar!” Saf gibi ben de inanıyordum tabii. Çocuklar nasıl sevmeyecek, her hafta sonu onları lunaparka götürüyorum. Bir gün, öyle kader belirleyen “büyük lafların” edildiği bir sohbette, Elif dedi ki: — Çocukların babasının soyadını taşımaması içimi acıtıyor. Hiç resmî olarak tanımadı onları. Ve ben, o hayatımın muhteşem (!) anında dedim ki: — İstersem onları evlat edinebilirim. Sonuçta artık kendi çocuklarım gibi oldular. Filmlerdeki o anı bilirsiniz, her şey durur ve arka plandan bir ses “tam o sırada her şeyin yanlış gittiğini anladım” der ya? Bende öyle bir ses olmadı. Olmalıydı. Elif gözyaşlarına boğuldu, çocuklar bana sarıldı. Kendimi kahraman sandım. Aptal bir kahraman ama kahraman. Avukatlar, noterler, mahkemeler… Her şeyden geçtik. Çocuklar resmî olarak “Emir Yılmaz” ve “Ece Yılmaz” oldular – BENİM soyadımla. Ben mutluydum. Elif mutluydu. Hatta küçük bir “aile kutlaması” bile yaptık. Altı ay sonra. SADECE ALTI! Elif dedi ki: — Konuşmamız lazım… Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama… Onur geri döndü. — Hangi Onur? — dedim ama aklımda kim olduğu belliydi. — Çocukların biyolojik babası. Değiştiğini söylüyor. Sorumluluk sahibi olmuş. Ailesini geri istiyor. Nutkum tutuldu. — Peki ne yapacaksın? — Şans vereceğim. Çocuklar için, anla beni. Tabii ki anladım. Adeta dışarı işaret eden bir neon tabela gösterilmiş gibiydi. — Elif, ben çocukları EVLAT EDİNDİM. Artık resmen benim çocuklarım. — Evet, evet… Onu sonra çözeriz. Şimdi önemli olan çocukların gerçek babalarıyla olması. “Sonra çözeriz.” Yani sanki elektrik faturası gibi. Avukatıma gittim. Adam az kalsın kahvesini püskürtecekti. — Tam evlat edinme mi imzaladın? — Evet. — O zaman sen babasın. Tüm sorumluluklar – nafaka, okul, sağlık… Hepsi sende. — Ama artık anneleriyle birlikte değilim ki… — Fark etmez. Baba sensin. Kanun böyle işliyor. Ve işte bugün: Elif’e nafaka ödüyorum, o ise Onur’la – yani biyolojik babayla – BENİM evimde mutlu mesut yaşıyorlar. Çünkü “çocukların düzeni bozulmasın”. BENİM evimde. Benim aldığım evde. Ama ben çekip gittim, “çocuklar için çok travmatik olur” dediler. En absürd olanı? Hiç ortalıkta olmayan Onur şimdi çocukları parka, maça götürüyor, aile babası rolünde. Ben ise her ay avukatımın e-postasını alıyorum: “Nafaka yatırıldı: ₺XXX” Yanında da üzgün suratlı emoji. Hiç faydası yok. Geçen ay Emir yazdı: — Selam, biraz daha para yollayabilir misin? Yeni spor ayakkabı istiyorum. — Onur alamaz mı? — Dedi ki, resmî babam sensin. O sadece kalben baba. Kalben baba. Ne güzel! Ben banka transferiyle baba oldum. Evlat edinmede karar çok zor bozuluyor. Mahkemede “Çocuklarını terk eden kötü adam” konumuna düşmek var. Arkadaşlarım artık acımıyor. — Kanka, bunu iyi fikir sandığın an hangisiydi? — Âşıktım. — Aşk aklı tam devre dışı bırakmaz ki… Haklılar. Şimdi herhangi birinin, yanında kendi çocuğu olmayan bir sevgilisine baba rolüne geçtiğini görünce haykırmak istiyorum: “İMZA ATMAYIN! AMCA OLUN, SEVGİLİ OLUN, NE OLURSANIZ OLUN AMA İMZA ATMAYIN!” Annem ise sadece dedi ki: “Aşk seni salak etti” Ve öyle sıkı sarıldı ki canım daha da yandı. Dün yine: “Acil harcama: Okul ihtiyaçları – ₺XXX” Acilmiş. Sanki okul her yıl yeniden icat ediliyor. Elif mutlu aile tablosu paylaşmaya devam ediyor. Çocuklar – BENİM soyadımla – yıllarca onları ortada bırakmış adamla dolanıyor. Tüy dikeni? Ece (10 yaşında, evet Instagram’ı var…) biyografisine şunu yazmış: “Elif ve Onur’un kızı ❤️” Benim adım? Hiçbir yerde. Ben onların hayatındaki görünmez sponsorum. İşte şimdi buradayım – ayda 15 bin lira eksik, iki “çocuk” sadece para isterse hatırlıyor, ve aşk uğruna hayatımdaki en aptalca hatayı yaptığımı bilerek. Tek iyi yanı, bana “Çocuğun var mı?” diye sorduklarında “Evet” deyip bu hikâyeyi masada anlatabiliyorum. Herkes gülerken ben… içten ağlıyorum. Ya siz? Hiç aşkla attığınız bir imza pahalıya patladı mı, yoksa soyadını ve banka hesabını bir arada “paket olarak” bağışlayan tek ben miyim?

Sana şu hikayeyi anlatmadan duramayacağım; başıma gelenleri biri film yapsa bu kadar da olmaz derdin.

Bak nasıl bir ananın kuzusuyken iki çocuğun resmi ATMsine dönüştüm, onları sinemaya götürecek para lazım olunca hemen mesaj atan ama bayramda bir iyi bayramlar bile yazmayan iki çocuk Sadece para, başka bir şey yok.

Üç yıl önce başladı her şey. Melikeyle tanıştım şahane kadın, boşanmış, iki çocuğu var: biri 8, biri 10 yaşında. O nasıl bir gönül işiyse, gözüm karardı, bildiğin tabak çorbayı avuçla yiyen insan gibi. Melike bana habire diyordu ki;
Çocuklar seni çok seviyor!
Tabii ki seviyorlar; her hafta sonu lunapark, hamburger, dondurma Bir eksik, bir fazlam yoktu.

Neyse bir gün oturuyoruz, öyle hafif dramatik bir muhabbet açıldı. Melike birden dedi ki:
Çok içime oturuyor çocukların babasının soyadını taşımamaları Adam kabul etmedi onları, üstüne bile almadı.

Ben de tabii (akılsızın önde gideni olarak) vurdum caka:
İstersen ben evlat edineyim onları. Zaten benim canımdan can olmuş gibiler.

Bazen filmlerde durur ya zaman, fonda bir ses: Tam o anda hayatı değişti, diye Bende o ses çıkmadı, keşke çıksaydı.

Kadın mutluluktan ağlamalara boğuldu. Çocuklar bana sarılıyor Kendimi kahraman gibi hissettim, ama bildiğin safın önde gideni kahraman.

İstanbulun yarısı kadar masraf, avukatlar, dilekçeler, mahkemeler Çocuklara KARADEMİR soyadını verdim. Yani benimkini. O gece de minik evde pasta müzik mum yeni aile kutlaması! Herkes mutlu.

Altı ay geçti. ALTI!

Bir akşam Melike diyor ki:
Biz bir konuşalım Nasıl desem Hakan döndü.

Susmuşum, gözümden yaş akacak neredeyse:
Hangi Hakan?
Çocukların babası. Çok değişmiş, toparlanmış, çocuklarını özlemiş, aile olmak istiyor.

Bildiğin nutkum tutuldu.

Ne yapacaksın yani? dedim.
Bir şans vereyim diyorum. Çocuklar için, sen de anlarsın

Çok iyi anladım. Kapıda kocaman bir çıkış tabelası varmış gibi anladım.

Ama ben O ÇOCUKLARI EVLAT EDİNDİM! Onlar artık resmen benim çocuklarım!
Sonra hallederiz onu… Şimdi çocuklar için en önemli şey, aile ortamı,
dedi bana Melike.

Sonra hallederiz dediği şey elektrik faturası sanki!

Avukatım zaten o günü unutamam adama kahvesini boğazında bıraktırdım.
Her şeyi imzaladın mı?
Tam evlat edinme, evet.
O zaman babasısın. Haliyle nafaka, okul, sağlık, her şey sende.
Ama Melike’yle ayrıldık biz?
Değişmez. Baban sensin. Kanunan böyle.

Şimdi ben? Her ay Melikeye nafaka ödüyorum, kadın Hakanla birlikte benim evimde gül gibi yaşayıp çocuklara istikrarlı ortam sunuyor. Evin tapusu bende, ama ben çıkmak zorunda kaldım, çocukların psikolojisi bozulmasın diye.

Komik olan ne biliyor musun? Hakan bey, yıllarca çocukların yüzüne bakmamış; şimdi park, maç, pizza partileri O yılın babası. Ben de her ay avukattan gelen Nafaka ödendi: 15.000 e-postasını tıklıyorum. Yanında üzgün emoji koymuş. Hiç teselli etmiyor.

Geçen ay Enes bir mesaj atıyor bana:
Abi, biraz daha gönderebilir misin? Yeni spor ayakkabı istiyorum.
Hakan alamıyor mu? dedim.
O, Resmi baban sensin, ben seni kalpten seviyorum diyor.

Kalpten babalık Bankadan babalık bana düştü!

Evlat edinmede geri dönüş neredeyse imkansız; mahkeme çocuklardan vazgeçiyor diye linç eder. Arkadaşlarım bile artık gülüp geçiyor;
“Oğlum, hangi kafayla imzaladın sen bunu?
Aşık olmuştum, diyorum böyle mahcup.
Aşk tamam da, insan beynini kapatmaz ki, derler.

Bundan sonra biriyle tanışır, onların çocuğu olur da sıcak davranırsa, içimden bağırmak geliyor:
İMZA ATMA! Dayı ol, amca ol ama sakın imza atma!

Annem tek bir cümleye sarıldı:
Aşk seni enayi etmiş.
Beni öyle bir sarıldı ki, kalbim bir daha kırıldı.

Dün yine dosdoğru Ekstra: okula kayıt 3.000 geldi. Ekstra… Okul sanki her yıl sürprizmiş gibi.

Melike mutlu aile pozu atıyor Instagrama, çocuklar benim soyadımla, ama yanında yıllarca ortada görünmeyen Hakan. Doruk ise (evet, 10 yaşında İnstagramı var), “Melike ve Hakan’ın kızı” yazmış biyo kısmına kalp emojili

Benim adım? Hiçbir yerde yok.
Ben anonim sponsor, bildiğin can suyu.

Şimdi tek başıma, her ay 15 bin lira daha az, iki çocuğum var; aramıyorlar, sormuyorlar, ama paraya ihtiyaç olunca yazıyorlar. Yaptığım en büyük aptallıktan başka bir şeye sahip değilim.

Sadece şunu diyebiliyorum: Sohbetlerde, Çocuğun var mı? dediklerinde, var deyip, gülerek bu hikayeyi anlatıyorum. Herkes kahkahaya boğuluyor.
Ben ise içimden gözyaşı döküyorum.

Sen hiç birine aşkla bir şey imzaladın mı? Sonrası benim gibi yıkım oldu mu? Yoksa sadece ben mi parayla soyadı tek pakette dağıtacak kadar kelek çıktım?

Rate article
Lifequest
Çocuklarına kendi soyadımı verdim. Şimdi onları ben geçindiriyorum, eski eşim ise biyolojik babalarıyla mutlu mesut yaşıyor. Size anlatayım, nasıl “esprili adam”dan iki çocuğun sadece sinema parası gerektiğinde mesaj attığı, yılbaşında ise yüzüme bakmadığı resmi banka babasına dönüştüm. Her şey üç yıl önce başladı. Müthiş bir kadın olan, boşanmış ve iki çocuk annesi Elif’le tanıştım. 8 ve 10 yaşında iki çocuğu vardı. Aklımı başımdan aldı. Tam bir kör kütük âşık oldum. Elif sürekli diyordu ki: “Çocuklar sana çok alıştı, seni çok seviyorlar!” Saf gibi ben de inanıyordum tabii. Çocuklar nasıl sevmeyecek, her hafta sonu onları lunaparka götürüyorum. Bir gün, öyle kader belirleyen “büyük lafların” edildiği bir sohbette, Elif dedi ki: — Çocukların babasının soyadını taşımaması içimi acıtıyor. Hiç resmî olarak tanımadı onları. Ve ben, o hayatımın muhteşem (!) anında dedim ki: — İstersem onları evlat edinebilirim. Sonuçta artık kendi çocuklarım gibi oldular. Filmlerdeki o anı bilirsiniz, her şey durur ve arka plandan bir ses “tam o sırada her şeyin yanlış gittiğini anladım” der ya? Bende öyle bir ses olmadı. Olmalıydı. Elif gözyaşlarına boğuldu, çocuklar bana sarıldı. Kendimi kahraman sandım. Aptal bir kahraman ama kahraman. Avukatlar, noterler, mahkemeler… Her şeyden geçtik. Çocuklar resmî olarak “Emir Yılmaz” ve “Ece Yılmaz” oldular – BENİM soyadımla. Ben mutluydum. Elif mutluydu. Hatta küçük bir “aile kutlaması” bile yaptık. Altı ay sonra. SADECE ALTI! Elif dedi ki: — Konuşmamız lazım… Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama… Onur geri döndü. — Hangi Onur? — dedim ama aklımda kim olduğu belliydi. — Çocukların biyolojik babası. Değiştiğini söylüyor. Sorumluluk sahibi olmuş. Ailesini geri istiyor. Nutkum tutuldu. — Peki ne yapacaksın? — Şans vereceğim. Çocuklar için, anla beni. Tabii ki anladım. Adeta dışarı işaret eden bir neon tabela gösterilmiş gibiydi. — Elif, ben çocukları EVLAT EDİNDİM. Artık resmen benim çocuklarım. — Evet, evet… Onu sonra çözeriz. Şimdi önemli olan çocukların gerçek babalarıyla olması. “Sonra çözeriz.” Yani sanki elektrik faturası gibi. Avukatıma gittim. Adam az kalsın kahvesini püskürtecekti. — Tam evlat edinme mi imzaladın? — Evet. — O zaman sen babasın. Tüm sorumluluklar – nafaka, okul, sağlık… Hepsi sende. — Ama artık anneleriyle birlikte değilim ki… — Fark etmez. Baba sensin. Kanun böyle işliyor. Ve işte bugün: Elif’e nafaka ödüyorum, o ise Onur’la – yani biyolojik babayla – BENİM evimde mutlu mesut yaşıyorlar. Çünkü “çocukların düzeni bozulmasın”. BENİM evimde. Benim aldığım evde. Ama ben çekip gittim, “çocuklar için çok travmatik olur” dediler. En absürd olanı? Hiç ortalıkta olmayan Onur şimdi çocukları parka, maça götürüyor, aile babası rolünde. Ben ise her ay avukatımın e-postasını alıyorum: “Nafaka yatırıldı: ₺XXX” Yanında da üzgün suratlı emoji. Hiç faydası yok. Geçen ay Emir yazdı: — Selam, biraz daha para yollayabilir misin? Yeni spor ayakkabı istiyorum. — Onur alamaz mı? — Dedi ki, resmî babam sensin. O sadece kalben baba. Kalben baba. Ne güzel! Ben banka transferiyle baba oldum. Evlat edinmede karar çok zor bozuluyor. Mahkemede “Çocuklarını terk eden kötü adam” konumuna düşmek var. Arkadaşlarım artık acımıyor. — Kanka, bunu iyi fikir sandığın an hangisiydi? — Âşıktım. — Aşk aklı tam devre dışı bırakmaz ki… Haklılar. Şimdi herhangi birinin, yanında kendi çocuğu olmayan bir sevgilisine baba rolüne geçtiğini görünce haykırmak istiyorum: “İMZA ATMAYIN! AMCA OLUN, SEVGİLİ OLUN, NE OLURSANIZ OLUN AMA İMZA ATMAYIN!” Annem ise sadece dedi ki: “Aşk seni salak etti” Ve öyle sıkı sarıldı ki canım daha da yandı. Dün yine: “Acil harcama: Okul ihtiyaçları – ₺XXX” Acilmiş. Sanki okul her yıl yeniden icat ediliyor. Elif mutlu aile tablosu paylaşmaya devam ediyor. Çocuklar – BENİM soyadımla – yıllarca onları ortada bırakmış adamla dolanıyor. Tüy dikeni? Ece (10 yaşında, evet Instagram’ı var…) biyografisine şunu yazmış: “Elif ve Onur’un kızı ❤️” Benim adım? Hiçbir yerde. Ben onların hayatındaki görünmez sponsorum. İşte şimdi buradayım – ayda 15 bin lira eksik, iki “çocuk” sadece para isterse hatırlıyor, ve aşk uğruna hayatımdaki en aptalca hatayı yaptığımı bilerek. Tek iyi yanı, bana “Çocuğun var mı?” diye sorduklarında “Evet” deyip bu hikâyeyi masada anlatabiliyorum. Herkes gülerken ben… içten ağlıyorum. Ya siz? Hiç aşkla attığınız bir imza pahalıya patladı mı, yoksa soyadını ve banka hesabını bir arada “paket olarak” bağışlayan tek ben miyim?