– Kızımla baş başa tatile çıkmaya korkuyorum vallahi, sen de anlarsın; iki kadın, dili bilmiyoruz, bir şey olsa ortada kalırız… – dedi kayınvalidem, elini sallayarak. – Ama siz ikiniz de gelince içim rahat ediyor, sıkıntı olmaz diye düşündüm.
Hep birlikte oluruz ya, bir şeye ihtiyaç olursa ulaşırız hemen.
Ay, Asuman o kadar hep birlikte olacağımızı hiç tahmin edememişti!
– İçim burkuldu vallahi… – diye iç geçirdi Asuman.
Asuman, Kadir, Vildan ve Kerimle tatil planlarını daha bundan altı ay önce kurmaya başlamışlardı.
Kadirin kardeşi Kerim ve onun eşi Vildan, tam böyle tatil arkadaşı; hani derler ya, nerede, kiminle olursan ol, ne yapsan eğlenirsin bu dörtlünün zevkleri, tatil anlayışı, eğlence beklentileri hep birbirine çok uyuyordu.
Geçen yıl iki kez birlikte dışarı çıkıp tatile gitmişlerdi ve ikisinde de herkes memnundu.
Ama işte bu sefer…
Yani, Asumanın aklına Vildanın tam tatil öncesi hasta olmasını suçlamak gelmezdi bile.
Ama canı sıkılsın tabii, haksız mı? İnsanın hevesi yarı yolda kalınca üzülüyor işte…
– Ne yapalım artık, tarihi yerleri filan bu sene size bıraktık, biz olamayacağız… – diye dertlendi Kerim.
Kadirin kardeşi Kerim de çok istiyordu gitmek, ama hasta karısını bırakıp eğlenmesi olacak şey değil, ona yakışmaz.
Zaten kimse de ondan gitmesini beklemezdi.
Ama işin kötüsü, tatil parası yandı; bilet, rezervasyon iadesi de olmuyor doğru dürüst. Ha bir de hayaller var, onlar da yandı.
– Asuman, Kadir, benim harika bir fikrim var! – dedi akşamına birdenbire Kadir ve Kerimin annesi Saliha Hanım, eve uğrayınca.
Saliha Hanımın ev ziyareti çok olağan bir şeydi, çünkü Kadir annesiyle çok yakın bir ilişkidedir.
Aslında kadın iyi insandır, laf yok yani.
Elbette, klasik Türk kayınvalidesi dırdırları var: Ara ara kızım, şöyle yap, böyle et demeden duramaz. Ama hangimizin kayınvalidesi durabiliyor ki? Arkadaşlarımın kayınvalidelerine bakınca bana en rahatını denk getirmişler, şükretmek lazım…
Yani evet, Saliha Hanım sık sık (neredeyse haftada dört kez) uğrardı.
Ama şöyle düzgünce büyük laflar, ders verme modları da iki haftada bir falan gelir; çoğu zaman önerileri de işe yarıyor hani, o yüzden pek takılmazdım.
Yani birlikte tatile gidelim deyince de kötü bakmadım; annelik işte, sıkılıp evde oturmasın, Polinayı da alalım, Kerimlerle Vildanın biletlerini üstüme alıp gidelim dedi.
Hem güneyle, sıcakla kemiklere de iyi gelir, yeni yerler görmüş oluruz diye ekledi kadıncağız.
– Kızımla baş başa zor olur, sen de bilirsin dil yok, yol bilmiyoruz. Ama sizle daha cesur oluyorum, ne olur ne olmaz. Hep birlikte olacağız, iyi olur… dedi Saliha Hanım tekrar.
Ve Asuman işin nasıl hep beraber olacağını hiç tahayyül etmedi tabii.
Yoksa o yolculuğa asla çıkmazdı.
Ama bir taraftan da iyi oldu, eşinin ailesinin, hatta Kadir’in karekterinin aslına bakmamış olsaydı, düğün sonrası tablolar değişirdi, ayrılmak daha zor olurdu. Şans eseri az hasarla kurtuldu yani.
Tatile beraber gidelim deyince arkadaşlarım bana deli gözüyle baktı.
Kim kayınvalidesiyle; hem de daha evlenmeden birlikte tatile çıkar? Çıkar kafadan bu işi, kayınvalide seni didikleyecek, illa kurallarını koyacak, oğluyla seni yontacak, tatili burnundan getirecek dediler.
Hem yanında Polina da var; şimdi bir de genç kızı mı eğlendirmek gerek?
Ben de dedim ki, Polina zaten on dokuz yaşında, kendi halinde bir kız, dışarıda da benimle selam sabah dışında konuştuğu yok. Bir tuzluğa uzan der, bir de hal-hatır sorar. O kadar. Günübirlik ilişkimiz var. Tatile gidince birdenbire canım yengemmm olacak hali yok ya?
Saliha Hanıma bakarsak… E tabii, orta yaşlı bir kadın olunca ona göre program yapılır. Ama ne olacak ki? İki haftacık katlanırız, sonra bir daha isterse yok canım, seninle zor oluyor, bir dahakine başka planımız var deriz, kabalık da yapmamış oluruz. Öyle büyütmeye gerek yok.
Arkadaşlarım da Saliha Hanımı tanımaz ki… Hepsi kendi kayınvalidesiyle kıyaslıyor. Bir ara bana, Seninkisi Melek, bizimkiler şirret! diyorlardı, şimdi tam tersini iddia ediyor, Aman, gitme, tatil zehir olur! diyorlar.
Ama nasıl vazgeçeyim? Kadın heveslendi, Kadir de annesini tatile götüreceğiz diye havalarda uçuşuyor.
İlk sıkıntı daha uçakta çıktı.
Polina, cam kenarına kurulunca kimse itiraz etmedi. Ben için sıradan, iş seyahatleri yüzünden zaten camla işim olmaz. Kadirin de pencereyle işi yok, kulaklığını takar film izler. Benim için de koridor önemli; tuvalete gitmem gerekirse kimseyi atlatmam.
Karşıma Saliha Hanım oturdu; epey gergin duruyordu, özellikle türbülans başlayınca iyice titredi, gözlerinden yaşlar süzülecek sandım. Geç oğlunun yanına, yanında rahat hissedersin, deyince tabii ki hayır diyemedim.
Ama ne hikmetse, türbülans geçince kimse bana yerimi geri vermedi.
Üstüne, Saliha Hanım, Kadirin ekranında ne var ne yoksa bakmaya başladı, sonra kafasını oğlunun omzuna yaslayıp uyudu.
Şimdi boşuna kızma, bak sen de korksaydın, dönüp geri oturacak halin olmazdı, sırası değil insanı uyandırmak… diye kendimi telkin ettim.
Ama içimden bir ses, neden Polina değildi yer değiştiren, o da filme daldı, camı çoktan kapadı? deyip duruyordu. Hele o aile saadeti tablosu arttıkça, ben sinir oldum. Bu his, havaalanında daha da çoğaldı.
Kadir, iner inmez annesinin valizini bulmak, su almak, bilmem ne yapmak için seferber oldu; bense yokum gibi. Sanki ben bu tatilde fazlalıktım. Hiç kimsenin umrunda değilim.
– Canım sen de abartma artık, kimse seni dışlamıyor. Annemin ilk defa yurtdışına çıkışı, biraz stres olmuş, iyiydin yani…
Niye geldi o zaman annen bizimle? demedim tabii.
Ama aklımın bir köşesinde hep annemin bana küçüklükten beri aşılamaya çalıştığı büyükleri üzme, yardım et, kendinden ödün ver sesi çınladı; tamam, ben sağlıklı bir kadınım, sürekli bana hizmet edilecek değil ya… Kadının hakkı biraz ilgi görmek, Kadir de iyi oğul, ona sahip çıkıyor.
Sonuçta, bana bir şey olmadı yani, Kadir annesine yardım ederken benim kimseye ağırlığım olmadı.
Ama gel gör, uçakta ve havaalanında yaşadıklarımız tatilin başlangıcıymış meğer.
Çünkü daha birinci akşam Saliha Hanım, tokmak gibi elindeki valize tutunmuş, törenle bizim odaya taşındıAma o tatilin bana kattıkları, sandığımdan çok daha fazlası oldu.
İlk sabahki kahvaltıyı anlatamam; Saliha Hanım, yanında getirdiği minik kavanozdan reçel, Polina ise kendi getirdiği Norveç çikolatasını masaya çıkarınca, üçümüz bir anda dünyanın en absürt aile tablosunu çizdik. O an gülmekten gözümden yaş geldi, kendi annemi, geçmiş tatillerimizi özledim belki de. Kadir ise, hepimize göz kırpıp mavi tabaklara ekmekleri yerleştirmeye koyuldu. Aslında dışlanmıyormuşum, bazen sadece gözlüğü değiştirmek gerekiyormuş.
Tatil boyunca Saliha Hanım her gün yeni bir şey keşfetti; ilk defa deniz kabuğu topladı, ilk defa dondurmasını külahla yedi. Polina, her akşam yemekten sonra benimle kısa bir yürüyüş yapmak istedi; ilk başta garipsedim, sonra anladım ki onun da bana anlatacak hevesi, soracağı minik sırları varmış.
Kendimi hiç beklemediğim kadar onlara yakın buldum. Yalnız kalmak ya da mükemmel olmak zorunda değildim; her birimiz, bu karmakarışık tatilin bir ucundan tutarken, farkında olmadan ufak bir aileydik. Herkesin payı, duygusu, kırgınlığı, sevinci vardı tıpkı her yolculukta olduğu gibi.
Dönüş yolunda türbülans yine başladı, bu defa gülüştük. Kadirin omzuna yaslanan bu kez ben oldum; başımı onun göğsüne yasladığımda, Saliha Hanım elimi tuttu. Polina, camdan dışarı bakarken bana küçük bir çikolata uzattı.
İşte o anda, tatil albümümüzdeki bütün zorlukların, kazaların, gülmelerin; hepsinin yeri vardı. Farketmeden en çok ihtiyaç duyduğum şeyi bulmuştum: Kendi ailemin, ait olduğum tablonun sıcaklığını. Ve galiba, yeni bir tatilin hayali ise şimdiden hepimizin aklındaydı.
Belki de, bazen insan gerçekten nereye gittiğine değil, kiminle yol aldığına bakmalıydı.




